Mutfak Bir Cennettir

Nezihe Meriç


O an, hep vardır. Gölgesi gibidir insanın. Birdenbire geldiğinde beliren duygu, tüm duyguları bastırır, egemen olur. Ölçüsü yoktur. Tanımlaması kolay değildir. Vurucu bir duygudur gelen. Bu vurucu duygu, insanın, yaşadığı zamanı gözlemleme, anlamlandırma yetisine göre biçimlenmiştir. Bir sığınma duygusudur; biçimi, insanı şaşırtacak kadar değişiktir. Örneğin, özlenen, küçük bir el çantası da olabilir, bir konak da. Çantanın içi, yaşanan zamana değgin, anıları çağrıştıran, anlamları çok büyük, kendileri minicik, öte beriyle doludur ama, sahibinin ruhudur. Konağın da, odaları, aralıkları, pencereleri, ya da bir cumbası olabilir. Onunla olmak, orada olmak ister gönül, büyük bir özlemle. İlle! Günlük yaşamın dağdağasından, dağların kırların sonsuz, uçsuz bucaksız büyüklüğünün getirdiği sığınaksızlık duygusundan kurtulmak, ya da çevresindeki insanlardan kaçmak, ona kavuşup, kendini bulmak istedi miydi insan, o gelmiş, bastırmış demektir. Düşünmek, karar vermek, ‘bir şey’leri, kabullenmek, ya da reddetmek, başkaldırmak, savaşmak, boyun eğmek vb. için ona sığınmak, insanı kendine getirir.
Bu özlenenin, akla hemen geleni, en bilineni evdir. Ev bizi koruyan, bizimle bütünlenmiş olandır. Bazen, zamanın bir yerinde yaşam birden sanki duraksar. Öyle zamanlarda tek İstenen, tek özlenen odur. Bir kulübedir, diyelim çerden çöpten. Bir kıyı kent evidir, güneşten kızmış taşları; denizin sesiyle yıkanan. Bir ahşap ev belki. Tahta kokusu, insanı eski zamanların, tam bilinemeyen, yaşamlarının gizemli kokusuna götüren.
‘Ah evim’ denir. ‘İnsanın evi gibisi yok’, ‘ah canımı bir eve atsam’, ‘ay eve girdiğimi bir görsem’ denir. Öyle ya da böyle, o koruyan, o bizi içine alıp, yaşamımıza verdiğimiz anlamı kurmaya çalışandır. Onun için, ‘Çalı idi çırpı idi evim idi ya’ demiş masaldaki kadın.
Ev insanın aynasıdır da denmiş midir. Densin. Evin, insanı belirleyen, bir bir anlatılması, açıklanması, üzerinde düşünülmesi gereken pek çok ayrıntısı vardır. Ama ilk anda göze çarpanı, yatıp uyunacak, –sanki bir liman– yatağı, yıkanıp paklanılacak bir yeri, bir de –asıl– mutfağıdır. Mutfak kadrini bilene yaşamdaki cennettir. Doğan çocuk açlığını bilerek doğar. Ağlar meme ister. Çok ayrıntılı, çok çeşitli gereksinimleri büyüdükçe gelişecektir. Ama, doğar doğmaz açlık duygusu insanla beraber gelir yeryüzüne. Aç ayı oynamaz gibi kaba bir tanımlaması da vardır işin; kültürden kültüre değişen incelikleri, insanı belirleyen ayrıntıları da. Değişik mutfaklardan, değişik ürünlerden, onlardan yapılan yemeklerden, kokulardan, bunların yaşamı etkileyişinden falan söz edilebilir. En baskını açlık duygusudur. Bunu herkes bilir.

* * *

Mutfak kadrini bilene cennettir dedik. Öyledir. Herkes bir anlam kurmak zorundaysa kendine, –bu kaçınılmazdır. Anlamsız yaşanamayacağına göre– bunların içinde, mutfağı bilenler, onun insanla olan ilişkisini, eve getirdiği huzuru, sevinci, tadı keşfetmiş olanlar kazanır. Bir demet maydanozun saplarını yıkarken duyulan toprak kokusu, aldığı gibi getirir ekili tarlaları mutfağa. Domateslerin kırmızısı, biberlerin yeşili, kerevizin keskin kokusu, çevredeki tarlalardan doğru esen rüzgârın içinde gelir, donatır, ışıldatır bıçağı, ocağı, mutfağın kıyısını köşesini... Ocak yanar. Yanan ocak mutfağın sevincidir; ya da kaynayan tencere. İster büyük kentlerin mermerli tezgâhına gömülmüş elektrikli ocak da olsun, isterse, sarı çamurla sıvanmış köy mutfağının ocağında, etli yaprak sarmasıyla, erimiş tereyağındaki kırmızı biberin kokusu, ikisinde de aynı mis kokudur.
Aslolan, evi bilmek, evi tanımak, sonra onu canlı tutmaktır. Çay diyelim, pirinç diyelim, çırpılan ceviz, toplanan zeytin, üzüm, bağ bozumları diyelim, gözümüzün önüne getirmeye çalışalım. Ne emek! Ne insan gücü. Ev bunları pek bilemez, onları raflarında, dolaplarında, dizi dizi kavanozların, parlak renkli paketlerin içinde görmeye alışıktır. Ama, yaşamı, her soluk alışında algılayarak, duyumsayarak yakından izlemeyi bilen, kendine, aklını kullanıp sağlıklı bir yaşama biçimi seçebilen, kendine bir anlam kotarabilen insan, insanın bu doğal, bu olmazsa olmaz duygusunu ille –genel adı mutfak olan; su, ateş, yenilebilecek şey bir araya gelince vücut bulan– mutfakta bulur. Mutfakta bulur ve doğanın, emeğin gücünü ta iliklerinde hisseder. Sağlıklı beslenmenin, ağız tadından duyulan hazzın getirdiği dingin, rahatlamış insan, evden, evin mutfağından geçen insandır. Evet, mutfak bir cennettir. Her yerde kurabilir insan onu. Önemli, olan onu icat etmeyi bilmek değil midir. Ozanın dediği gibi, bir bardak suda okyanusu görebilmek!