| Lolita da Belki Bir Kelebekti...
|
| |
Selahattin Özpalabıyıklar
|
Vladimir Nabokov (1899-1977), yirminci yüzyılın dahi romancılarından
olmasının yanında, biyoloji eğitimi görmediği halde tanınmış bir lepidopterist
yani “kelebekbilimci”ydi. Bu işe, Çarlık Rusyasında aristokrat bir aileye
doğmuş olmanın da avantajıyla, çocuk yaşlarda başlamıştı. 1917’de Ekim
Devrimi yüzünden ailesiyle birlikte ülkesinden ayrılırken, geride bıraktığı
şeyler arasında kitap koleksiyonuyla birlikte kelebek koleksiyonu da vardı.
(Sonraki yirmi yıl Avrupa’da sürgünde geçecek, Nabokov, bu yıllar boyunca
koleksiyonlarını iki kez daha ve her seferinde siyasal nedenlerle kaybedecekti.
Sonuncusu II. Dünya Savaşı’ndaydı. 1939’da Berlin’de otururlarken, Nabokov
ABD’deki Stanford Üniversitesi’nden bir yaz kursunda Rus edebiyatı okutma
önerisi aldı. Bu sırada ABD Almanya’ya karşı savaşa girdi. Karısı Vera
Yahudi olduğu için Nabokov Avrupa’ya kaçmaya karar verdi. Kaçıştan tam
üç hafta sonra Alman bombaları Nabokov ailesinin oturduğu daireyi yıktı.
Şans eseri, Nabokov kelebek koleksiyonunun birazını, kendi keşfettiği
meşhur Mavi kelebekler de dahil, Amerika’ya götürebilmişti. Bu son kayıptan
sonra, elindeki kelebek örneklerinin çoğunu kurumlara bağışlama kararı
aldı.)
Nabokov’un kelebeklere ilgisini edebiyatla birleştirdiği, romanlarında
kelebeklerin özel bir yer tuttuğu bilinir. Bununla yetinmemiş, 1943’te,
“On Discovering a Butterfly” (Bir Kelebek Keşfetmek Üzerine) başlıklı
bir şiir yazmıştı:
Ben buldum, ben adlandırdım onu, taksonomi
Latincesiyle şiirleştirdim; böylece bir böceğin
vaftiz babası ve ilk kez tarif edeni
oldum – istemem başka bir ün.
İğnesinin üstünde sereserpe (derin uykuda gerçi),
ve sürünen akrabalardan ve pastan korunaklı,
tip örneklerini tuttuğumuz o münzevi
müstahkem mevkide aşacak tozunu.
Karanlık resimler, tahtlar, hacıların öptüğü taşlar,
ölmesi bin yıllar alan ama küçük bir kelebeğin
üstündeki bu kırmızı etiketin
ölümsüzlüğünü taklit eden şiirler bunlar.
(Bu şiirin özgün metni, ek bilgiler ve Nabokov’un kelebekbilimci yanını
ele alan ilginç bağlantılar şu internet adresinde bulunabilir: http://www.cs.rice.edu/˜ssiyer/minstrels/poems/1498.html.
Ayrıca, Nabokov’un Mavilerini incelemeye onun bıraktığı yerden devam eden
kelebekbilimci Kurt Johnson ile The New York Times editörü Steve Coates’un
birlikte yazdığı, benim bu yazı için Güven Turan’dan ödünç aldığım, Nabokov’s
Blues: The Scientific Odyssey of a Literary Genius [1999; Nabokov’un Mavileri:
Bir Edebiyat Dâhisinin Bilimsel Odiseyası] adlı monografi de meraklısını
bekliyor. Adını Nabokov’un Pale Fire [Solgun Ateş] romanındaki hayali
krallıktan alan “Zembla” sitesi de Nabokov ve kelebek meraklılarına zevkli
geziler vaat ediyor: http://www.libraries.psu.edu/nabokov/zembla.htm)
Nabokov kelebeklerle sadece onları keşfedip adlandıracak kadar ilgilenmiyordu,
iyi bir kelebek ressamıydı aynı zamanda. Bütün kitaplarını iç kapaklarına
renkli kelebek resimleri yaparak sevgili karısı Vera’ya, 1923’te tanışıp
1925’te evlendiği, sadece hayatının aşkı ve can yoldaşı olmakla kalmayan,
hem bilimsel çalışmalarında asistanı hem de yazarlığında ve derslerinde
sekreteri olan Veruşka’ya armağan ediyordu.
Nabokov’un keşfettiği kelebeklerin bazılarının adlandırılmalarında taksonomik
karışıklıklar olduğu biliniyor. O sorunları kelebekbilimciler çözsün,
bizim asıl taksonomik sorunumuz edebiyat alanında: Nabokov’un Lolita’sı
olsa olsa Anima cinsindendir, buna şüphe yok, benim merak ettiğim şu:
Anima lolita adında bir tür müdür, Anima lolita nabokovi adında bir alttür
mü!
|