Okuma - Yazma - ı

Levent Şentürk


Birinci Ders:


“Oktagraf”

İmgelemin büyük çarkını harekete geçirecek, onun gece ve gün arasında hüküm süren çevrimsel uykusundan uyandıracak bir makina düşlenebilir mi? Onu kullanabilmek için sekiz kitap seçmeniz gerekecek. Neler olabilirdi bunlar? Her seferinde farklı yanıtlar bulacak bir soru herhalde bu.
Her kütüphanede bulunmalı bu tür (‘tür’?) cihazlar. Günlük okuma programı oluşturmak için son derece yararlı olabilir. Üşengeç okurun bile iştahını kabartabilecek bir ‘döneç’ -kimi kitapları dönüp dönüp yeniden okumak isteyebilir çünkü. Metinlerin dönmedolabına binecek şair aranıyor! Böylesi bir enstrüman hem sadece okumaya mı yarar? Sekiz kitabı aynı anda yazan, sekiz beste üzerinde çalışan bir ‘octagraf’ için, sekiz olmuş bir yazar için, evet bir sekizbacaklı, bir ‘arachnodaktili’, yani kısacası bir ‘örümcekparmaklı’ için de pekâlâ tezgâh görevi görebilir.
İkinci Ders:


“Tahterevallograf”

Hafızanızı üretebilecek olsanız geçmişten mi, gelecekten mi seçerdiniz malzemenizi? Bu makina devinmeye başladığında göreceğimiz şey, belki de bu: Hafıza. Ama bir iyelik eki olmaksızın düşünülebilir mi bu sözcük? Devinimle beraber, bir bildirim belirecek, onun yalın olmayacağı kesin. Bir kübün içi görünüyor sanki, bir saatin içi. Yoksa bir çağın kesiti mi?
Ama zaman saatin içinde saklanıyor değildir artık bu çağda. Anımsanan zamanın dolambaçlı gösterisine hazırlanan akıl, akılalmaz bir silsile kurmuştur çeküllerden, makaralardan, çarklardan, mafsallardan. Ölçüm, tartım, hayalgücü, teknik, teknoloji –anımsanacak ne çok şey olduğu görünüyor: Batılı imgelem bir tahterevallidir topu topu, bunu bir kenara yazın. Yanılgının birimleri: Birbirinden ayrı, birbirine bağlı.

Üçüncü Ders:


“Konstelograf”

Üçüncü makine ile şimdinin kavşağına geldik: Yazmanın kavşağına getirdi bizi Libeskind. Okuma makinası Ortaçağ’ı, Petrarca’yı imliyor; hafıza makinası Rönesansı, Erasmus’u ve bu sonuncusu da Voltaire’i. (Her makinaya isim vermemiş elbette Daniel Libeskind, oktagrafı, tahterevallografı, konstelografı ben uydurdum.) 7x7’lik bir matris olarak kurulmuş bu düzenek, üzerine 49 küp monte edilmiş. Bu makina gerçek bir yazıcı ama yine de ‘ümmi’: Metal küplerin her biri farklı hızlarla dönüyor. Her kübün dört yüzüne farklı simgeler kazılmış. Devinim başlıyor ve kehanet gerçeğe dönüyor: Kentler, düşsel varlıklar, bina türleri, tanrılar, işaretler, azizler, unutulmuş gerçeklikler görünüp kayboluyor yazı evreninin haritası oluşurken. Cesaretiniz varsa bir anını bir paftaya aktarıp bakın.

Makinalar okuma yazma bilmez.