| Genç “Çocuk Kitapları”
Yazarına Notlar
|
| |
|
Sunuş
Çocuk kitapları yayıncılığı, inanılmaz bir endüstriye dönüştü. Eskiden, iki elin
parmaklarını geçmeyen yayınevlerinin sayısı yüzlere ulaştı. Her yıl binlerce
kitap basılıyor “çocuk kitabı” adı altında. Adı, 20-30 yıl önce de bilinen yazarların
yanı sıra, pek çok genç yazar da katılıyor bu alanda at koşturanların arasına.
Öne çıkıp yolu açmaları gerekirken, okuma olanağı bulduğum genç yazarların çoğu,
ortak yanılgılarla boğuşup duruyorlar, yol açmak bir yana, kendi yollarını bile
bulamıyorlar. (Kimileriyse, çocuk kitabı yazmayı, yayınlamayı yalnızca para kazanma
aracı olarak görüyorlar ki sözlerim bu gruba değil, onlarla herhangi bir iletişim
kurmak olanaksız…)
Son birkaç yılda okuduğum yüzlerce çocuk kitabında, izlediğim çocuk oyunlarında,
bugünün çocuklarının artık kabul edemeyeceği öylesine ilkel yapılarla karşılaştım
ki, tek tek örnek vermeye kalkışmak, bir başka kısır döngüye götürecektir bizi.
Çocuklar için kitap yazmaya soyunan, iyi niyetli genç yazarlara kılavuzluk edecek
hiçbir metinle karşılaşmadım. Var da görmemişsem, bu benim kusurum. Bu yazı ve
başka yerlerde çıkacak başka yazılarım, bu bağlamdaki boşluğun doldurulmasına
kişisel bir katkıda bulunma amacını güdüyor.
Bu ve öteki yazılar, bilimsel makaleler değil; yaşamının elliden çok yılını yazmakla
geçirmiş bir yazarın öznel yargıları, yorumları, önerileri olarak algılanmalı.
Bir reçete sunmak değil amacım. Ama belki, birileri için bir başlangıç noktası
oluşturabilirler.
Bu yazılardan, gençler kadar kendini “kabul ettirmiş” yazarlarımızın da yararlanabileceklerine
inanıyorum. Karşı çıkanlar da olacaktır mutlaka. İşin güzel yanı da bu değil
mi? Tartışmadan nereye ulaşabiliriz ki?
Tartışmaya Açık Genellemeler
Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar ikilemine benzer, “Sanat, sanat
için midir yoksa toplum için mi?” sorusuyla lise yıllarında “münazara” konusu
olarak bile ele aldığımız kör bir tartışma vardır. Her iki sav için de, geçerli
olabilecek yüzlerce düşünce, gerekçe, kanıt üretilebilir. Aslında birbirini
bütünleyen iki doğru yatar bu tartışmanın altında:
Sanatsal üretim, eşsiz, benzersiz, biricik olmak zorundadır. Sanatçının temel
kaygılarından birisi budur. Kabaca “sanat sanat içindir” önermesinin altında
yatan, bu kaygıdır. Ama, sanat yapıtı ancak hedef kitlesine (okuyucusuna, izleyicisine
vb.) ulaşabildiğinde gerçek anlamda var olur. Dağ başında kendi kendime söylediğim
şiirler, okuyucusuna ulaşamadığı sürece, var olamazlar. Çünkü sonuçta sanat
yapıtı “özgün” bir iletidir ve her iletinin birilerine (hedef kitlesine) iletilmesi
gerekmektedir. İkinci önermenin temelinde de bu gerçek vardır.
“Çocuk yazını” dediğimizde, önerme çok açık: Çocuk yazını, çocuklar içindir.
Ama burada da, hemen “Hangi çocuk?” sorusu girer devreye.
Çocuk dediğimiz hedef kitle, yetişkinlere oranla çok daha karmaşık bir yapıya
sahiptir. (Elbette, çeşitli etmenler açısından ele alındığında, yetişkinler
de karmaşık bir yapı oluştururlar ama, yetişkinler kendi içinde, kendi seçimlerine
bağlı olarak belli kategorilere ayrılmıştır yine de. Kimisi bilimkurgu sever,
kimisi polisiye. Kimisi Kafka ya da Herman Hesse peşinde koşar kimisi Agahta
Christie… Sonuçta, okuyacağı yazarı ya da kitabı da kendi seçimlerine göre
belirler.) Çocuk okuyucu, en azından belli bir okuma alışkanlığı edinene kadar,
bir “tabula rasa”*dır. İşlenmemiştir. Okuyacağı kitapları, en azından başlangıçta,
kendisi seçemez, hep birileri seçer (anne, baba, dayı, öğretmen, vb.), çocuk
da bunların seçimiyle okuduğu kitapların kimilerini sever, kimilerini sevmez.
Bu arada en büyük tehlike, okuması için önerilen kitaplar arasında sevmediklerinin
çoğunlukta bulunmasıdır. Bu durumda çocuğun okuma sevgisi tümüyle körelecektir.
Çocuk, severek ve sevmeyerek okuduklarıyla bir birikime ulaşır ve sonunda kendi
seçimlerini yapmaya başlar (elbette büyükler izin verirse). Belki de bu aşamada,
yetişkin olma yolundaki en önemli adımlarından birini de atmış olur. Bu nedenle,
çocuk yazınının hedef kitlesi hem çok açık, hem çok karmaşıktır.
Açıktır, çünkü, çocuk yazınında hedef kitleyi belirlemenin çok kolay bir yolu
vardır: Yaş grupları.
İlk elde, okul öncesi ve okul çağı diye öbekleyiveririz tüm çocukları (Huxley’in
alfa, ve betaları gibi belli standartları olan seri üretim ürünüymüşler gibi).
Elbette, okul çağı çocuklarını da öbeklere ayırırız hemen: 6-7 yaş, 8+, 9+,
12+ gibi…
İşini bilen bir çocuk yazarı için bundan sonrası çok kolaydır. Hayvan öyküsü
mü yazacak, hayvanlı insanlı bir öykü mü yazacak, bir serüven mi anlatacak…
İşini bilen yazar, araya bir etik ders sokuşturmayı da asla ihmal etmez. Zaten
anlattığı öykü her neyse, yalnızca, araya sıkıştıracağı ya da öyküsünü sonlandıracağı
o tek cümle için kurgulamıştır onu. Bazen kendini tutamayıp, tek öykü içinde,
“yaşam dersi” niteliğinde, birden çok noktaya da değinebilir. Neden olmasın?
Kişiler, olay örgüsü, kullanılan dil, seçilen ortam, hep buna göre ayarlanmıştır.
İyi bir yazar yapmaz bunu. Vereceği bir ders, çocukla paylaşmak istediği bir
düşünce varsa, öykünün içine yedirir onu. (“İyi bir kral, yerine getirilemeyecek
buyruklar vermez” der Küçük Prens’e Kral, yalan söylediğinde burnu uzar Pinokyo’nun.
Benzeri örnekleri çoğaltabiliriz.)
İyi bir çocuk yazarının en büyük sorunu, “Hangi çocuk?” sorusunda yatıyor bence.
Yaşadığı aile çevresine, ailenin ortalama eğitim düzeyine, gelirine, inançlarına,
politik tercihlerine, yaşadığı kente, okuduğu okula, kendisini okutan öğretmene
kadar o kadar çok etmen var ki bu bağlamda, yalnızca yaş grubunu belirlemek
yetmiyor. Evinde klasik batı müziği dinlenen, annesinin, babasının elinden
kitap düşmeyen çocukla, boş vakitlerini, annesi konken, babası kahvede tavla
oynamakla geçiren çocuk bir olabilir mi? Bu iki çocuğun bir kitabı algılamaları
aynı düzeyde olabilir mi?
Kabaca “A,B,C…” diye ayrılan ve temelde tüketim biçimlerine ya da gelir düzeylerine
göre belirlenen sınıflandırmaya girmek istemiyorum. A-B grubundakilerin çoğunun
dekoratif amaçla metrik ölçüde kitap aldığı bir ülkede yaşadığımız bilinen
bir gerçek. Öğretim sistemimizdeki sorunlar nedeniyle, aynı okulun, aynı sınıfının
A, B, C şubelerindeki öğrenciler arasında bile, yalnızca öğretmenin özverisine
ve öğretim anlayışına bağlı olarak büyük farklılıklar oluştuğu da… Her sınıftaki
öğrencilerin arasında bu bağlamda uçurumların bulunduğu ya da bulunabileceği
de…
Yetişkinler arasında çeşitli nedenler ve biçimlerde göz ardı edilebilse de,
çocuklar arasında, özellikle kültürel sınıf farklılıkları çok belirgin bir
biçimde ortaya çıkıyor. Üstelik, aydın bir yetişkin çeşitli (?) nedenlerle
kütükten farksız bir yetişkine katlanabilirken, hatta ona övgüler düzebilirken,
çocuklar, aydınlarda olmayan bir dürüstlükle hemen tepki gösteriyor.
İyi de, çocuk yazarı, kendisine hedef kitle olarak, bu karmaşık yapı içinde
hangi çocuk grubunu seçecek?
Bu, genelgeçer yanıtı olmayan bir soru… Her çocuk yazarı kendi yanıtını, kendi
seçimlerine göre, kendisi bulmak zorunda. Benim uyguladığım ve önerdiğim yanıt
şöyle bir şey: Çıtayı elden geldiğince yüksek tutmak…
Genç Yazarlara Notlar
1 Hani yazar ya kimi kitapların kapağında, 9+, 12+ diye, (neye, hangi ölçütlere,
hangi araştırmalara göre belirlenmişse bu da?!) Yayınevi, 12+ diye öneriyorsa,
siz bunu 8+’ya indireceksiniz. Çünkü, “Şimdiki çocuklar harika.”
2 Hedef kitlenizi, toplumun, her okulun, her sınıfın, hatta her ailenin başarılı,
gelişmeye, ilerlemeye aday çocukları olarak seçeceksiniz. Yani, gelecekte “lider,
önder, öncü” olabilecek çocukları hedef kitle olarak göreceksiniz. Çünkü, kitlelerin
devinimi ancak liderler sayesinde gerçekleşir. İmza yerine parmak izi ya da
mühür basanların, bilmem kaç bin kitap okumuş, bilmem kaç cilt kitap yazmış
kişilerle eşit tutulduğu mutlak(?) demokrasilerde bile bu böyledir. Sürü, ardından
koşacağı bir sürü başı arar. Çocuk yazarları, eğer mastürbatif ya da para kazanma
amaçlı bir yazarlık dışında, toplumsal bir işlev yüklenmek istiyorlarsa, yaşadığımız
iletişim ve bilgi toplumunda, kendilerine temel hedef kitle olarak, Fenerbahçe’yi
ya da Galatasaray’ı değil, fiziği, kimyayı öğrenmeyi, ne bileyim, uçurtma yapmayı
seçen çocukları almalıdır. Sayıları az bunların elbette. Ama inanın, sandığınız
kadar az değil ve hepsi aç, susuz, kendilerine uygun kitaplarla buluşmayı bekliyor.
3 Didaktik değil, eğlendirici olmalısınız. Bir çocuk yazarı olarak göreviniz,
şu ya da bu konuda vaaz vermek değildir. Çocuğa öğretmek istediğiniz şeyleri,
satır aralarına gizlemeyi bilmelisiniz. Anasından, babasından, öğretmeninden,
yakın ve uzak çevresinden yeterince ders (?!) alıyor zaten çocuklar. Kitap
okumak ders ya da öğüt değil, keyif almanın yollarından biri olmalı çocuklar
için.
4 Unutmayın ki, en büyük rakibiniz, her kesimden insanı etkileyen televizyon
dizileri, pop-star’lar, Ayşe mankenin, şarkıcı Mehmet’le yaşadığı üç günlük
aşk (????) öyküsü, ya da bilmem kimin, bilmem kimle, bilmem kaç saat süren
evliliğinin baş döndürücü öyküsü… Üstelik rakibiniz “reyting” aldığı ölçüde
reklam alıyor. Kendini çok sıkı bir biçimde tanıtıyor. Hedef kitlesini aramak
zorunda da değil, oralarda bir yerlerde bekliyor onlar zaten. Hedef kitlesinin,
dağıtım sorunları nedeniyle o kitapevi senin, bu kitapevi benim diye dolaşıp
arama sorunu yok. Üstelik para ödemek zorunda kalmadan, düğmeye basınca, şıp
diye ulaşıyor o dizilere, paparazzilere… Falan, filan…
Yani sizden çooooook güçlü. Ve siz, kurtlar sofrasında, çevrenizdeki dağı eritip
ulusunuza yol açmaya çabalayan Ergenekon demircileri gibi bir konumdasınız.
5 Aman, eğlendirici olmaya çalışırken, “Ham hum, şaralop” diye söz kalabalığına
düşmeyin. Aziz Nesin’in yetişkinler için yazdığı mizah kitaplarını her yaş
ve düzeydeki insan (çocuklar ve gençler de bunun içinde) keyifle okuyabilir
ama, pek çok yazarın, çocuklar için yazıldığı öngörülen “mizah” kitaplarının
pek çoğunu okuyup da, bırakın gülmeyi, gülümsemek bile olanaksız.
6 Çok önemli bulduğum için bir kez daha yineleyeceğim: Sizin işiniz, çocuklara
vaaz vermek değil, onları eğlendirmektir. İletmek istediğiniz bir “mesaj” varsa,
bırakın onu, kurduğunuz olay örgüsü ve anlattığınız öykünün kişileri versin.
Öyle, “kör parmağım gözüne” dercesine değil, öykünün doğal akışı içinde, belli
belirsiz. Çocuklar geri zekâlı değildir, hemen anlayacaklardır söylemek istediğinizi.
Ama bu onların okuma keyfine zarar vermeyecektir. Kitabın kimi yerlerine ya
da sonuna eklenmiş etik bir dersin çocukları tedirgin ettiğini asla unutmayın.
7 Şimdilik son bir öneri şu olabilir belki: Kitabınıza, çocukları etkileyecek
güçlü bir girişle başlayın. Kitabınızın giriş paragraflarını, kişileri, çevreyi,
aile ilişkilerini betimleyerek boşuna harcamayın. İleride bu tür şeyleri anlatma
olanağınız bol bol olacaktır. Okuyucunuzu, kitabınızın ilk iki paragrafında
yakalamaya, etkilemeye bakın. Heyecan uyandırmayan, sıkıcı her giriş, ölü doğmuş
bir kitap demektir. Unutmayın ki, çok sayıda ve çok güçlü rakipleriniz var
çıktığınız yolda. Onları alt etmenin, bu yarışta ipi göğüslemeye giden yola
adım atabilmenin en önemli yöntemlerinden biri, çocuk okuyucunun ilgisini ilk
satırlarda yakalamak ve sürdürebilmektir.
Son Söz Gibi
Dünyamız inanılmaz bir değişim süreci içinde. Yazarlar da, bilim adamları gibi
bu değişimi yakalamak, yazdıklarında bu değişime ayak uydurmak zorunda. Ama
bu değişimin dışında kalmış olmalarına karşın, 50 yıl, 100 yıl önceki çocukların
okuduğu heyecanla okunan, sevilen kimi kitaplar var: Peter Pan, Küçük Prens,
Alice Harikalar Diyarında, Pinokyo, Define Adası, Pal Sokağı Çocukları, Tom
Sawyer bunlardan bir çırpıda aklıma geliveren bazıları… Nedir bunların mektup
çağı çocuklarıyla televizyon-bilgisayar çağı çocuklarını etkileyen ortak
noktaları?
İyi bir çocuk yazarı, bu ortak noktaları araştırıp bulmak zorunda.
İyi bir çocuk yazarı, ne yazacağını, nasıl yazacağını, büyükler için kitap
yazanlardan daha çok, daha yoğun düşünmek zorunda.
Çocuk okuyucu, daha zor beğenen bir okuyucu. Bir kez yanıltabilirsiniz onu,
ama ikinci bir kez, asla yanıltamazsınız. Zaten, yanıltmaya da çalışmayın,
siz zararlı çıkarsınız.
Not: Bu yazı, bir tartışmayı başlatabilirse, çok mutlu olacağım. Bu konuda
benimle yazışmak isteyenler “GENÇ ÇOCUK KİTAPLARI YAZARINA NOTLAR” konu başlığıyla
bilginadali@isbank.net.tr adresime yazabilirler. Lütfen iletilerini açık olarak
yollasınlar, kapalı word dosyaları virüs içerebildiğinden, tanımadığım kişilerden
gelen kapalı dosyaları açmıyorum. Hepsine özel ya da dergilerde yanıt vermeye
çalışacağım.
B.A.
|