| Sınır hikâyeleri - 3
Şaşorti Kali
|
| |
|
Köyün en güzel kızıydı ve ona bu yüzden Şaşorti Kali diyorlardı. Baharda
yaylada açan, beyaz, çan görünümlü çiçeğin adıydı aslında şaşorti kali.
Bu beyaz çiçek, o yüksek yaylanın gür çimenlerini beyaza boyuyordu. Henüz
karların erimediği kuytularda da karı delerek başını dikiyordu yeryüzüne.
Çoban Piramus, kendini bildi bileli Şaşorti Kali’yi düşünüyordu. Gece rüyalarında
onu görüyordu. Şaşorti Kali önce o beyaz çiçeklerden biri oluyordu Piramus’un
rüyasında. Ta yanına gelinceye kadar onun Şaşorti Kali olduğunu anlamıyordu
Piramus, ama yanına varınca çiçek biçim değiştiriyor ve Şaşorti Kali’ye
dönüşüyordu. Sonra Şaşorti Kali önde koşmaya başlıyor, Piramus onu kovalıyordu.
Şaşorti Kali, her rüyasında, sonunda yaylanın Gorgiti denen uçurumundan
aşağıya atlıyordu; Piramus da onun peşinden kendini uçuruma bırakıyordu.
Piramus, uçurumdan aşağıya düşerken Şaşorti Kali’nin kendisi gibi düşmediğini
ve uçtuğunu görüyordu. Her gece gördüğü rüyadan yataktan yere düşerek uyanıyordu
Piramus.
Piramus, o sabah da yataktan düşmüştü ve alnını taburenin kenarına çarpmıştı.
Başı hâlâ ağrıyordu. Köyün bütün koyunlarını toplayıp tepelere doğru hareket
ettiğinde Şaşorti Kali’ye rastladı.
— Günaydın Piramus! Alnın kanamış senin, ne oldu?
— Sabah yataktan düştüm.
— Gene mi?
— Evet, gene seni rüyamda gördüm ve senin peşinden Gorgiti’ye koştum. Uyanınca
kendimi yerde buldum, başımı çarpmış olmalıyım.
Şaşorti Kali gülmeye başladı.
— Piramus, sen her sabah kendini yataktan yere atıyorsun ve beni sorumlu
tutuyorsun.
— Öyle mi, dedi Piramus, şaşırmıştı. Piramus, kendisinin her gece rüyasında
gördüğünü Şaşorti Kali’nin de gördüğünü sanıyordu.
Piramus, köyün en saf delikanlısıydı ve aynı zamanda en yakışıklısı. Piramus,
bütün gün koyunları otlatmaktan çok salamuri çalmayı seviyordu. Bütün otlak
onun salamuri sesiyle inliyordu gün boyunca. Şaşorti Kali, Piramus’un saflığını,
sonra salamuri çalışını ve şarkılar söylemesini seviyordu.
Zaman böyle geçip gidiyordu, zaten böyle de geçip gitmişti. Şaşorti Kali,
on sekiz yaşına bastığı yıl, aynı köyden biriyle evlendi. Piramus, Şaşorti
Kali’nin düğün günlerinde bile koyun otlattı ve salamuri çaldı. Ne var
ki, düğünden sonra Şaşorti Kali’yi rüyasında hiç görmedi. Buna çok şaşırdı.
Bir sabah Şaşorti Kali’ye yolda rastladığında bunu ona söyledi.
— Biliyor musun, dedi, ben seni artık rüyamda görmüyorum.
Şaşorti Kali, yanından geçip gitti. Piramus, Şaşorti Kali’nin neden kendisiyle
konuşmadığını anlamadı.
Aradan birkaç yıl geçti. Piramus koyunları otlattı ve salamuriyle şarkılarını
söyledi. Şaşorti Kali’yi yolda gördüğünde artık Piramus da onunla konuşmuyordu.
Zaten Şaşorti Kali’yi çok az görüyordu.
Şaşorti Kali, köyün en zengin ailesinin oğluyla evlenmişti. Ama köyde bu
ailenin zenginliğinin kaçakçılıktan geldiği konuşuluyordu. Bunu Piramus
bile duymuştu, ama bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Piramus, bir gün,
gene koyunları otlattığı bir gün meşe ağacı altında oturmuş salamuri çalıyordu.
Birden karşısında Şaşorti Kali’yi görünce çok şaşırdı.
— Yolunu mu kaybettin, diye sordu.
— Hayır, dedi Şaşorti Kali, seni görmeye geldim. Yanına geldiğime göre,
demek ki yolumu kaybetmemişim.
Piramus, Şaşorti Kali’nin kendisiyle konuşmasına çok sevindi.
— Benimle yeniden konuştun ya, belki seni rüyalarımda yeniden görmeye başlarım.
— Belki… Piramus, adının neden Piramus olduğunu biliyor musun? Şaşorti
Kali gülerek sormuştu bunu.
Piramus düşünmeye başladı. Ne demek istediğini anlamamıştı. Yalnızca Şaşorti
Kali’nin yüzüne bakakalmıştı. Bu arada Şaşorti Kali eteğinin altından külotunu
çıkardı. Sonra Piramus’un pantolonunu, külotuyla birlikte bacaklarından
sıyırdı. Çok utangaç olan Piramus, neye uğradığını anlamamış ve öylece
kalakalmıştı. Şaşorti Kali, yayladaki diğer beyaz çiçeklerden biriyken,
sanki birden Şaşorti Kali’ye dönüşmüştü. Piramus’u sanki şimdi de Gorgiti
uçurumuna sürüklüyordu. Piramus’un kasıkları Şaşorti Kali’nin beyaz kasıklarına
yapıştığında, Piramus, Gorgiti uçurumundan hızla düştüğü duygusuna kapıldı.
Rüyasında uçurumdan düştüğü zamanki gibi bütün içinin çekildiğini ve sonunda
içinde ne varsa her şeyin sanki boşaldığını sandı. Piramus, kendine geldiğinde
Şaşorti Kali yanından uzaklaşmış, çayırda koşuyordu ve kısa bir süre sonra
da diğer şaşorti kaliler arasında kayboldu. Şaşorti Kali’nin külotu orada
kalmıştı. Piramus, bunu ne yapacağını bilemedi ve meşe ağacının kovuğuna
sakladı.
Piramus, Şaşorti Kali’yi uzun süre bir daha görmedi. Yaklaşık bir yıl sonra
yeniden gördüğünde kucağında bebeği vardı ve kocasıyla birlikte bir yere
gidiyor olmalıydı. Piramus’un o gün, meşe ağacının altında Gorgiti’ye sürüklendiğini
sandığı o gün, içine bir ateş düşmüştü ve sürekli yanıp duruyordu. Bu ateşi
söndürebildiği anlar, Şaşorti Kali’nin meşe ağacının kovuğundaki külotunu
sevip okşadığı ve kokladığı anlardı.
Aradan birkaç yıl daha geçti ve bir gün Şaşorti Kali’nin kocasının öldürüldüğü
haberi yayıldı köye. Şaşorti Kali’nin kocasının cenazesinin kaldırıldığı
gün de Piramus yaylada koyunları otlattı ve salamuri çaldı. Birkaç gün
sonra Piramus, siyah giysiler içindeki Şaşorti Kali’yi, yanında bir oğlan
çocuğuyla birlikte gördü. Oğlanın saçları, kendi saçları gibi kızıldı.
Piramus buna çok şaşırdı. Çünkü köyde kendisinden başka kızıl saçlı kimse
yoktu.
— Günaydın Piramus, dedi Şaşorti Kali.
— Günaydın! Biliyor musun, ben seni gene rüyamda görmeye başladım, dedi
Piramus. Rüyasında Şaşorti Kali’yi yeniden görmeye başlamış olmaktan mutlu
olduğu her halinden anlaşılıyordu.
Şaşorti Kali’nin ağzından daha söz çıkmadan kızıl saçlı oğlan tekmeyi yapıştırdı
Piramus’un kaval kemiğine. Piramus, yataktan düşüp başını tabureye çarptığı
andaki acıyı yeniden duyumsadı. Şaşorti Kali gülmeye başladı ve oğlanın
elinden tutarak yürüyüp uzaklaştı.
Piramus arada bir Şaşorti Kali’yi görebiliyordu. Ama içindeki o ateş bir
türlü sönmüyordu. Piramus’un ateşini dindiren tek şey, meşe ağacının kovuğundaki
külottu.
Piramus, yaşamında ilk kez hastalandı ve yatağa düştü. Köyden birkaç kişi
onu ziyarete gelip gitti. Herkes yeni bir sınır belirlendiğinden, yaylanın
yarısının diğer tarafta kaldığından söz edip duruyordu. Piramus, bunun
ne anlama geldiğini ve insanların bunu neden bu kadar çok konuştuğunu anlamıyordu.
Piramus iyileşince, koyun sürüsünü alarak yeniden yaylaya çıktı. Meşe kovuğundaki
külotu ve Şaşorti Kali’nin kokusunu özlemişti. Yaylaya çıktığında bütün
çayırı boydan boya geçen tel örgüyü gördü. Şaşırdı. Hem meşe ağacı, hem
de Gorgiti uçurumu tel örgünün diğer yanında kalmıştı.
|