Bütün oyun boyunca arka planda kısık bir tango duyulur.
ERKEK : “Daha nice mutlu yıllara!” mı diyelim? Evet, “Nice mutlu yıllara!”
KADIN : Dokuzuncu yılımız için!
Kadeh tokuşturma ve arkasından da bir öpücük sesi.
ERKEK : Bu kez geçen yılki unutkanlığımı affettirdim mi acaba?
KADIN : Zahmet etmişsin. Ne yalan söyleyeyim, bu kadarını hiç beklemezdim
doğrusu... Masada mum... Bu şarap, mezeler, müzik... İçeri girince şaşırmadım,
desem yalan olur. (Hafiften gülerek) Sana bir itirafta bulunayım mı? Sen
beni arayıp “Erken geliyorsun, değil mi?” demesen, o serginin açılışında
olacaktım şimdi.
ERKEK : Bu yıl da sen unuttun ha? Demek insan unutabiliyormuş. Ödeşmiş
oluyoruz!
KADIN : Sen nasıl anlıyorsan öyle! Zaten geçen yıl sana öyle kızmıştım
ki, “Bir daha” dedim, “Bir daha asla...”
ERKEK : Ben geçen yılın hesaplarını çoktan kapattık sanıyordum. Hem sen...
Kadının cep telefonu çalmaya başlar, ama yanıt vermez.
ERKEK : Cebin çalıyor. Çantanda galiba.
KADIN : Duyuyorum.
ERKEK : Baksana kimmiş? (Telefon susar.)
KADIN : Kimse kim. Boşver şimdi.
ERKEK : Böyle bir geceyi çoktan özlemiştim biliyor musun? Kendi evimizde.
Baş başa... Sakin bir kafa ile. Kadehini alsana, haydi bir daha... (Kadeh
tokuştururlar) Bir dakika... (Hışırtılar) Bunu da senin için aldım! Aç
bakalım, içinde ne var?
KADIN : Benim için mi? Evlilik yıldönümü hediyesi... Dur, bakayım. Bir
kolye... Bu akşam ne kadar da incesin?
ERKEK : İzin ver, ben takayım. Çok güzel oldu. Ben sana hep zevkli birisi
olduğumu söylemez miyim?
KADIN : Ben sana hediyeni alamadım daha. Söyledim ya aklımdan tümüyle
silinmiş. Senin işlerin, benim işlerim... İş toplantıları, ekonomik kriz
filan... Koşa koşa geldim eve zaten.
ERKEK : Hep böyle sürecek değil ya! Değişecek bir yerde. Doğru söyle,
güzel mi?
KADIN : Hele bazen durup dururken ortaya çıkan şu senin iş gezilerin!
Evet, tabii... Güzel. Teşekkür ederim. (Bir öpücük sesi...) Geçen yılki
o gezilerine hayrandım doğrusu! Bayağı yorulmuş olmalısın. Nasıl, zevkli
tarafları da var mıydı bari? (Kadının cep telefonu yine çalmaya başlar.)
Onları hâlâ hiç konuşmadık seninle!
ERKEK : Bu konuları açmanın zamanı mı şimdi? Hem şu telefona (kadının
telefonu yine susar) ya cevap ver ya da kapat gitsin. Bütün gece böyle...
KADIN : Sana ne canım benim telefonumdan? Belki de senin eski sevgililerinden
bir tanesi seni bana şikâyet etmek için arıyordur.
ERKEK : N’olur, bari bu gece yapma bunu! Nereden çıkarıyorsun bunları?
Ben evliliğimizi... (Kadının cep telefonu yine çalmaya başlar.)
KADIN : Bir dakika... (Sandalye sesi telefonunkine eklenir. Hışırtılar
ve sonra da 2-3 saniye boyunca sadece telefon sesi.) Kapattım işte!. (Telefon
susar.)
ERKEK : Neredeyse istatistiklere ben de inanacağım.
KADIN : Ne olmuş istatistiklere?
ERKEK : Onuncu yıla doğru evlilikler hep krize girermiş. Ekonomik kriz,
evlilik krizi... Demek böyle oluyormuş... Bu arada ben her yılki geleneksel
sorumu bu yıl da yinelemek istiyorum. Benimle bir yıl daha evli kalmayı
kabul ediyor musun?
KADIN : Geçen yıl bu soruyu sormayı unutmuştun ama...
ERKEK : Geçen yıl unutmuşsam, bu yıl unutmadım... Hem bu yıl da bugünü
sen unuttun!
KADIN : Geçen yıl sen unuttuğun için bu yıl da ben unuttum. Yoksa...
ERKEK : Bir teklifim var. İstersen biraz sonra dışarı çıkalım. Bir yerlere
gider, eğleniriz. Birkaç arkadaşa da haber veririz. Kimi bulursak...
KADIN : Yorgunum bu gece. Başka bir gece çıkarız... Şu kanepeye uzansam,
televizyonu da açsak, karşısında bir anda uyuyakalacağımdan eminim...
İyisi mi ben biraz senin kucağına uzanayım orada, sen de bana bir masal
anlatırsın.
ERKEK : Evlilik yıldönümünde sana masal anlatmak...
KADIN : Ben istiyorum ama...
Tabağa konan çatal, kaşık sesleri ve sandalyeler
ERKEK : Evet, koy başını şimdi şöyle. Şu yastığı da alalım. Rahat mısın?
Söyle bakalım, şimdi nasıl bir masal anlatayım sana?
KADIN : Herhangi bir masal da olsa olur. (Esner) Şarap da gevşetti galiba.
(Yorgun bir sesle) Çocukluğundan anımsadıklarından birisi de olsa olur.
Ya da sen kendin uydur işte bir şeyler.
ERKEK : Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde,
ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, deve tellal iken, pire
berber iken, İstanbul’da bir kadın ve bir erkek yaşarmış. Erkek ile kadın
her sabah işlerine gider, akşam da yorgun argın eve dönerlermiş. Bir gece
kadın, kocasının kucağına yatıp ondan bir masal dinlemek istemiş... Adam
da o iki kuşun masalını anlatmaya başlamış. Yuvalarını bir süre sonra
kötü bir kokunun bastığı o iki kuşun masalını... Ne yapsalar bir türlü
o kokudan kurtulamıyorlarmış, orayı bırakıp başka bir yere yuva yapmışlar,
ama orası da kokmaya başlamış. Bir gün bir arkadaşları onlara, “Bir de
şu deterjanı...”
Ev telefonu çalmaya başlar.
ERKEK : Şimdi de evin telefonu! Sen dur, bu kez de ben bakacağım.....
(Telefon sesi kesilir.) Alo... (6 saniyelik bir sessizlik) Alo?... Sesimi
beğenmedi herhalde. Kapattı...
|