Arzu

Filiz Özdem


‘Güzel’ ile karşı karşıya kalmak gizemli bir yolculuktur. İlk dönem felsefecilerinden beri söylenegeldiği üzere, bir şeyi sevmek ondaki güzellikleri keşfetmekle başlar. Demek ki bu karşılaşma her zaman bize ‘yeni’ bir dünya açar. Gerçeklik algımızın değişmesi, içeriklerle kurduğumuz, içeriğin zorlayıcı ilişkisine dayanır.
Sanatla bağ kurmanın, sanatın ilk bilgisiyle karşılaşmanın koşulu da bu ‘ötekiyle karşılaşma’, empatik bağ kurma eğilimi ve itkisidir. Kierkegaard’ı sahte sanatçı-gerçek sanatçı ayrımını yapmaya götüren de ilişki kurmadaki beceri kademesidir. İki ressam örneği verir Kierkegaard; birinin, bütün dünyayı gezdiği, sayısız insan, pek çok yer gördüğü halde portresini yapmaya değer bir insan, resmini yapmaya değer bir belde bulamadığını, bunun sahte sanatçı olduğunu; diğerinin ise kendi dar çevresinden ayrılmadığı, hatta kendini bir sanatçı olarak bile nitelemediği halde, en yakınlarının kuşattığı kısıtlı çevresindekilerin o pek değer taşımayan yüzlerinde öyle bir açı ve ışık bulduğunu ve bütün sanatını bunun üstüne kurduğunu söylemesiyle de ikincinin gerçek bir sanatçı olduğunu ifade eder.
İmgelem gücünü besleyen arzudur. Nietzsche, “...her yıldızsız göğüs çünkü yukarların özlemini çeker” (Zerdüşt Böyle Diyordu, 1983) diye yazarken kimbilir, arzu sözcüğünün Latincedeki anlamına bir gönderme yapmış mıydı? Batı dillerindeki arzu sözcüğünün kökeni Latincede ‘de-sidera’, yani ‘yıldızlardan’ anlamına gelen sözcükten türer.
1800’lerin ilk yıllarında yaşayan ve 24 yaşında ölen G. Buckner Wojzech’te yapayalnız bir çocuğu anlatır. Bir zamanlar ne babası ne anası olan, bütün yakınları ölmüş olan bu yoksul çocuk gece gündüz gezerek yeryüzünde birilerini aramış, kimseyi bulamayınca gökyüzüne çıkmak istemiş. Ona ışıl ışıl bakan aya çıkmak istemiş, ama çıkınca da ne görsün, ay çürümüş bir tahta parçasından başka şey değilmiş. Güneşe gideyim bari, demiş, ama güneşin de solmuş bir gündöndü olduğunu, yıldızlara vardığında onların da altından sinekler olduğunu görmüş. Dünyaya geri dönmek istemiş, ama dünya da ters dönmüş bir tencereden başka bir şey değilmiş. Yalnızmış. Çömelip ağlamaya başlamış yalnızlığına ve hâlâ da olduğu yerde ağlarmış.
“Sonunda sen de bir ümitsizdin, tekmil haritalarda yörüngesi yanlış çizili olan sen! Yalnız bir defa bizden yana kıvrılıp hemen dehşet içinde uzaklaşan yolunun bu ümitsiz hiperbolü, göklerden bir sıçrayış gibi geçmektedir. Sana göre hiç; bir kadın duruyormuş, yok gidiyormuş, birisi baş dönmesine tutulmuş, öbürü cinnete; ölüler diriymiş, diriler görünüşte ölü: sana göre ne var? Bütün bunlar, senin için olağan şeyler; bir koridordan geçer gibi bunların arasından geçtin ve oyalanmadın.” (Malte Laurids Brigge’nin Notları, 1966) diye yazar Rilke.
Oyalanmanın, durup bakmanın, ayrımları keşfetmenin, sanatın kurduğu oyunun, görünenin ardındakini merak etmeye iten ARZU’nun sonucunda Buckner’in yalnızlığının farkına varan çocuğu gibi bedel ödemek varsa da: “Her zevk, ebediliğini ister her şeyin, bal ister, tortu ister, sarhoş geceyarısı ister, mezarlar ister, mezar gözyaşlarının tesellisini ister, yaldızlı akşam kızıllığı ister-” (Zerdüşt Böyle Diyordu).

İngilizce Türk Edebiyatı Dergisi

İlk İngilizce Türk Edebiyatı bilimsel dergisi, Journal of Turkish Literature adıyla yayımlandı. Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nde hazırlanan dergi uluslararası üne sahip Türk edebiyatı uzmanlarının İngilizce incelemelerinden oluşmakta ve şimdilik yılda bir sayı yayımlanacak.
Derginin kurucusu ve genel editörü Talât Halman, amacı şöyle özetliyor: Journal of Turkish Literature, başlangıcından günümüze kadar, Orta Asya’dan Anadolu’ya ve başka yerlere kadar Türk edebiyatının gelişimini araştırıp yorumlayan bir bilimsel dergidir. Bu alandaki ilk ve tek İngilizce dergidir.
Bir kitap hacminde olan birinci sayıda, Amerikalı Divan edebiyatı uzmanı Prof. Walter Andrews’un, karşılaştırmalı edebiyat profesörü Jale Parla’nın iki incelemesinin yanı sıra Nâzım Hikmet’in Romantic Communist başlığıyla çıkan biyografisinin Richard McKane ve Aziz Nesin’in İstanbul Boy başlıklı özyaşam öyküsünün Ayşe Lahur Kırtunç tarafından yazılan eleştirileri, Orhan Burian’ın çağdaş Türk şiiri üzerine bir incelemesi yer almakta. Sayının 65 sayfalık bölümünde, 1954’te ölen tanınmış doğubilimci Nicholas Martinovitch’in 15. yüzyıl Dîvan şairi Mihrî Hatun üzerine özgün ve kapsamlı bir incelemesine ayrılmış; New York Halk Kütüphanesinin arşivinde bulunan bu makale ilk defa gün ışığına çıkıyor. Genel Editör Halman’ın yardımcıları ise Dr. Laurent Mignon, Erkan Erginci, Arif Nat Riley ve David Selim Sayers.
Journal of Turkish Literature’un dünya dağıtımı ABD’deki Syracuse University Press tarafından yapılıyor. Birinci sayının bedeli 50 dolar: Türkiye içinden siparişler Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi, Yapı Kredi Bankası Bilkent Şubesi 940000-3 numaralı hesaptan yapılmaktadır.