Celan’ın Adorno’ya yazdığı mektuptan: “Sayın Profesör! Kendimi çok yalnız
hissediyorum, çok yalnızım-kendimle ve şiirlerimle (ikisi de aynı şey
bence).” Van Gogh da, bir mektubunda, “İnsan sadece gördüklerini hatırlasa
bile, gerçekten yalnız olmaz, asla tek başına kalmaz,” diyor. 26 Eylül 1962’de Merzifon’da doğdum. Nüfus kâğıdında doğum tarihim 2
Ocak 1963. Üç ay için bir yaş büyük olmasın demişler. Merzifon’da Cumhuriyet
İlkokulu, Cumhuriyet Ortaokulu, Merzifon Lisesi’ni bitirdim. Büyükbabam
ilkokula gittiğimiz gün müdüre “Fotoğraf gibi resmini çizer,” demişti.
İrfan İlkokulu müdürü kaydetmemişti. “Yaşı küçük,” demişti. Cumhuriyet
İlkokulu müdürü “Bir sene sınıfta kalırsa yaşı tutar,” demişti. İlkokula
kaydetmişti. 1979’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Geleneksel
Türk Sanatları bölümüne girdim. Resim bölümüne geçmek için. 1979’da Cerrahpaşa
Hastanesi’nde mide ameliyatı oldum. 1980’de ilk şiirlerim Beyaz dergisinde
yayınlandı. 1983’te Devrim Erbil Atölyesi öğrencileri resim sergisine
“İstemek ve Yapmak”, “Gözyaşı Vadisi” isimli iki resimle katılmıştım.
Fransız Kültür Merkezi, Lions Kulübü, öğrenci işleri resim sergisine “İçli
Çocuklar”, “Aile” isimli iki resimle katılmıştım. 1987’de Mimar Sinan
Üniversitesi, Resim bölümü, Devrim Erbil Atölyesin’den mezun oldum. 1989’da
Garanti Bankası Yonca Modern Sanat Galerisi’nde ilk resim sergimi açtım.
1999’da 6. Uluslararası İstanbul Bienali’nde desenlerim sergilendi. Küratör:
Paolo Colombo. 2001’de Karşı Sanat Çalışmaları’nda resimlerim sergilendi.
Küratör: Fulya Erdemci. “Pişmanlıklar”, “Hayaller”, “Değişen Gökler”.
2003’te Proje 4L’de resimlerim sergilendi. “Organize İhtilaf”, küratör:
Fulya Erdemci. “Düş, bize garip bir şekilde ruhumuzun hafifliğini, her nesnenin içine
nüfuz etmeyi, her nesnenin içinde dönüşebilmeyi öğretir,” diyor Novalis.
1982’de Beşiktaş’a taşındım. Ev sahibimin adı Hacı Mehmet Baş’tı. Apartmanın adı Melekbaş’tı. Dördüncü kattaydı evim. Türkali mahallesi. Tuzbaba Camisi ve Tuzbaba Hazretlerinin türbesi aynı caddedeydi. İki cami vardı aynı caddede. 1982’de Evliya Tuzbaba Hazretlerini rüyamda gördüm. “Büyükbaban camiye gelsin. Minareyi yıkarım.” dedi. Tuzbaba Hazretlerinin türbesine her gün bir fatiha okurdum. Beşiktaş’ta sekiz yıl Melekbaş apartmanında oturduk Büyükbabamla. Bir gün evden taşınmak istedim 1989’da. Evsahibim yanında kalan oğlunun dördüncü katta ayrı oturmasını istedi. Nur Akalın’ın bir arkadaşının boş odası varmış. Ev aramadım. Ufuk Ahıska’yla bir gün eşyalarımı topladık. Arnavutköy’deki evlerinin üst katındaki arkadaşlarının boş odasına eşyalarımı bıraktım. Tuzbaba Hazretlerini gördüm 1989’da rüyamda. Beni eski bir eve götürdü. Duvardan içeri girdik. Ev arıyordum. Ertesi gün Tuzbaba Hazretlerinin türbesine gittim. Bir adam türbenin karşısında, yanında bir evin kapısına kiralık yazılı bir kâğıt asıyordu. Evi kiraladım ve 1989’da eve taşındım. Tuzbaba Hazretlerinin camisi ve türbesi Beşiktaş’ta, İstanbul’da. Beşiktaş’ta dokuz yıl oturdum. Büyükbabam bana çocukluğumda dua öğretti. On dokuz yaşımdan beri dua okuyorum her gün. Uyumadan önce dua okuyup yatıyorum. Uykudan önce. Masaldan sonra. Dualar okuyup uyuyorum. Düşlerimiz bunları öğretir. Her masal bir rüya. Rüyalarsa, dünyadan çıkış yolları. Rilke’nin Duino Elejileri’nden iki soru: “Hep bir beklentiyle dağınık,
dalgın değil miydin, her şey sana bir sevgiliyi müjdeleyecekmiş gibi?”
“Zamanı gelmedi mi, severek sevgiliden kendimizi kurtarmanın ve coşarak
bunu aşmanın?” Dalgınlık. Hep en çok sevdiğime şiirler ve öyküler yazdım. Emily Dickinson
iki kere görmüş sevgilisini. Ben de üç ay gördüm. On sekiz yaşındadım.
Noel hediyesi olarak Emily Dickinson’dan bir şiir çevirip hediye etmişti.
Aradan yirmi dört yıl geçti. Klee günlüğünde, “İndirgeme! Doğadan daha fazla şey söylemek istiyoruz; büyük bir hata işliyoruz, doğadan daha fazla şey kullanarak, daha fazlasını söylemeyi istemekle,” diyor. Son şiirlerinde ve desenlerinde, sen de, arınma, azaltma, indirgemeye doğru mu gidiyorsun? Neşet Günal Atölyesi’nde, desen devresinde not olarak onsekiz aldım. En yüksek not yirmiydi. Yağlıboyaya geçtim. Devrim Erbil Atölyesi’nde yağlıboya devresinde resimlerimi Murat Şahinler’den istedim. 1982’den 1987’ye dek yaptığım yağlıboya resimleri arkadaşlarıma vermiştim. Murat Şahinler ve Fuat Şahinler’den aldığım ve benim sakladığım yağlıboya resimlerle sınava çıktım. Diplomaya geçtim. Sekreterler diploma konumu yazıp vermemi istediler. Diploma resmimin adı önce, “Herşeyi Anlatmalısın Chagall’a”ydı. Diploma resmimi yaparken yanında bir resim daha yaptım. Adı, “Varla Yok Arasında”. Sınava resimlerden birini çıkarmak istiyordum. “Herşeyi Anlatmalısın Chagall’a” adını değiştirip “Adalara Bırakılan Kadınlar” yaptım. Diploma resmimin adı “Adalara Bırakılan Kadınlar”. Akademi’de atölye hocalarından çok korkuyordum. Akademiden arkadaşım Işıl Dirican benim resmimi diploma sınavına çıkardı. Ben korkuyordum. Devrim Erbil bitirdiğimi söyledi. Diplomam hazır değildi. Okuldan diplomayla değiştirilecek bir kâğıt aldım askerlik işleri için. Beşiktaş askerlik şubesine gittim. Okuldan aldığım kâğıdı noterden imzaladılar, mühürlediler. 1988-1989’da bir sene ertelediler. 1989’da tekrar bir sene ertelediler. 1990’da “askerliğe elverişli değildir” raporu aldım. Askerlik kâğıtlarımda yedeksubay adayı yazılı. Eğer hasta olmasaydım askerliğimi yapardım. Dünya dönüşüyle güzeldir. Resimlerim de böyle. İki nokta. Dikkatli bir resim. Dünya nedeni. Dünya dönüşüyle güzeldir. Küçük kızlara mektup yazmayı çok seven Lewis Caroll, Amy Hughes’a yazdığı
bir mektupta, evinde misafir ettiği üç kediyi anlatır: “... öyle dost,
öyle yardımseverler ki! Biliyor musun, geçenlerde dolaşmaya çıktığımda,
bütün kitaplarımı dolaptan indirmişler, yere serip açmışlar, hemen gelip
okuyabileyim diye. Bütün kitapların 50. sayfasını açmışlar, çünkü o sayfanın
en güzel, en yararlı sayfa olduğunu, o sayfadan okumaya başlamanın iyi
olacağını düşünmüşler.” Babamın babası Büyükbabam, onbeş yaşında Selanik’ten Merzifon’a gelmiş. Babası çiftçi. Annesi çocukken ölmüş. Hiç bilmiyor annesini. Üvey annesi. Merzifon’da bir dükkânı vardı. Yokuşbaşı caddesinde. Çarşıda. Tekir ilk kedim. Altı yaşındaydım. Eve gelenlerin üzerine Tekir’i atardım. Kedi düşmemek için pençeleriyle tutunmak isterdi. Misafirler ağlardı. Ben gülerdim. Tekir onaltı yaşımda öldü. 1991’de ikinci kedim, adı Tekir. 1995’te öldü. Üçüncü kedim, adı Tekir. Dokuz yaşında. Yirmisekiz tane yavrusu oldu. Kedim her zaman haklıdır, resmimdeki kedi Tekir değil. Bakmadan kedi resmi yapamıyorum. Kedilerin yüzünü unutmuştum. Kedi fotoğraflarına bakarak 1989’da bu resmi yaptım. Tekir’in 2002’de desenlerini çizdim. Dondurma yerken, paltolu. Tekir mutlu. Mallarme’nin “dünya güzel bir kitaba varmak için yapılmıştır” iddiası...
Szymborska da bir şiirinde, dünya kitabının gözden geçirilmiş, geliştirilmiş
yeni baskısı üzerinde çalıştığını söyler. Dünya’nın 1. bölümü “hayvanların
ve bitkilerin konuşmaları”, 2. bölümü “zaman”, 3. bölümü ise “acı çekme”
başlıklarını taşır. Dünya kitabını hiç duymadım. Kesik kuş kafası bir dünya. Cevap: “Dünya güzel mi bilmiyorum.” Dünya isimli bir kitap hazırladım. Roll yayınları bir öykü kitabımı istedi. Ben şiir kitabı gönderdim. Şiir kitabı yayınlanamadı. Kitabın bölümleri. I. Bölüm: Dünya güzel mi bilmiyorum. 2. Bölüm: Dünya dönüşüyle güzeldir. 3. Bölüm: Dünya. Kitabı yeniden hazırladım. Everest yayınlarından yayınlandı. Ve güzel bir kitaba varmanın ya da varamamanın sonrası... Blanchot’ya
göre: “[Edebiyat] dünyanın ötesinde değildir, ama dünyanın kendisi de
değildir; şeylerin dünya varolmadan önceki mevcudiyetidir, dünya yokolduktan
sonra, ısrarla devam edendir, her şey kaybolduktan sonra inatla kalandır,
hiçbir şey varolmadığında fırlatılıp atılmış şeyler arasında kendini gösterendir.” “Şiir Mutlulukları” kitabın ismi. “Varla Yok Arasında” resmin ismi. Kitabın ismi yanlışlıkla Varla Yok Arasında olmuş. 1987’de yaptığım bir resim. Bir de bu isimli şiir var kitapta. Kafka’nın günlüğünden: “Geceyarısından sonra, neredeyse tamamen boş bir
kahvehaneye girerken, bir tanıdık beni gördü ve ‘seni aramıza almamızı
istemiyor musun?’ diye sordu. ‘Hayır istemiyorum’ dedim.” Ortaköy’e gidiyordum. 1983’ten 1990 yılına dek. Murat Şahinler’in atölyesi
Ortaköy’deydi. Çay içiyorduk. Akademi’de kantinde çay içiyorduk. Murat
Şahinler’in atölyesinde Fuat Şahinler fotoğraflarımı çekmişti. Akasya
Çay Bahçesi’ne giderdim. İlk 1981 Kasımı’nda gitmiştim. Şiirlerini, öykülerini, resimlerini sevenlere, bir mektup yazsan, sen ne sormak isterdin? Bir şiirimi yazıyorum. Eski tarihli. Tarihi 1992. “Ak Zambaklar Ülkesi”
|
||||