Deli Kadın Hikâyeleri
Naz Neden Derine Gömmemiş Kediyi?


Mine Söğüt


N
Neden? Neden öldürdü bebekleri? Neden hepsini yandaki arsaya gömdü? Neden kimse fark etmedi... o eve bebeklerin geldiğini... o evde bebeklerin öldüğünü... bebeklerin yandaki arsaya teker teker gömüldüğünü...

— Naz! Ne yapıyorsun öyle elinde kazma kürek? Kedi mi gene?
— Kedi Fadik abla... kocaman tekir bir kedi. Dün gece yine sarhoşun biri ayı gibi geçmiş sokaktan. Koca hayvanı pestile çevirmiş... biliyorsun sabah pencereyi açınca... tam da evin önünde... ölü tekir kediyle göz göze...
— Tamam tamam kes anlatma! İçim kaldırmıyor senin ölü kedilerini...

Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu... Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.

Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on...
önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe.

Gar bekçisi canı çektikçe becerdiği halat saçlı kadınla kendisinden olma ihtimalini ancak çok çok çok ama çok içtiği ve her şeyin mesela ray kenarındaki yaban otlarının, arada karısının gelip şu tepeden topladığı ebegümecilerinin, soldan ikinci makasın ortasında kendiliğinden biten cılız söğüt ağacının, kulübenin önündeki asma çardağın ve hatta sobanın üzerinde kaynayan acı çayın bile anason koktuğunu fark edip irkildiğinde, sarhoşluğu evet ancak sarhoşluğu cümle âlemi onun kısık kirpiksiz bencil ve korkak gözlerinde buram buram anason ettiğinde, aklına getirirdi. Getirirdi ve hemen akabinde de aklından çıkarırdı.
O deli kadın hurda vagona gelip yerleştiğinde belli ki hamileydi derdi... Mart yorgunu dişi kediler gibi doğuracak bir kuytu peşindeydi derdi... hamile olduğunu bilsem elimi bile sürmezdim derdi... o kadar yalvarmasa kalmasına izin de vermezdim derdi... ama hamile ve deli ve hamile ve deli ve hamile bir kadını sığındığı köhne bir vagondan yaka paça dışarı da atamazdım ki derdi... kıyamazdım ki derdi... insanlığa sığmazdı derdi...
Çok sarhoşken vagondaki kadını becermeyi severdi...
Ay büyürken ışıklanan geceler, ay yokken derin bir karanlık...
Vagonda doğan bu kıza kim neden Naz ismini vermişti sahi? Gece bekçisi mi? Bekçinin karısı? Bekçinin karısının meraklı arkadaşı? Bekçinin meraklı arkadaşı? Hiçbiri? Hiçbiri olabilir mi? Olabilir. Belki kadının kendisi vermiştir çocuğuna bu adı. Olamaz mı? Halat saçlı deli bir kadın dolunaylı bir gecede bir başına terk edilmiş bir vagonun kuytusunda çığlık çığlığa doğurduğu ve hiç inanmadığı tanrısına ölü doğsa keşke yaşamasa diye dualar ettiği kızına Naz ismini veremez mi?

Bugün benim sözümü dinlemedin. Ben yokken dışarı çıktın dolaştın. Ben sana ne dedim. Sözümü dinlemezsen gardaki kedilerden biri ölecek demedim mi? Dedim. Ben dediğimi yapmaz mıyım? Yaparım. Bak bugün de bu sarı beyaz ölecek senin yüzünden. Hoşuna gidiyor mu bu? Ağlama cevap ver. Hoşuna gidiyor mu her yaramazlık yaptığında bir kedinin senin yüzünden bir kedinin senin yüzünden bir kedinin senin yüzünden ölmesi? Ağlama cevap ver? Anne bir daha yaramazlık yapmayacağım de? Bu öldürdüğümüz son kedi olacak anne de...
— Bir daha yapmayacağım anne söz yapmayacağım söz yapmayacağım söz
yapmayacağım söz anne yapmayacağım. Buöldürdüğümüzsonkediolacakannesözyapmayacağım...
— Bak boynu incecik. Hadi...

Kasabanın garında terk edilmiş bir sürü vagon var. Vagonların arasında üstünde altında etrafında her yanında vahşi çocuklar gün boyu kovboyculuk oynar. Ama hiçbiri içi perili diye bildikleri o kuytu vagona yaklaşmaz. İçerden sıkı sıkı sürgülenmiş, dışardan zincirlerle kilitlenmiş, hayata mühürlenmiş vagona göz ucuyla bile bakmaz. Hele hele vagonun yanı başındaki kedi mezarlığına hiçbiri adımını bile atmaz.
— Geçen hafta yedi mezar vardı, bugün iki mezar daha var.
— Mezar olduğu nerden belli oğlum?
— Aptal mısın be basbayağı hepsi de mezar işte. Başlarında tahta bile var.
— Ne yazıyor üstünde tahtaların?

Bak bu tahtanın üzerine sarı beyaz yazıyorum. Naz yaramazlık yaptığı için öldü yazıyorum. Şimdi koy torbaya kediyi. Al kucağına... hadi karanlık değil ay var. Gündüz gibi dışarısı...Gel bak buraya kınalı tekirin yanına gömeceğiz. Başıyla ayağı bir hizada olsun. Allah dağınıklığı sevmez Naz. Bir yaramaz kızları sevmez bir de dağınıklığı. Hele yaramaz dağınık kızları hiç sevmez... Düzgün kaz, toprağı çıkar kenara koy ki çukur derinleşsin. Yoksa sen bir yandan kazarsın bir yandan doldurursun çukuru. Derin kaz. Sansarlar çıkarmasın yine ölü kediyi. Allah ölülerin mezarlarından çıkarılmasına çok kızar. Hem sansara kızmaz sana kızar. Naz neden derine gömmemiş kediyi der...
Naznedenderinegömmemişkediyi?

Yedi yaşındaki bir kız çocuğu bozkırdaki bir kasabada hurda bir vagonun kuytusunda annesini öldürmeyi düşleyebilir. Yedi yaşındaki bir kız çocuğu annesi anason bahçelerinin kraliçesiyken düşünün peşine düşebilir. Uyku ona yardım eder. Gece ona yardım eder. Bıçak ona yardım eder.

Bıçakonayardımeder.
Ama yedi yaşındaki bir kız çocuğu bozkırdaki bir kasabada hurda bir vagonun kuytusunda uykunun, gecenin ve bıçağın yardımıyla öldürdüğü annesini kediler gibi torbanın içine koyup dışarıdaki kedi mezarlığına kucağında kucağında kucağında kucağında taşıyamayacağını, ölüannesinikucağınaalamayacağını düşleyemez.
Yedi yaşında bir kız çocuğu ölü annelerin ölü kedilere benzemediğini bilemez. Onu oracıkta bırakır ve çocuk hüneriyle hayata karışıp aramıza saklanır.

Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on...
önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe.

— Naz! Yine mi kedi?
— Kedi Fadik abla... Bu kez bembeyaz. Öyle de güzel ki. Gözleri açık kalmış. Kocaman yeşil. İnanır mısın üzerinde tek bir damla kan bile yoktu. Sanki ezilmemiş de melek olmuş, öyle donup kalmış kaskatı yerde. Ne kan ne başka bir şey. Melek diyorum Fadik abla, melek bir kedi sanki...
— Tövbe de kız Allah’ın gücüne gider. Hiç kediden melek olur mu? Çarpılırsın valla!

Bodrum kattaki kız bebek hırsızıymış öyle mi? Aman Allahım! Demek kedi değilmiş gömdükleri. Tekirler sarı beyazlar sarmanlar... gece yarıları hızla kedilerin üzerlerinden geçen arabalar kamyonlar... sabah herkeslerden önce uyanmalar... bodrum katın hemzemin penceresini açmalar... pencerenin önünde ölü kedilerle göz göze gelmeler... ölü kedilere acımalar... çöpe atmaya kıyamamalar... torbaya koyup apartmanın yanındaki boş boş boş bomboş arsaya gömmeler... başlarına küçük tahta parçaları dikmeler... sağa sola tonla palavra... şöyle renkliydi, böyle tüylüydü, gözleri kehribar, kuyruğu palmiye demeler... hepsi hepsi yalandı demek. Bodrum kattaki kız bebek hırsızıymış... öyle mi? Ne korkunç! Hastanelerden yeni doğmuş bebekleri çalıp evde boyunlarını kırıp onları torbalara koyup yandaki arsaya teker teker teker teker teker teker gömmüş demek. Bu kız küçükken annesini öldürmüş demek...

Evet küçükken... ölü annelerin ölü kedilere benzemediğini bilmezken... yeni doğmuş bebeklerin kedi kadar olduğundan henüz habersizken... annemi öldürdüm ben.

Ya yakalanmasaydı hastanede yine... Ya girseydi benim evime... uzansaydı gece karanlığında beşikteki bebeğime... ya kırsaydı miniğimin boynunu... koysaydı torbaya... kör karanlıkta kazsaydı yeni bir çukur... bebeğimi gömseydi kedi niyetine... sabah ben bebeğim çalındı diye feryat figan ağlar, karanlık ağıtlar yakarken, Fadik abla deseydi, dün penceremin önündeki ölü kedinin gözleri seninki gibi yeşildi deseydi, tüyleri kızıl aynı senin saçlarının renginde kınalı... Bu katil yıllardır nasıl aramızda yaşadı...

Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on... önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe.
Sobesobesobe!
Naz şimdi derin bir kuyuda ebe...