Hiç kitap okumayan birinin, hayatının sonunda kitap sayfası olan ağaçtan
ne farkı var, kımıldayan canlı olarak? Pek farkı yok. Ve fakat buna rağmen,
hiç kitap okumayan ne kadar çok odunsal arkadaş var. Farkettikçe endişeniz
çoğalıyor. Bir gün algılıyorsunuz ki, kimse kitap okumuyor. Satın almıyor
değil, alıyor, okumak istiyor, başlıyor, bir kaç sayfa sonra pes ediyor.
Okuma alışkanlığı, keyfi, gereksinimi yok onun.
Bir kitapçıdayız. Kitap bakanlar arasındayım. Yağmurdan kaçtığı için kitap
bakıyormuş gibi yapıp yanındaki kızı kesen var, kesilip de, kesildiğinin
farkında olmayan kız Attilâ İlhan’ın Sisler Bulvarı kitabının son baskısını,
yeni bir şairi keşfetmenin heyecanıyla incelemekte, sakallı bir herif
bütün raflara göz gezdirip hızla dükkânı dolaşmakta, sivilceli bir oğlan
porno dergileri incelemek derdinde, kimsenin ona bakmayacağı ânı beklerken,
hemen porno dergilerinin yanında bulunan, onu hiç ilgilendirmeyen, yarış
arabaları dergilerine boş bakmakta...
Ben genelde bildiğim, okumaktan keyif aldığım yazarların yeni kitaplarını
kovalarım kitapçılarda. Yeni çıkan, herkesin aldığı, en çok satanlarla
pek ilgilenmem. En çok satanlar içinde sevdiğim bir yazar varsa, ona da
çok satıyor diye haksızlık etmem. Ayrıca, beğendiğim yazar çok satıyor
diye, mutlu olurum. Yazarlarını izleyen tiryaki bir okuyucuyum. Üstelik
yazar olduğum için, yazma uzmanı olmayanlarla pek ilgilenmem. Durumum
özel yani. Ve fakat arada keşif mahiyetinde, hiç tanımadığım yazarların
kitaplarını da kurcalar, anlatımı beni saranları alır, onlarla tanışır,
belki okurları olur, belki olmam. Benim kitapçıdaki durumum oldukça özgün
ve derin bir arayış. Hafta sonu tatile gidicem, okumalık ne alsam, biçiminde
kitapçı dolaşanlardan değilim.
— Size nasıl yardımcı olabilirim? diye yanaşan bir tezgâhtara,
— Faktör ol git ve beni kitaplarla başbaşa bırak kardeşim! diyen, tek
kitap alıcısı benim herhalde. Bunu düşünen bir sürü insan olmuştur, ama
tezgâhtara verilmesi gereken o cevabı vermemiştir.
Bizde kitap satıcısı da, edebiyat keyfiyle yoğrulmuş, sattığı kitapların
çoğunu okumuş, bu aşkla kitap satan tipler değil. Eskiden öyle kitapçılar
vardı. Orada oturup edebiyat sohbetleri yapılırdı. Bir kitaptan uzun uzun
konuştuktan sonra satın alırdınız onu. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Aksaray’daki
kitapçı dükkânı, bir edebiyat lokaliydi. Şimdiki kitapçılar daha çok kırtasiyeci.
Kimi oyuncak satıcısı kitapçılar var, onlarda kitap yok ve fakat tabela:
ŞEN KİTABEVİ! Pek ilaç satmayan, deniz kıyısı eczaneler gibi.
|