Amerika’dan mektup var

İlhan Mimaroğlu


Amerikan seçimlerinden az önceki günlerde New York duvarlarında gözüme ilişen o iki afişten seçim sonrasında kaldırılması unutulanlar henüz orada burada çıkıyor karşıma. Birinde o afişlerin, göbek deliği ortada bir zenci şıllık. Öbüründe, beyzbol kasketini yan giymiş, salak suratlı şişko bir zenci hırtapoz. İki afişte de “Oy ver, ya da geber” yazılı.
Seçim akşamı televizyonda eksik olan, daha doğrusu iyice azalan, reklamlardı. Yerine, tavuk köftesi çeneli Kerry ve adını hangi kafiyeye uygun görürseniz öylesinden Bush. Var mı yok mu Demokratlar ve Cumhuriyetçiler! Başka partilerden, başka adaylardan hiç ses, hiç söz yok. Bir ara Ralph Nader göründü kısaca. Orada burada yüzde bir, yüzde iki oy almış. Patates burun Bill de göründü. Clinton’dan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Seçimlere aday olarak katıldığı için değil, sandık başına gidip oy verirken göründü.
Ben oy vermedim. Amerikan vatandaşı değilim. Olsaydım da oy vermeye kalkmazdım. Benim vereceğim oy işe yaramazdı da ondan. Çoğunluklar kötüyü seçer, kötüyü ister. Bunun karşıtı bir örnek, işte, yukarda sözünü ettiğim Ralph Nader. İyi bir Başkan olabilirdi. Ama, devede kulak oylarla süründü.
“Gene Bush kazanırsa gideceğim bu ülkeden” diyenler vardı tanıdıklar arasında. Tası tarağı toplamaya başlamış gibi değiller henüz.
Bırakalım seçimleri öyleyse. Neler gözüme çarpıyor bu sıralarda çevrede?
Mel Gibson’un İsa filmi. Kabak kafalılar İsa’ya işkence ediyorlar. Halk, dizilmiş, bakıyor. Aralarında, kucakta bir piç kurusu. Suratı görünmeye başlıyor piç kurusunun. Şeytan suratı ortaya çıkıyor. Mel Gibson’la aramda bir nefret bağdaşımı olsa gerek.
Otübüslerin üstünde Lisa Kimmel Fisher diye bir kadının adı. Doğum ve ölüm tarihleri de konmuş. Başka bir açıklama yok. Ünlü biri de o kadın, ben mi bilmiyorum? Bildiğim ve bilmediğim başka ünlülerin adları yok da otobüslerin üstünde, niye, doğum ve ölüm tarihleriyle, Lisa Kimmel Fisher?
Duvarların birinde, baştan başa, bir büyük afiş. Üstünde, yanyana, sırıtık suratlı beş kadın. “Umutsuz ev kadınları” yazılı afişte. Hiç de umutsuza benzemiyorlar. Bilenin biri açıkladı. Şarkıcıymış o kadınlar.
Durakların birinde, plastik harmaniler giymiş adamlar, kadınlar doldurmaya başladılar otobüsü. Central Park’ta maraton varmış. Oradan geliyorlarmış. Harmanilerin üstünde “Foot Locker” yazılı. Adı “ayak kilitleyen” ya da “ayağı zincire vuran” anlamına gelen o dükkânı biliyorum. Maratona katılanlar da acaba prangaya vurulmuş ayaklarıyla mı koşmayı becerdiler?
Orada burada karşıma çıkan afişlerin birinde, Amerika’nın en pis sırlarının açığa vurulduğu yazılı. Bir de soru: “Sizin eviniz temiz mi?” Anladığım, bu da bir televizyon programı reklamı.
Videocudayım. Bilmediğim bir film. Başoyuncusunu da bilmiyorum. Adı Paris Hilton o oyuncunun. Ben bilmiyordum ama, tanıdıkları arasında bilen çıktı. Kadınmış Paris Hilton. Televizyon programlarında da göründüğü oluyormuş. Kahkahalar atıyormuş televizyona çıktığında. Rekabet için, Türk filmlerinin oyuncularından birine Istanbul Hilton adının verilmesi düşünülebilir.
Elleri şakaklarında olanların sayısı gitgide artıyor. Kaldırımlarda, dükkânlarda, otobüslerde hep o elleri şakaklarındakiler. Trafik ışıklarında, şakaklarındaki elleriyle karşıdan karşıya geçiyorlar. Lokantadayım. Karşımda kamburu çıkmış bir moruk. Çorbasını içerken bir yandan da şakağındaki nesneyle laklak ediyor. “Hamur da hamur, hüüüp... Ham hum şaralop, hüüüp...”
“Cell phone” diyorlar burada şakaklardaki o nesneye. “Hücre telefonu” anlamına. Gözümün önüne geliyor hücrelere kapatıldıkları ellerinden biri şakaklarında olanların. Orada, tıkış tıkış, şakaklarındaki elleriyle laklak ettikleri.
Büyük sorun, Amerika’da grip aşısı kıtlığı. Seçim öncesinden beri yok grip aşısı. Seçimlerde adayların oy arttırmak için ne yapıp yapıp grip aşısı getirtecekleri söyleniyordu. Gelmedi grip aşısı. Çölde kalmış gibiyiz burada, Amerika’da. Ne ki, çölde gerekmeyebilir grip aşısı. Burada gerekiyor. Ama, ara da bul! Doktorlara soruyorum var mı ellerinde grip aşısı diye. Ağız birliği etmişler gibi hep aynı yanıt: “Öyle şey yoook!”