Geçenlerde önemli bir gazetenin ilk sayfasında “Herşey imaj” gibisinden
bir “manşet” atılmıştı. “Önemli olan ne, nasıl olduğun değil nasıl göründüğün,
insanların seni nasıl bildiğidir” demek istenmişti. Böylece çağımız kültürünün
kısa bir tanımı da yapılmıştı. İki açıdan ilgimi çekti bu “mesaj”. Önce
“imaj” sözcüğünün anlamı; sonra Türkçemizde imge sözcüğünün “imaj”dan
ayrı olarak kullanılması açısından.
İmaj sözcüğünün buradaki anlamını ilk paragrafta yazıverdiğimiz iki tümceyle
zaten açıklamış olduğumuz söylenebilir. Ancak bu anlamın üzerinde biraz
daha durmakta yarar var. Çünkü gerçekten “her şeyin imaj” olduğunun kolaylıkla
öne sürülebileceği bir çağda yaşıyoruz. Anamalcılıkla ilgili eleştirel
kuramlara dayanarak durumu açıklamak kolay. Her şeyin, herkesin meta yönünün
ağır bastığı bir dönemden geçiyoruz. Her düzey ve düzlemdeki ilişkiler
ağı açısından geçerli bir tanı bu. Metanın kullanım değil değişim değerinin
temel alındığı düzenin gereği. Güzel, hoş görünmek, iyi açıdan poz vermek,
yükselen değerlere uygun bilinmek gerek. Onun için herkes kendinin ve
malının görsel ya da yazılı promosyonunu yapmak zorunda. Kısacası, imaj
yaratımı gerçeği olduğundan başka göstermek ve gerçeğin göründüğü gibi
olduğuna inandırmak sanatı. Anamalcı dizgenin olumsuz yönlerini dengeleyen
aktörel değerlerin kök salmadığı toplumlarda bu sanatın gücü nerdeyse
tanrısallaştırılıyor. Gerçek iyiden iyiye yitip gidiyor gözden, bilinçten.
Yaşam, gölgeler arasında çığlık ve kahkahalarla oynanan sözde barok bir
parodiye dönüşüveriyor.
Platon’dan başlayarak bir “imaj / imge” düşmanlığı geleneği vardır insanlık
tarihinde. Özellikle görsel imaj / imgeye yöneliktir bu olumsuz tutum.
Ancak yazılı olanı da, imgeseli, yapıntıyı, giderek sanatı hedef alabilen
bir akımdır bu. Suretin, resmin, öykünün, şiirin, hakikatı aktarayım derken
“tahrif” ettiğini, bir yalan dünya ortaya çıkarıp insanları yanılttıklarını
öne sürer bu akımın savunucuları. “İmaj” sözcüğü üzerinde durdukça bunlar
insanın aklına ister istemez geliveriyor. “İmaj / imge”nin genellikle
yapılan basit tanımı “gerçeklik yanılsaması” biçimindedir. Ele aldığımız
“imaj” kavramı söz konusu olunca bu tanımı “gerçeklik yanıltması” diye
değiştirmek gerekebilir.
Elbette, “imaj” sözcüğü bizi Platon’un, ikonoklastların safına itmemeli.
Çünkü “imge” sözcüğü var elimizde. Sanatın, giderek insanın zihinsel etkinliğinin
özü olarak. İmge dar anlamıyla şiirde görüntü yaratan söz sanatlarını
anlatan bir kavram olarak bilinir. Türkçede de daha çok bu anlamıyla kullanılır
olmuştur. Neden “her şey imgedir” demiyoruz acaba? Belki de “imge” sözcüğü
medyatik kulağa oturmadığından. Ama ben iyiye yoruyorum bunu. Sanata,
şiire bilinçsizce de olsa bir saygının anlatımı gibi görmek istiyorum.
Türkçenin, hem imaj hem de imgeyi kullanarak, imge kavramının olumlu anlamına
ayrı bir yaşama alanı sağlandığını düşünmek istiyorum. Yalnızca şiirdeki
söz sanatları değil, gördüğümüz binlerce resim, fotoğraf, film karesi
de imgedir. İster görsel ya da yazısal, ister yapıntısal olsun imge insanın
dünyayı nasıl gördüğüdür. Ancak burada görmek eylemi yaratıcıdır. Dünyanın,
nesnenin aynısı olan imge yoktur. İmge; öznenin nesneyi yakalama, nesneye
ulaşma, onunla barışma çabasıdır. Doğadan kopan varlık olarak insanın
alın yazısıdır. İmge; dünyayı kurcalama, açınlama, anlama, dile getirme
çabasıdır. İnsansal dünyayı kurucu başlıca etkinliklerden biridir. Dünya
ile ilişkiye girmiş imgelemin ürünüdür. Türkçede “herşey imgedir” deyince
ortalama bir kişinin bunu şiirsel ya da entelektüel bir söyleyiş olarak
algılaması olasılığı büyüktür. Bu algılama, bilerek ya da bilmeyerek,
imge sözcüğünün hakkını vermek olur. Aslında insan dünyasında herşey imgedir.
İmajın da imgelem ürünü, insan varlığının aynı katmanlarından kaynaklandığı
doğrudur. Ancak burada kurmacadan çok yutturmaca söz konusudur. İmaj imgesel
etkinliğin saptırılmasıdır. İmaj dış gözün boyayıcısı, imge iç gözün ürünüdür.
Her şeyin imaj mı yoksa imge mi olacağını insanın kendisi belirleyecektir.
|