| Hakikat Bir Hayaldir Efendim
Sevim Burak konuşuyor.
|
| |
|
Masamda tomarla dosya. Dosyaları araladıkça içlerinden eskimiş saman
kâğıdın kokusu yükseliyor. Kâğıtlar saçıldıkça sararmış solmuş, kimi daktilo
edilmiş-üstüne yeniden kalemle düzelti ve değişiklikler çiziktirilmiş,
kimi parça parça kâğıtlara elyazısıyla düşülmüş –birbirine iğneyle iliştirilmiş–
iğnelerin pası çıkmış, kimi üstüne notlar alınmış bir zarf, mektuplar,
kimi karalamalarla dolu bir yığın sayfa... Üstlerinde Sevim Burak’ın parmak
izi, göz izi, ruh izi var.
Yazarın bir anlamda hayatının projesi olan ve ölümüyle tamamlanamadan
kalan, uzun yıllar üzerinde çalıştığı, son gençlik aşkı olarak nitelediği
romanı Ford Mach I bu. Çünkü ben, 30 yıldan beri yazdıklarımı bitiremem
– Ben her seferinde bitirene kadar her şey değişmiş olur – (yazdığım her
şey ne ise) Örnek mi istiyorsunuz? İşte ben yazıma başladığım zaman Bağdat
Caddesi’nde gül bahçemde oturuyordum – Ama Bağdat Caddesi yıkıldı – Cadde
boyunca dev inşaatlar yapıldı – Apartmanlar, gökdelenler yükseldi – İnşaat
kulübeleri Bostancı’ya doğru ilerledi – Benim evim Erenköy tramvay durağındaydı
– Ama tramvay kalkmış – Tramvay rayları da sökülmüş olduğu için evim tramvay
durağında da değil artık – Kısım kısım caddenin işgali altındayız –
Düş ve gerçeğin içiçe geçtiği, ölümcül ve imha edici bir aşkın kendi kendine
konuşurmuş gibi akan öyküsüdür bu. Sevim Burak mekân olarak Bostancı’dan
Feneryolu’na kadar uzanan Bağdat Caddesi’ni seçmiştir. Bağdat Caddesi
“yeni düşmanlar”la dolu bir mekândır. Yeni düşmanlar eskilerinden nitelikçe
farklıdır. Eski düşmanlar fakir ve namusluyken, yenilerinin dili ayrıdır,
hâtıraları yoktur ve bunlar zengin düşmanlardır. Rasgele bir yerde durup
bir dakika bakmak yeter – Rasgele bir yerde düşmana hep bakmak lazım kendinizden
dışarı – yoksa onları göremezsiniz – Bazen keskin bir araştırmaya bağlıdır
– çok derinlerde gizlenirler – göremezsiniz – ama onların her yerde kolları
vardır – ahtapotun kolları gibi – birini keserseniz öbürü çıkar – onların
kolları olmasa bile – bu kolları düşünmek kâfi gelir – kendimize fazla
bakarsak onları göremeyiz –
Büyük işgallerin hırsızlık ve taarruz şeklinde, birdenbire olmadığını,
bunun uzun zaman işi olduğunu söyleyen Sevim Burak, Ford Mach I’in başında
önce toplumsal kuşatılma ve işgali anlatır. Amerikan kapitalizminin nasıl
adım adım Bağdat Caddesi’ne girdiğini anlatırken dükkân panolarında yer
alan adları sıralayarak dilden başlayan kuşatmaya dikkat çeker. Dışarıdan
başlayan bu kuşatılma, giderek bir iç kuşatılmanın anlatımına dönüşür.
HEY BÜYÜK ALLAHIM kimse kimseyi görmüyor / Herkesin yüzüne bakıyorum beni
gören yok / beni bir kişi bile tanımıyor / önümden beni görmeden geçiyor.
Yabancılaşmanın bireydeki izdüşümü ve içine yürüyüşün sorgulanması başlar.
Sevim Burak dış dünyadan sıyrıla sürtüne koparak kendi içine yürüyenlerin
hikâyesini anlatır. Yavaş yavaş kalın, tozlu bir perdeyi yırtıp nerede
esir alındığımı ortada bir sebep yok – çıldırdığımı – mağlup edildiğimi
anlamaya başlıyorum–
Bu mağlubiyeti yer yer ince bir ironiyle: Bak şimdi tebeşirle çiziyorum
– Bu martavalları biz çok duyduk – Yok rayları tebeşirle çizip üstünden
tramvay gibi geçecekmiş – Yok o tramvayda beş yaşında bir kız çocuğu olup
vatmanın omuzuna oturacakmış – ille oturacağım diye ağlayacakmış – yok
kendi dedesi olup yaptığı yaramazlıkları dedesinin ağzından anlattıracakmış
ölmüş adama – Yok kayınpederinin paltosunu kesip çocuklara elbise yapacakmış
– Yok otomobil yarışlarına girip kazanacakmış gizli kahraman olacakmış
– Yok düşmanla gezmeye gidecekmiş – yer yer acıyla: Ölüyüm ama zihnim
çalışıyor – Yüzümdeki demir peçeyi (yavaş yavaş demir bir kapıyı açar
gibi gıcır gıcır ses çıkarıyor) kaldırarak nasıl öldürüldüğümü görüyorum
anlatır. Ölümünün başladığı nokta, onun kimliğine büründüğü bir arabadır:
Ford Mach I. Fakat bu, diğer Ford Mach I’ler gibi hür, serbest değildir:
içedönüktür ve herkese düşmandır. Açlıktan yer. İki çocuğunu yemiştir
ve bunu kimse anlamamıştır. Bu Mach I’in farkı sürüyü terk etmiş olmasıdır.
çünkü hiçbirinin ismi benim dilimde yokmuş – oturduğum ev, eşyalar üstümdeki
elbiselerim aynı kalmakla beraber bu yabancı kentte (şirin Erenköy nerdeyse
kent olmuş) ben de kendime yabancılaşmışım (işte o yabancılaşmaların binlercesinden
bir tane) ne zaman rahat rahat şöyle kendimi dinleyecek, hayal kuracak
olsam sanırım ki benim için en önemli mesele beni bu dünya yüzünden silmeye
çalışan – 25 belki 50 yıl – ömür boyu süren boğuşmayla içine girmesine
karşı koyduğum – dayandığım – savaştığım – bana kendi adını veren – O
içime girerken aslında benim de onun içine girdiğim ve o olduğum – yıllarca
karşı koyduğum savaştığım DÜŞMAN’LARDIR.
Düşman, işgal edilme, hüviyet değiştirme
Sevim Burak, “Hikâye insanın doğduğu günden ölümüne kadar yürüdüğü yolda
kendi kendisine konuşmasıdır” diye açıklarken yazıyla, yazarlıkla olan
ilişkisini de ortaya koymuş oluyordu. Şüpheci bir dünya algısı üstünden
işleyen zihinsel süreçleri üslubuna da damgasını vurdu. Bölme, parçalama,
bozma ve yeniden kurma yoluyla dille biçimsel olarak oynaması da bunun
uzantılarından biri olarak değerlendirilebilir.
Değişen ve gitgide “düşmanlaşan” dış dünyanın özne üzerindeki ağır baskısı
sonucu, öznenin nasıl parçalandığını ve içedönük hale geldiğini anlatan
Sevim Burak için “dünya” bir tehdit öğesine dönüşür. Sevim Burak Ford
Mach I’de, bu düşmanlık karşısında “hüviyet değiştirme”yi iyice uç noktalara
götürerek düşmanının kılığına girer. “Kılığına girer” tanımını özellikle
seçerek kullandım; çünkü buradaki kadın kahraman hüviyet değiştirirken
düşmanla özdeşleşmekle, kendini ona katmakla kalmaz, onu da kendine benzeterek
düşmanda da bir değişime sebep olur, kendi özünü onun özüne katar. Düşmandan
biri olmakla birlikte ayrıksı duruşuyla dikkat çeken, kafasının içinde
24 bilincin farklı sesini duyan (şizofrenik), öfkeden kıpkırmızı kesilmiş
24 gözü korkunç ışınlar saçan (kindar) ve baktığını, bu kendi sonu bile
olsa görmek isteyen (imha edici) Mach I de yalnızlığı ve aykırılığıyla
sürüden ayrıdır. Böyle bakıldığında Ford Mach I, hem bir özyıkım hem de
bir özkıyım hikâyesidir. Sevim Burak’ın edebiyatında karşımıza çıkan paradoksal
yapı Ford Mach I’de belki de en keskin biçimine ulaşır. Bir yenişememe
gerçeğiyle boğuşarak yazılan Ford Mach I’deki otomobil aslında bir âşığa
tekabül eder. İşgal ve istila eden âşığa.
İşgal ve istila edilme, kişinin/toplumun kendi oluşunun ketlenmesi, hafızasızlaştırılma
ve yabancılaşma, yaşamı ve kendini ifade etme, yaşama-anlam alanlarının
daraltılması, engellenmesi gibi içerikler Sevim Burak’ın kahramanlarını
da kıyıda yaşayan, farklı kahramanlar kılar. Bu sınır varlıkları kâh aşina
kâh yaban dünyalar arasında dolanıp durur.
Sevim Burak’ın Ford Mach I’deki kadın kahramanı ehil bir kahraman değildir.
Bir zamanlarki reklam filmlerinden hatırlayacağımız bir tiplemeye gönderme
yaparak işaret ettiği, her yerde sıklıkla karşımıza çıkan, Ömrü boyunca
nazik ayağının tabanını yere basmamış olan BAYAN REKSONA KADİL değildir
o: baktığı şeyi her bakışında biraz daha hafif – biraz daha şeffaf – biraz
daha “hiç”miş – biraz daha “yok”muş gibi kılan. Sevim Burak’ın kahramanları,
tırnak içinde kalan hiçlikten, yokluktan bilinçli adımlarla hızla uzaklaşan
ve bu uzaklaşmayla hiçliği, yokluğu varoluşsal öğeler olarak bünyelerine
alan ağır kahramanlardır. Uçucu görünen, bir olan bir olmayan, kırılgan
ve ağır, hayatla derdi olan: ölümden, yalnızlıktan, yabancılaşmadan, korkudan,
şüpheden, düşkırıklığından payını almış, dilleri gitgide bütünden ayrılan,
bu ayrışmayla munisleşmeyi-ehlileşmeyi reddedip saldırganlaşarak kendini
imha etmeye giden, öcünü ve öfkesini kendine yönelten travmatik kahramanlar.
Ne de olsa HAKİKAT BİR HAYAL’DİR EFENDİM / HAYAT’TA TEK DEĞER VERDİĞİ
ŞU HAYAL’DİR EFENDİM / HAYAL İÇİN GARİPTİR Kİ LAZIM GELEN İYİ NİYET’TİR
EFENDİM. İyi niyetin artık esamesinin okunmadığı bir dünyada hakikat ve
hayalin alanlarının birbirine karışması imkânsız olacak ve her türlü değersizlik
mümkün olacaktır çünkü.
|