| İmge*
Zor Yakalanır Bir Görselleştirme
|
| |
|
İmge
Latince imago sözcüğünden gelen “image” sözcüğü taklit, öykünme, kopya
anlamlarına geliyor. Zaman içinde anlam genişlemesiyle, bireyin zihinde
beliren bir resim, bir kavram, bir fikir, bir izlenim gibi anlamlar kazanmış.
Daha sonra da, yazın bağlamında, söz sanatı, özellikle de eğretileme ya
da benzetme için kullanılır olmuş.
Türkçe’deki imge sözcüğü, okul’un okumak’la yaptığı “talihli” bağlantı
gibi, imgelemek’le bağlantı içinde. Hiç değilse köken açısından hemen
anlaşılıyor. Oysa imge’nin kapsamını ya da gönderme yaptığı anlamları
bu ölçüde açık seçik tanımlayabilmek pek de kolay görünmüyor.
XVIII. yüzyıldaki bir “imgelem” kuramına göre imge bir görselleştirme
yetisiydi; bu nedenle yazın bağlamında, çoğu zaman okurda uyandırılan
görsel tepkileri, “imgeleri” ortaya çıkaran bir araç olarak görülüyordu.
Betimleyici şiirin gelişmesiyle, imgenin temel anlamlarından biri bu bağlamdan
çıktı; bu anlama, imgenin daha dağınık, daha kaypak başka anlamları eklendi:
yazınsal dilin uyandırdığı her türlü duyusal etki; her türlü çarpıcı dil;
eğretileme; simge; her türlü söz sanatı. İmge ve imge kullanımı da belli
belirsiz bir övgü taşıyan terimler durumuna geldi; koşukta istenmeden
yaratılan bir somutluğu, bir doku zenginliğini ve beğeniyi gösterir oldu.
Yeni Eleştiri’ye özgü şiir kuramı, bizden şiirleri tam anlamıyla somut
birer sanat ürünü olarak, bütün şiirin kendisini “imge” olarak görmemizi
istedi. Evrensel kabul görmüş genelgeçer bir değer olarak “imge” terimi,
çoğu zaman eleştirel düşüncenin yönünü belirledi. Bu nedenle, yazın yapıtlarından
ya da sözün yarattığı etkilerinden “imgeler” diyerek söz etmek, bu eğretilemenin
ölmediğini, zorluk yaratmaya devam ederek yaşamakta olduğunu gösteriyor.
“Tembel” eleştiri açısından “imge”nin taşıdığı büyük üstünlük, bu nedenle
de ciddi eleştiri açısından taşıdığı tehlike, çok kaypak bir biçimde kullanılması
olmuştur. Örneğin, Macbeth’te aşağıdakilerin hepsine “imgeler” ya da “imge
kullanımı” denebilir:
1. Eğretilemeler, benzetmeler, sanatlı dil
2. Lady Macbeth’in çocukları
3. Macduff’ın oğlu
4. Cadıların Macbeth’e gösterdikleri
vb.
Bunların hepsi, “gezici imgeler” olarak, oyun içinde birer oyundur; burada
dil, eylem ve karakter arasındaki ayrımlar yok olmuştur. Bütün bu işlevleri
tek bir sözcük altında toplamanın amacı açıktır: Bütün oyun, tek bir simgesel
sözce, bir “dramatik şiir” (ya da elbette, “imge”) olur; oyunun merkezi
ağılıktaki öğeleri her düzeyde yüzer gezer kılınmıştır. Yeni Eleştiri
tarafından imgelerin böyle kendine özgü bir yaklaşımla ele alınması, sözel
dokunun rastlantısal bir süsleme olduğu varsayımını zedelemekten kaçındığı,
eleştirel tepkiyi bütünleştirmenin bir yolunu bulduğu için gurur duyuyordu.
İmge sözcüğüne aşırı yaslanmak, sözdizimini, savlamayı, kurguyu, zamansal
ve bağlantısal yapıları geriye iterek bunları görünmez kılacak ölçüde
yazına odaklanmak demektir; bu arada, betimlemeler ve sanatlı dil çarpıtılarak
öne çıkarılmış olur. Böylece gözden kaçırılan bütün de durağan “uzamsal”
bir deneyim, bir imgeler “salkımı” olup çıkar. Bu terimin kullanılması
bile, bir yandan güven verici biçimde nesnel olmaya çalışırken, eleştiriyi
metinde örüntüler bulma arzusunu öne çıkarmaya götürür. Buradan da şiirlerin
vahiy niteliğinde, simgesel “putlar” oldukları, içlerinde barındırdıkları
sürecin de “mucizecilik” ya da “vücut bulma”, başka deyişle “sözcük”e
can katma olduğu savına geçivermek çok kolaydır. Yazının, metinsel dokusu’na
saygıdan yola çıkan bir hareket, içine yazınaltı ya da yazınüstü bir yapıyı
sokarak biter. Yapıtın, açıkça görülen (ama soyutlama olarak bir yana
atılan) düzeninde de, kapalı bir “gizli” örüntünün aranmasını gerektirir.
İmgelerin incelenmesi, bunların sanatçının amaçladığı dışavurumlar değil,
onun aracılığıyla iş gören daha büyük bir gücün (o Yüce Zihin’in vb.)
dışavurulması olduğu varsayımına doğru ilerler.
“İmge”nin, sözel çözümlemeyle pek ilişkisi yoktur; en ikna edici çözümleyiciler
de bundan pek yararlanmazlar. Bu tutum, orada, “yapıt”ta bulunan şeye
saygı göstermemiz gerektiği talebiyle bağlantılı görülmüştür, ama bu bağlantı
zayıftır, bu deneycilik de sahtedir. Bir sava göre “imge”, eğretilemeyle
ilgili sözel verileri bulandırır. “İmge”nin gerçek bağlantıları, şiiri
az çok “daha derin” bir yapının içine “yerleştiren” bir dizi varsayımdır.
Bu, yazını yüceltiyor gibi görünebilir, oysa uzun erimde yazını yoksunlaştırır,
çünkü yazınsal aracın çeşitliliği ve akışkanlığı yerine, karar verilmesi
başka yerlerde yatan “imgeler”den oluşan bir gölge-oyununu geçirmiş olur.
İmge Kullanımı
Bu, modern eleştiride çok yaygın olarak kullanılan ama taşıdığı anlamlar
açısından en büyük çeşitliliği gösteren terimlerden biridir. Şiir okurunun
deneyim olarak yaşadığı ileri sürülen “zihinsel resimler”den tutun da
o şiiri oluşturan bileşenlerin tümüne kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
Bu geniş kullanım yelpazesine örnek olarak şu önermeler alınabilir: İmge,
“sözcüklerden oluşturulmuş bir resimdir”; “şiirin kendisi de çok sayıda
imgeden oluşturulmuş bir imge olabilir”. Bununla birlikte, bu terimin
birbirinden ayırt edilebilecek üç yaygın kullanımına da sık rastlanır;
bu üç anlamında, imge kullanımının şiiri soyut’a karşılık somut kıldığı
söylenir.
1) “İmgeler topluluğu” (başka deyişle, bir arada ele alınan “imgeler”)
bir şiirde ya da bir yazın yapıtında gönderme yapılan bütün nesneleri
ve duygu algılamalarının niteliklerini göstermek için kullanılır; bu göndermeler,
birebir betimleme yoluyla, anıştırma yoluyla, şiirin ya da yapıtın içindeki
örnekli benzetmelerin ya da eğretilemelerin benzetilenleri yoluyla yapılır
(ikincil göndermeler). “İmge” terimi, gönderme yapılan nesnenin görsel
olarak yeniden yaratılmasını anıştıran bir terim olarak anlaşılmamalıdır;
şiiri okuyanlardan bazıları bu görsel imgeleri görürler, bazıları görmezler;
görsel imgeleri görenlerin arasında da, görülen resimlerin açık seçikliği
ve ayrıntıları büyük ölçüde değişiklik gösterir. Ayrıca, bu kullanımında
“imgeler topluluğu” terimi, yalnızca görme duyusunun özelliklerini değil,
işitme duyusunu, dokunma duyusunu, sıcağı ve soğuğu algılama duyusunu,
koklama duyusunu, tat alma duyusunu ve hareket duyusunu da içine alır.
2) İmgeler topluluğu terimi, daha dar anlamda, gözle görülebilir olan
nesnelerin ve sahnelerin betimlemelerini göstermek üzere kullanılır; özellikle
de bu betimlemeler canlı ve özgülse.
3) Son zamanlardaki en yaygın kullanımıyla “imgeler topluluğu” terimi,
sanatlı dil’i, özellikle de eğretilemelerin ve örnekli benzetmelerin benzetilenlerini
gösterir. 1930’lu yıllardan sonra gelen eleştirmenler, en çok da Yeni
Eleştirmenler, kendilerinden önce gelen yorumculara göre, imgeler topluluğu
teriminin bu anlamını vurgulamak açısından kendilerinden önce gelen yorumcuları
kat kat geride bırakmışlardır: İmgeler topluluğu, şiirin temel bileşeni
olarak şiirin anlamını, yapısını ve etkisini belirleyen başlıca etken
olarak anlaşılmalıdır.
* Bu yazı, Roger Fowler’ın A Dictionary of Modern Critical Terms/Modern
Eleştiri Terimleri Sözlüğü (Routledge, New York, 1987) ile M.H. Abrams’ın
A Glossary of Literary Terms/Yazın Terimleri Sözlüğü’nden (Harcourt Brace
College Publishers, Fort Worth, 1988) yararlanılarak hazırlanmıştır.
|