Lautenwerck:
Barok dönemde imal edilip kullanılmış, bugüne hiçbir örneği kalmamış bir
enstrüman. Lavta sesi çıkartan, ama klavsen gibi çalınabilen bir çalgı;
lavta sesini taklit etmek için klavsen gövdesine metal teller yerine bağırsak
teller gerip, telleri çekme görevini kaz tüyünden yapılmış tırnaklara
vermişler, üzerine lavta gövdesi gibi bir ses kutusu eklemişler. Geriye
yalnızca hikâyeleri kalmış bir mitolojik hayvan, başı aslan, kuyruğu yılan
bir chimera sanki.
Bach’ın ölümünde çıkarılan miras listesine göre evinde iki tane Lautenwerck
varmış. Bu enstrüman için bir beste yapıp yapmadığı belli değil: Kimileri,
Bach’ın lavta müziğinin lavtada çalınmasının olanaksız olduğunu hatırlatarak
bunları aslında Lautenwerck için yazdığını söylüyor — meşhur “Bourrée”yi
içeren BWV 996 süitin (Bach’ın elinden çıkmamış) elyazması kopyasının
üzerine üçüncü bir kişi “aufs Lautenwerck” diye bir not düşmüş.
Armağan Ekici
Beşliler
Merak ve merağın yansımaları, hayatımın yarısını bunlar oluşturuyor. Bu
böyle olmasa, Berlin’de, bir kış akşamı Dahlem’in diplerinde bir kitapçıda
birkaç beyefendinin, Günther Anders adında, benim daha önce hiç adını
duymadığım, neredeyse unutulmuş bir filozof ve aykırı-düşünür üzerine
sohbetini dinlemeye gider miydim hiç? Akşamın sonunda da –bu da meraklı
olmanın sonuçlarından biri– Ketzereien (Zındıklıklar) adlı, arada bir
sağından solundan okuduğum bir kitap satın aldım. Dağınık çıkmalar ve
kışkırtmalardan oluşan bir kitap bu, bu yüzden parça parça okunmaya el
veriyor. Okuduğum kısımlar, çoğunlukla müzikle ilgiliydi; sık sık da epey
nevi şahsına münhasır düşünceler çıktı karşıma. “Daha ben çocukken” diye
yazıyor örneğin, “Schleswig-Holstein’lı köylü kızların süt sağarken paralel
beşli aralıklar kullanarak şarkı söylediklerini duymuştum; bizim kulağımıza
bu aralıklar üçlülerinden yoksun bırakılmış ve boş geliyor, ama bu kızların
kulağına öyle gelmediği açıktı. Üçlü ve altılı aralıkları, kilisede söylenen
ilahiler ve neredeyse her allahın günü duyulan org müziği yoluyla henüz
keşfetmemişlerdi.” (Ben de bir keresinde İsrail’de bir kibbutz’da ineklerin
Mozart eşliğinde sağıldığına şahit olmuştum; kimbilir ne denli armonikti
o ineklerin sütleri!) Anders ise, beşli aralıklardan sahte halk müziğine
doğru hiddetli bir geçiş yapıyor: “son yüzelli yılın bestecileri arasındaki
milliyetçiler, folklorcular ve egzotizm meraklılarının –Glinka, Grieg,
Wagner, Ravel, Rimski-Korsakof, Bartok, ta Enescu’ya kadar– beşli aralıklar
üzerinde böylesi ısrarla durmalarını anlamak kolay: bir parça pianissimo
‘la’ ve ‘mi’ notaları ile başladığı zaman, hemen bozkırların üzerinde
süzülen dumanın kokusu alınıveriyor. Çağımızın beşli aralıklarından sakınmak
gerek, aman dikkat! Hani şu güya otantik olup aslında iki su damlası kadar
birbirine benzeyen ‘köy yemekleri’ ne kadar gerçekse onlar da o kadar
sahicidir ancak. Ayrıca birbirleriyle ikame de edilebilirler: Rimski-Korsakof,
mesela, bir Fantasie Espagnole yazmıştı. Bütün dünyanın milliyetçileri,
birleşin!” Beşli aralığın kullanımında birleşin, demek istiyor. Yaptığı
Bartok’lu, Ravel’li besteci listesine şöyle tekrar bir bakınca tam olarak
ikna olmadığımı görüyorum ama olsun, aykırı-düşünürler vazgeçilmezdir:
o olmasa Schiller’in Ode an die Freude (Neşeye Övgü) içinde solucanların
cinsel yoldan elde ettikleri ‘Freude’ye de övgü düzdüğünü nereden öğrenecektim?
Ketzereien, Verlag C. H. Beck, Münih, 1996. Meraklısına.
Preludium (Concertgebouw ve Concertgebouw Orkestrasının
Program Dergisi), Şubat 2004
Çeviren: A. Ekici
|