Şairlerin daha narin bir iç dünyaya sahip kişilik göstermelerinden olacak, yemek-içmekle araları çok hoş olmasa gerek. Başka bir deyişle şair, keyfi iyi oldu mu; yemeye daha sokulgan, kırıldı mı yemeden içmeden kesilen bir yaratılışa sahip. Yani kimliği oldukça zikzaklı. İnişli çıkışlı. Hele bayan şairlerin şiir evreninde yemenin adı bile yok gibi. Adeta perhiz yapıyorlar dize aralarında. Yahya Kemal’den bu yana eski şiirimizde çok bağazlı şairler olduğu biliniyor. Hatta Osmanlı saraylarında. Giderek gerek ekonomik koşullar, gerek yaşam zorlukları şairi boğazsız yapmış sayılabilir.
Elindeki bıçak soğan soyuyordur (Güzel Devedikeni) Bunun dışında sofraya oturan bir dizesine rastlamak mümkün değil. O daha çok dağlarda dolaşıyor, evde yok. Bir şiir söylerim belki sizlere dair Yine rakı denen esrarengiz içecek ülkemiz şairlerinde baştacı; başka deyişle kutsal sayılan bir içecek. Ona gerek söz, gerek içki olarak dokunurken bile okuru titreten deyişlere, benzetmelere ulaşmış, yakın çağın Türk ozanı. Ece Ayhan’daki ‘Rakı içilir mi hiç çiçeksiz’ (Ut) adlı unutulmaz dize, belki rakının sihirli kokusunu belleklerimize kazıyacak kadar eşsiz ve unutulmaş bir deyiş. Aslında yaşamında belki alkolün yeri çok olsa da; Ece Ayhan da, Turgut Uyar gibi alkolün duvarında gezinmemiş şiirlerinde. Çok az değinip geçmiş. Ama yukarıda andığım dizedeki güzelliği de yaratmaktan geri kalmamış. Turgut Uyar’ın ‘Bu yüzden meyve suyu içiyorum durmadan’ (Şehirden Biri) dediğine bakmayın, alkolle içiçe yaşamış bir ozanımız. Cemal Süreya’da ölüm sebebini alkol denen içeceğe bağlamış, ama alkolden az söz etmiş biri. Yemek içmekle saplantısı yok şiirlerinde: Sonsuz ve olağanüstü bir bira Diye özendiriyor, ağız sulandırıyor o kadar. Yeni şiirden seçtiğim iki
örnek de genç şiirin az önem verdiği şiir, yemek, içmek konusuna değinip
geçtikleri örneklerden:
Şarap öncesi çünkü, üzümü hiç sevmedi Nice salkımlar götürdüm, bir tekini yemedi Üzüme benzer oğuldum, üzümün şarap hali (Babam ve Üzüm) Trakya’ya göçmüş göçmen duyarlığını türlü hallerle anlatan başarılı ozan Adnan Özer, ayçiçeklerinden, tarla kuşlarından kaldırdığı başını okura şöyle uzatıyor, muhacir diliyle: Duygulu bir portakaldan yaratıldım ben (Darb- Mesel) Benim esas konu alacağım iki ozanımız Oktay Rifat’la Edip Cansever. İkisi de, yeme-içmeye değişik ve özgün bakışlar getirmiş, beklenmedik örnekler seçmiş ozanlar. Belki gözümden kaçan birçok ozan vardır yeme-içme bağlantılı. Ben buraya Cansever ve Rifat değinmelerini çoğaltarak ozan sayısını kapatacağım. Erik pestilleri küflü, kirazlar ham Dediği yerde sofraya getirdiği bir avuç zeytini çardağın altına getirdiği alanda, ekmeği bir yana, balıkları bir yana koymuştur bile. (Balıklı) Kâseler, sahanlar, bakraç, bakırı çıkmış isli tencere yan yanadır. (Göç) Karpuz kesilince, kara karpuz çekirdekleri önümüzde dillenir. (Atlarla Körler) ‘Erkenden’ şiirinde erken saatte bir zeytin tanesi atar ağzına; öyle düşünür, öyle kısar yazacağı dizelerin arasına. Aynı şiirde: Bir cümbüş sofrasına oturmuş gibi oluyor,
Dediği yere çöker oturur. O gizemli bir kır efendisidir
artık. Rakıdan, domates, somun ekmekten medet umar. Şiirini kısaltır,
yemek içmeye sevgiyi çoğaltır. Şarabıma gidiyorlar tek kelimeyle (Ay Kırmızı...) İçkileri şarap ve rakıyla sınırlı değil Cansever’in, türlü çeşitler deniyor: ‘Ya viski içelim ya bira’ (Kavga) dediğiyle de kalmıyor. ‘Bir konyak içer misin?’ diye sormuştu Tragedyalar adlı uzun şiirinde. Alkolün yaslı çocuğu yanmış alkolleri, sınırsız alkolleri şöyle anlatıyor bir başka şiirinde: Bu kaç kapılı konyak? (Konyak) Ya alkol olmasaydı türünden serzenişlerde bulunan Cansever ‘herkes biraz içiyor’ diyerek kendisine ortak arıyor durmadan. ‘İçer içkisini, geriler’. Bu son örnekler hep Tragedyalar’dan. İşin içine Yunan mitologyasına göndermeler yapan bir şiir örneği katarsa, rahat durur mu içki sofrası gözünün önünde? İçkiler, içkiler, o tekrar içkilerin bize sayfa numarasını getirir. Kapımızı çalar erik rakısıyla, nar şuruplarının kanını katar araya, sabah sabah kim içiyor diye sorar bu turunç likorönü? Aslında “Ne Gelir Elimizden...” şiirinde bahsettiği bu turunç likörünün kokusunu ondan başkası duyamaz. Çünkü herkesten daha keskin bir duyuma sahiptir bu konuda. Alkolün yürek yakan tarafı ondan sorulur ve ölümsüzlük yaratan yanı: Bir dilim ekmeği bir yıl kadar uzatan ozan Cansever, hurma şaraplarını bile denemiştir. Ey alkolden ölenler, büyük ölüler
Sen ne kadar içsen de İçmek üzerine belki en güzel dize Cansever’in yazdığıdır. Bu kadar
yaşanmış, hissedilmiş bir alkol dizesini arasanız bulamazsınız. Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe Aslında E. Cansever’in şiirlerinde yalnız içki yok, söz konusu olarak. Bazen çay da içmeyi öneriyor eşine, dostuna. Sanki çay bir kaçış içeceği: İki perde arası içilen soğuk limonata ile korkunç pastayı “Umutsuzlar Parkı” şiirinde ikiye bölen şair “Ooo! bütün insanlar çay içecek” derken içilen tüm içeceklere de bir gönderme yapmayı ihmal etmez. Kirazla votka içmeyi “Çember” önerdiğine bakılırsa. Hiçlikle kesilen tahin helvaları “Amerikan Bilardosuyla Penguen”, eskimiş bir tutuşla şarabını içen ozana “Phoenix”, pis lokantalardaki çekilmez akşamüstlerini unutturur. Bir dizesinin üzerinde ayrıca duracağım. Şimdi burada Cansever, ustaca bir kelime oyunu yaparak kadehin içine
bir kuş oturtmuştur: Hem de siyah bir martı. Böyle bir kuş yok ama,
mecazi anlamda düşünmezsek, denizde yaşayan karabatak geliyor usa.
İçmeyle kara martıyı karartmak istemesi bir yana; bence içkiye kutsal
bir takı vermeyi de düşünerek kadehe martıyı doldurmuş olabilir. |
||||