Geniş Ovada Atlar

Cem Uzungüneş


Geniş ovada tepişen, çiftleşen atlar gördük,
deli gibi koşan kızıl beyaz atlar!
Tren camı kirliydi, biz ölümlüydük.
Orada, o saat yönünde dönen sarı ovada,
hâranın ütopyasında, kızışmaları göğe ters,
durup uzağa bakmaları günbatımına uygun...

Heykel gibi duranlara sonsuzluk kazandıran
bir şey vardı; trenin hızında mı, havada mı?...

Kirli camın uzağında,
bir ahlat gölgesi sâkin, titriyordu;
huzurlu, uzun bir uykuyu vaadederek.

Akşam, kırmızı kalemle bir şeyin altını çizer gibi
iniyordu geniş ovaya, atların arkasından...

Kavruk çocuklar yan yana dizilmiş,
bize, trene doğru işiyorlardı, sevinçle.
Ama niye, sol omuzlarından geriye,
bozkıra, atlara bakıyorlardı ısrarla?
kanlarında huysuzlanan bir küheylanla?

Ama niye sol omuzlarımızdan geriye
bozkıra, atlara bakardık ısrarla,
içimizde bir küheylânla?
Tren geçince, kızgın raylara, bozkıra birdenbire çökecek
sessizliğe, o vahşî, sert sessizliğe
hazırlıksız yakalanmamak için işte! O sessizliğe
çaresizce hep hazırlıksız yakalanacağımızın
gizli bilgisinden işte!

Çok uzakta sıra sıra söğütlerin, bir ırmağı haber vermesi gibi,
çiftleşen tepişen koşan atların;
bize, trene doğru merakla bakan tayların
içimizde akıp duran, buharlaşan bir şeyleri anıştırması...

Öyle kanlı bir tutkuyla özlüyordum seni küheylân!
öyle bir çoraklıkla; ey bir zaman kanımın akışında kişnemiş
“ey, artık ölmüş olan at!”
ruhu bu kompartımanda sıkışmış,
tren camından geniş ovaya bakan at!
Artık bütün öncelikleri değişmiş
saat yönünde yavaşlayıp, sararıp
dönüp-duran hayat.