N — Naz! Ne yapıyorsun öyle elinde kazma kürek? Kedi mi gene? Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları oksijenle açılmış, kalın
kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman
elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz
annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan
birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu
bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve
üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra
dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu... Annesi onu gün boyu uyumaya
zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli
bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu. Gar bekçisi canı çektikçe becerdiği halat saçlı kadınla kendisinden olma
ihtimalini ancak çok çok çok ama çok içtiği ve her şeyin mesela ray kenarındaki
yaban otlarının, arada karısının gelip şu tepeden topladığı ebegümecilerinin,
soldan ikinci makasın ortasında kendiliğinden biten cılız söğüt ağacının,
kulübenin önündeki asma çardağın ve hatta sobanın üzerinde kaynayan acı
çayın bile anason koktuğunu fark edip irkildiğinde, sarhoşluğu evet ancak
sarhoşluğu cümle âlemi onun kısık kirpiksiz bencil ve korkak gözlerinde
buram buram anason ettiğinde, aklına getirirdi. Getirirdi ve hemen akabinde
de aklından çıkarırdı. Bugün benim sözümü dinlemedin. Ben yokken dışarı çıktın dolaştın. Ben
sana ne dedim. Sözümü dinlemezsen gardaki kedilerden biri ölecek demedim
mi? Dedim. Ben dediğimi yapmaz mıyım? Yaparım. Bak bugün de bu sarı beyaz
ölecek senin yüzünden. Hoşuna gidiyor mu bu? Ağlama cevap ver. Hoşuna
gidiyor mu her yaramazlık yaptığında bir kedinin senin yüzünden bir kedinin
senin yüzünden bir kedinin senin yüzünden ölmesi? Ağlama cevap ver? Anne
bir daha yaramazlık yapmayacağım de? Bu öldürdüğümüz son kedi olacak anne
de... Kasabanın garında terk edilmiş bir sürü vagon var. Vagonların arasında
üstünde altında etrafında her yanında vahşi çocuklar gün boyu kovboyculuk
oynar. Ama hiçbiri içi perili diye bildikleri o kuytu vagona yaklaşmaz.
İçerden sıkı sıkı sürgülenmiş, dışardan zincirlerle kilitlenmiş, hayata
mühürlenmiş vagona göz ucuyla bile bakmaz. Hele hele vagonun yanı başındaki
kedi mezarlığına hiçbiri adımını bile atmaz. Bak bu tahtanın üzerine sarı beyaz yazıyorum. Naz yaramazlık yaptığı
için öldü yazıyorum. Şimdi koy torbaya kediyi. Al kucağına... hadi karanlık
değil ay var. Gündüz gibi dışarısı...Gel bak buraya kınalı tekirin yanına
gömeceğiz. Başıyla ayağı bir hizada olsun. Allah dağınıklığı sevmez Naz.
Bir yaramaz kızları sevmez bir de dağınıklığı. Hele yaramaz dağınık kızları
hiç sevmez... Düzgün kaz, toprağı çıkar kenara koy ki çukur derinleşsin.
Yoksa sen bir yandan kazarsın bir yandan doldurursun çukuru. Derin kaz.
Sansarlar çıkarmasın yine ölü kediyi. Allah ölülerin mezarlarından çıkarılmasına
çok kızar. Hem sansara kızmaz sana kızar. Naz neden derine gömmemiş kediyi
der... Yedi yaşındaki bir kız çocuğu bozkırdaki bir kasabada hurda bir vagonun kuytusunda annesini öldürmeyi düşleyebilir. Yedi yaşındaki bir kız çocuğu annesi anason bahçelerinin kraliçesiyken düşünün peşine düşebilir. Uyku ona yardım eder. Gece ona yardım eder. Bıçak ona yardım eder. Bıçakonayardımeder. Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on... — Naz! Yine mi kedi? Bodrum kattaki kız bebek hırsızıymış öyle mi? Aman Allahım! Demek kedi değilmiş gömdükleri. Tekirler sarı beyazlar sarmanlar... gece yarıları hızla kedilerin üzerlerinden geçen arabalar kamyonlar... sabah herkeslerden önce uyanmalar... bodrum katın hemzemin penceresini açmalar... pencerenin önünde ölü kedilerle göz göze gelmeler... ölü kedilere acımalar... çöpe atmaya kıyamamalar... torbaya koyup apartmanın yanındaki boş boş boş bomboş arsaya gömmeler... başlarına küçük tahta parçaları dikmeler... sağa sola tonla palavra... şöyle renkliydi, böyle tüylüydü, gözleri kehribar, kuyruğu palmiye demeler... hepsi hepsi yalandı demek. Bodrum kattaki kız bebek hırsızıymış... öyle mi? Ne korkunç! Hastanelerden yeni doğmuş bebekleri çalıp evde boyunlarını kırıp onları torbalara koyup yandaki arsaya teker teker teker teker teker teker gömmüş demek. Bu kız küçükken annesini öldürmüş demek... Evet küçükken... ölü annelerin ölü kedilere benzemediğini bilmezken... yeni doğmuş bebeklerin kedi kadar olduğundan henüz habersizken... annemi öldürdüm ben. Ya yakalanmasaydı hastanede yine... Ya girseydi benim evime... uzansaydı gece karanlığında beşikteki bebeğime... ya kırsaydı miniğimin boynunu... koysaydı torbaya... kör karanlıkta kazsaydı yeni bir çukur... bebeğimi gömseydi kedi niyetine... sabah ben bebeğim çalındı diye feryat figan ağlar, karanlık ağıtlar yakarken, Fadik abla deseydi, dün penceremin önündeki ölü kedinin gözleri seninki gibi yeşildi deseydi, tüyleri kızıl aynı senin saçlarının renginde kınalı... Bu katil yıllardır nasıl aramızda yaşadı... Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on... önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan
ebe. |
||||