İdeal Kitabevi

Oğuz Demiralp


Sanıyorum, kitabevi deyince, eski deyişle kitapçı ya da kitapçı dükkânını anlamamız gerekiyor. Böylece neden sözettiğimizi daha kolayca kesinleyebiliriz.
“İdeal kitapçı nasıl olmalıdır?” sorusuna karşılık olarak aklıma gelen ilk yanıt: aradığım her kitabı bulabileceğim kitapçı. Ancak düşünceyi bir adım itince bir koşul eklemek gerekiyor. Şöyle demiş İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal: “Resmi kütüphanelerimizde, kitapçı dükkânlarında malumdur ki her istediğimiz kitap bulunmaz. Şayet kitapçıda aradığımızı bulsak almağa imkân bulamayız. Çünkü vaktiyle on kuruşa satılan bir kitap için birkaç yüz kuruş isterler.” Öyleyse aklıma gelen ilk yanıtı “aradığım her kitabı bulabileceğim ve bütçemi zorlamadan satın alabileceğim kitapçı” biçiminde geliştirmek daha doğru olacak.
Ancak kitapçının işlevi yalnızca kitabı sunmak ise bu artık internet üzerinden de yapılabilmektedir. Bas tuşlara, bul istediğin kitabı, ısmarla, belirli bir süre sonra elinde. Teknoloji bu hızla gelişirse herhalde kitapları bilgisayardan dökmek olanakları da artacaktır. Fikri mülkiyet mevzuatı da teknolojik gelişmeye ayarlanabilir. Gittikçe fiyatlar da düşebilir. Ne gerek kalacak kitapçıya? Yayıneviyle okur arasında doğrudan ilişki kurulacak, aracıya, yani kitapçıya gerek kalmayacak. “Önemli olan kitabın içeriğidir, biçimi değil. Eskiden kil tabletlere yazılırmış kitaplar, sonra rulo haline gelmişler, bildiğimiz kitap biçimi de tarih içinde geçici bir ulam, onun yerini internetten dökülen kitap aldı mı kitapçı da ortadan kalkar, buna ancak kitap fetişistleri üzülür.” diye düşünebilirsiniz. “İdeal kitapçı geleceğin internetindedir.” deyip düşüncenizi noktalayabilirsiniz.
Bu bilimkurgusal öngörüler gerçek olur mu bilemeyiz. Hâlâ yaşadığımız gerçek, kitapçının, kitap ile okurun buluşma, karşılaşma, tanışma yeridir. Bugün, içinde “kafe” ya da bar kurulan, böylece eşin dostun da buluşma, görüşme yeri haline gelen kitapçılar da vardır. Ortalama anlıksallık düzeyi yüksek olmayan ülkelerde birtakım kişiler bu kafe ve barlara takılarak kendi anlıksallık düzeyleri hakkında kendilerini aldatmayı pek severler ama asıl buluşma kitap ile okur arasındadır. Andığımız türden “mekânlar” bu buluşmanın keyfini arttırdığı ya da bu keyfi paylaşma duygusu verdiği ölçüde kitapçı ideasına ihanet etmezler. Öyleyse bir kitapçıda ne denli bol kitap bulunuyorsa ve kitaplarla ne denli rahatça haşır neşir olunabiliniyorsa o kitapçı o denli iyidir.
Elbette, bir kitapçıya yalnızca bildiğimiz bir kitabı bulmak için gidilmez. Keşif için gidilir. Her kitap bilerek ya da bilmeyerek, gizlice ya da açıkça insanı, insana dünyayı, varoluşu anlatma, açıklama iddiasını taşır. Evrene savrulan ve nasıl savrulduğu belirsiz bir soru imi olan insan varlığı her kitapta “işte yanıt!” iddiasıyla ortaya çıkar. Okumak da yazmak kadar doğru yanıtı bulma çabasıdır. Bilinmez ufuklara açılan kâşifler gibi kitaplara açılır gerçek okur. Bulabileceği hiçbir yanıt yeterince doğru, kandırıcı olmayacaktır. Kitaptan kitaba susuzluk azalmayacak, artacaktır. İnsanın bilincinin uyanmasıyla başlayan sonsuz arayışın parçasıdır okumak.
Kitapçı kitap kurdu dediğimiz yaratıkların yaşama alanıdır. Alınan kitabın geri verilmesi gereken kütüphaneler kitap kurtlarının iştahını kitapçı kadar kabartmaz. Çünkü kitap kurdu beğendiğini alıp yuvasına götürmek, ömür boyu kemirebilmek ister.
Elbette gerçek bir okurun kitapçıda dolaşması alışveriş merkezlerinde dolaşmaktan epey ayrımlıdır (Kitapçı da bir tecimevi olduğuna göre benzerlikler vardır ama irdelemenin yeri burası değil). Temel bir ayrım: kitap kurtları kitapların arasına tüketmek değil beslenip üremek için dalarlar. Yoruluncaya dek içinde rahatsız edilmeden dolaşabileceği, kitapları saygıyla karıştırabileceği kitapçıyı arar gerçek okur. Kitapçıdan çıktığında doymuş, dünyayı gezmiş gibi olmalıdır. Tatlı bir yorgunlukla zihni ve gönlü yeniden yüklenmiş tutar yuvasının yolunu. Öyleyse en iyi kitapçı: bol bol kitap, rahat mekân, bir de cepte yeterince para (dedik ya: kitapçı da tecimevidir)...
Bu tür duygular internet yoluyla yaşanabilir mi, bilemem.