“Gide, Congo’dan aşağı inerken Bossuet okuyordu. Bu duruş, Figaro’ca
resmi çekilen ‘tatildeki’ yazarlarımızın ülküsünü oldukça iyi özetliyor:
sıradan bir eğlenceye hiçbir şeyin durduramadığı, hiçbir şeyin bozmadığı
bir iççağrının saygınlığını eklemek.” (R. Barthes, “Yazar Tatili”)
Türkiye’de son yirmi yılda (“cilalı imaj devri”nde) imge odaklı yazılar
hatırı sayılır ölçüde arttı: Özellikle şiire ilişkin, poetik yazıların
ekseninde gezinen bir kavram imge. Düzyazıda ise, daha çok felsefe içerikli
yazıların eğildiği bir başlık; örneğin anlatıda imge üzerine düşünen yazıya
çok az rastlıyoruz.
İmge nedir? Yazında nasıl yer tutar? “Metafor” dosyasında yaptığımızın
bir benzerini gerçekleştirdik. O sayı, şaşırtıcı bir ilgi görmüştü. Demek
ki, gazetecilerin esiri olduğu tiraj kaygısından, bu kaygının sürüklediği
varsayımlardan kurtulmak, yazın okuruna öyle bakmak gerek. “Yazın imge
dosyası okunmaz” demek yerine, Yazın’ın iççağrılarına kulak verilmeli.
Profil’de 20. yüzyıl Alman şiirinin güçlü, sıkı bir şairi var: Else Lasker-Schüler.
Ona, “özgür kadın”, “hayalci”, “cennet kuşu” demişler; “Teb İmparatorluğu”nun
kurucusu. Haritası, metodu ortaya getirilmesi gereken bir şair, Türkçede.
Burada bir ucundan denedik; çok sayıda şiirine yer vererek, hiç değilse.
“San’at şahsî ve muhteremdir” sözünün sahibi olarak tanınan Şahabettin
Süleyman’ı, Çerçeve’ye aldık. Yakup Kadri’nin yazısına, yazarın “fantaziya”
dediği düz-şiirleri ve öyküleri eşlik ediyor.
Pınar Kür, geçtiğimiz aylarda yayımlanan Hayalet Hikâyeleri adlı kitabıyla
uzun bir aralığın ardından yeniden okuruyla buluştu. “Genç okurun bilmediği
ya da ancak adını duyduğu bir yazar” sınıfına girmesinin nedeni, yazarın
15 yıllık tatili. Asılacak Kadın, Yarın...Yarın..., Bir Deli Ağaç epeyi
ses getirmişti çeyrek yüzyıl önce. Söyleşide Kür’ün portresini çizmeye
çalıştık.
|