Şiirlerini yazılarını yayımladığımız yazarlar hep sorarlar: "Nasıl, bir tepki var mı?" Editörün yanıtı değişmez; yinelenmekten yorulmuş o cümle düşer araya: "Yoo, herhangi bir tepki yok!" Yazar, yankı ister. Şiirlerini, öykülerini öncelikle dergilerde yayımlamaları okurdan/okurundan daha sık tepki almak içindir. Nedeni upuzun, ama okur, okuyup geçiyor. Hiç kimsenin durup tepki vermeye vakti yok... Edebiyat, telaşın, hızın kucağında sallanıp duruyor, böyle böyle. Çabucak yazılan, çabucak okunan, üstüne tek kelime edilmeden geçilen metinler uçuşuyor sayfalarda. Aynı telaşla çalışıyor editörler de. Yazarıyla, yayıncısıyla, okuruyla "dolap beygirliği"ne soyunmuşuz gibi... Durup yazmaya, durup yayımlamaya, durup okumaya değer bir iş oysa edebiyat. Edebiyatın "bir an önce"ye tahammülü yok; demlene, dinlene, ağır ağır yatağını bulmaya, kendi zamanını yaratmaya yazgılı bir uğraş. Durup görmemiz, öğrenmemiz gereken çok şey var; ıskalıyoruz hep. Sığ, rejimsiz, debisiz sularda kulaç atmaktan bitkin düşmüş kollar... yanı başımızdaki. Sıkı bir dosya yapalım, diyoruz. İyi şiirler, iyi öyküler, iyi denemeler, iyi eleştiri-inceleme yazıları olsun. Bu coğrafyada iyi edebiyatın "firar noktası" olsun dergimiz. Birgün biri bir şiir gönderiyor, diyelim. Bastık mı iyi, basmadık mı sorgu-sual başlıyor: "Neresini beğenmediniz?" Aylar önce bu soruya şu da eklenmişti: "Hangi yetkiyle? Yazdıklarımı onaylayıp onaylamama yetkisini nereden alıyorsunuz?" Yanıt tek: "Tabii ki sizden!" İşte dergi mutfaklarında böyle şeyler oluyor: Bazen bir bardak düşüveriyor, yerde patlıyor; bazen tencereden ocağa taşan bir yemek cızırtısıyla irkiliveriyoruz. Ama nedir, masaya tadı tuzu yerinde, gözü-iştahı açan tabaklar servis etmeğe çalışıyoruz. Sonra, gözlerinizin içine bakıyoruz: Memnun musunuz?
|
||||