“Hurufî Şiirler”in Kaynakları Üstüne

Maksut Yiğitbaş


Hilmi Yavuz’un son şiir kitabı Hurufî Şiirler, onun şiir sanatında başka bir deyimle poetikasında bazı değişikliklerin habercisi gibidir. Daha önceki şiirleriyle birçok benzerlikler taşısa da derinlik ve biçim estetiği, bu kitabı diğerlerinden farklı kılmaktadır.
Kitapta, adıyla doğal olarak ilgili başlıklar ve bölüm adları yer almaktadır: a, ş, k / elif & alfa &; be & beta / tâ, sîn, mîm. Bölümlerin toplamında yirmi beş şiir yer almaktadır. Şiirlerini genellikle bir problem ya da konu etrafında ve bir kitap boyutunda ele alan Hilmi Yavuz, bu kez harfleri izlek olarak almış ve bunlar üzerinde imgeler dünyasına yolculuk yapmıştır.
Harfler ve rakamlar, insanlık tarihinde ve medeniyetlerinde daima ilgi odağı olmuş iki kavramdırlar. Semavi ve beşeri dinlerde inanılan harf ve rakam/sayıların gizemini İslam medeniyetinde de cazibesini muhafaza etmiştir. Asırlarca kullanılan ebcet, bir hesaplama sistemidir ve harflere dayalıdır. Bu hesaplama sistemi ile büyük ve önemli hadiselere Kur’an-ı Kerim’den işaretler edinilmiştir. Ayrıca herhangi bir yapıya tarih düşürme amacıyla da hep ebcet hesabı kullanılmıştır.
Harflerle ilgili olarak İslam dünyasında, Kur’an-ı Kerim’in bir kısım surelerinin başında yer alan harflere Hurûf-u Mukattaa denilmiştir. Sırlar içeren bu harflerin gizemi halen çözülmüş değildir. Gerek bu harflerden gerekse harflerin esrarı, sûfî ve din alimlerinin dikkatini çekmiş, gizemine kaptırmıştır. Nitekim (Esterabadi) Fadlullah-ı Hurûfî, 14. yy.’da Hurufî tarikatını kurmuş ve etrafına birçok kişi toplamıştır. Bunlardan biri, Dîvan edebiyatının ilk şairlerinden Seyyit Nesimi’dir. Hurufîler, kötü akibetleri öncesi, çevrelerini ve özellikle harf simgeciliği yönüyle dönemin edebiyatını etkilemişlerdir. Nitekim Dîvan şiirinde harflerin gizemli taraflarıyla birlikte çağrışımları ya da simgeleri bir çok şairin şiirinde yer bulmuştur.1

Gitmez o mehün râ gibi hançer kemerinden
Üftâdelerin öldürür âh işte burası / bu râsı
(Bâkî)2

Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde, çok az şairin ilgisini çekmesine rağmen harfler gizemini ve cazibesini şiir vadisinde korumayı sürdürmüştür. Hemen her fırsatta Hilmi Yavuz’un sahih şair olarak ustaları arasında andığı Âsaf Hâlet Çelebi bunlardan biridir. Onun, harflerin adını taşıyan “He”, “Lamelif” gibi şiirleri vardır.
Şiirini geleneksel Türk şiirine eklemleyen Hilmi Yavuz, yaşam ve özellikle şiir geleneğimizde önemli izler bırakmış harfleri, Hurufî Şiirler’de izlek olarak tercihinde bütün bu kaydettiklerimizin etkisi olsa gerek. Kitap, adıyla Hurufî’liği çağrıştırsa da bu dini inanışla ilgili değildir. Dîvan şiirinde, özellikle Nesimi sonrası dini mesaj özelliğini kaybeden ve daha çok biçimsel anıştırma ve gönderme amacıyla kullanılan harfler, Hurufî Şiirler’inde de Dîvan şiiri geleneğine yakın olmakla birlikte, daha çağdaş ve zengin imgeler yüklenerek şiirlerde yer almışlardır. Hilmi Yavuz, kitabın yayımlanmasından çok kısa bir süre sonra, Hurufî Şiirler üzerine, kendisi ile yapılan bir söyleşide bu konuya değinir: “Burada ‘hurufî’lik’in Esterabadi Fadlullah’a ve Nesimî’ye yapılan göndermeler ve epigraflar dışında, ‘hurufîlik’ diye bilinen sapkın tarikatla ilişkisi yok.”3
Şiirin ilk bölümü a,ş,k’tır. Bu bölümüne iki şiir yer almakta ve ilkinde ‘elf leyle ve leyle...’ (binbir gece) harfler yerine ya da harflerden oluşan bir terkiple bildiğimiz Binbir Gece Masalları’na işarette bulunmuştur. Şiirde Ahmet Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu”, “Sensiz” ve “Merdiven” şiirlerine isim ve motif bakımından masal kıvamında göndermeler yer almaktadır:

güneşli, acımasız bir akşamın
sonunda arzu:
–yok bile!’
(çocuk, bir havuzun başındadır:
saçlarında papatyalar örgü
yapraklar ve kadınlar
o kadar derinler, o kadar
yoğunlar ki...
birbirleri gibiler...
öteki resimlere geçiyorsun...4

Ahmet Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinin adı metinlerarasılık bağlamında ‘güneşli, acımasız bir akşamın sonunda arzu’ya dönüştürülmüştür. ‘yapraklar ve kadınlar’ın derin, yoğun ve birbirleri gibi oluşları bize “Merdiven” şiirinin hâtıraları imleyen ‘güneş rengi bir yığın yaprak’larını hatırlatır. Öte yandan aynı şiirde geçen:

‘annenle bazı geceler:
bir göl duygusu geliyor;
acı pestil duygusu kışın;
‘yaşadığım annemdir’, diyorsun...)
–de’

kesitinde yer alan dizeler, Ahmet Haşim’in “Annemle karanlık geceler bazı çıkardık.” mısrası ile başlayan ve annesini anlattığı “Sensiz” şiirinden dize kesiti; yine Haşim’in annesini anlattığı “Hazan” şiirinden imgeler taşımaktadır:

Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin!
Annemdi o nûrunda gezen zıll-ı mehâsin,
Bendim o çocuk, bendim o simâ-yı tahayyür.5

Kitabın ikinci bölümüne Arap ve Yunan alfabelerinin ilk iki harfleri adı olarak verilmiştir. Bu, şairin iki medeniyete (Doğu-Batı) bir çok açıdan yer vereceğinin ilk belirtisidir. Son bölüm “tâ, sîn, mîm”, adını Şuarâ suresinden alır. Daha önceki şiirlerinde sık sık başvurduğu, modern şiirin vazgeçilmez koşulu olarak savunduğu metinlerarasılık ve geleneksel şiirimizle yakınlığa bu kitabında da rastlarız. Şiirlerdeki derin anlam, gizem ve biçimdeki estetik yapı okuyucuya ister istemez Hilmi Yavuz’un ustalarını hatırlatmaktadır: Behçet Necatigil, Âsaf Hâlet Çelebi, Mallarmé... Bir dil ustası olan şair, harflere imge ve anlamı mükemmel denecek bir uyumla şiirlerde konumlandırmış, ki buna mecazi bir söylemle dans ettirmiştir de diyebiliriz. Harflerin tekrarından doğan ahenk (asonans ve aliterasyon) ise bu dansa fon oluşturmaktadır. Güzel bir örnek olarak “harfler ve S/Z” şiirini gösterebiliriz:

‘Müstakim-zâde, her harfin yanıbaşın
o harfin meleğinin beklediğini söyler.’
Ahmet Hamdi Tanpınar

toplandı bir tek harfin çevresinde
bir kavim; -ve dağıldı: Aleph!
bir baktılar, uyanınca, ne tuhaf,
yoktular eski harfler, Ashâb-ı Kehf

gibi şaşkın! güzel harflerdi! S/Z:
hünsa, kastrato ve elbette ikiz
onları sevdimdi, âh, Lamelif,
W! İşte sizsiziz, biz, işte, sizsiziz

neye bağlıyız, bilmeyiz artık, bilinir
mi yitikten geleniz biz, bekleyerek...
sessiziz biz... şimdi ürkek, siste gibi:
her harfin yanındaki o melek...6

Bu şiir, bizce kitabın en dikkat çekici şiirlerindendir. ‘S’, geçmişi Grek ve Mezopotamya medeniyetlerine uzanan; denge, güç ve sağlığı sembolize eden bir harftir. Doğu ve Batı medeniyetlerine göre farklı anlamlar yüklenen bu harfler (S/Z); işitsel olarak uyumayı imlemektedir. Belki de bundan ötürü şair, Ashâb-ı Kehf ile S/Z arasında teşbih sanatı ile benzetme ilgisi kurar. Şiirde anılan Ashâb-ı Kehf, uykularını s/z s/z s/z soluma sesleri ile sürdürmüş olmalıdırlar. “S/Z” erillik ve dişiliği de temsil eden bir ikilidir. Şair bu gönderme ile yetinmemiş erillik ve dişilliği içeren hünsa kastrato ve W da anmıştır. Bunlarla birlikte, Roland Barthes’ın S/Z çalışmasını ve bu adı tercih edişini; Balzac ile ilgili bir incelemesinde eril-dişil kavramları üzerinde W harfi bağlamında incelemesini, hatırlamakta fayda var. Arapçada ‘Z’ eril bir vurguya sahiptir. Gönderme ve anıştırmalar ile birlikte şiirde S/Z tekrarı (aliterasyon) dikkat çekici boyuttadır:

W! İşte sizsiziz biz, işte, sizsiziz...
sessiziz biz... şimdi ürkek, siste gibi:

Klasik Türk şiirinde ‘aruz’ ölçüsü ve söz sanatları ile yakalanmaya çalışılan şiirdeki ahengi (tını); Hilmi Yavuz, daha çok aynı kökten kelimeleri, harfleri, benzer ekleri ve dize başı ya da sonu uyakları ile sağlamaya çalışır. “harfler ve lay lay lom” bu şiirlerden biridir:

‘o’lardı, onların içinde, oooo!
o da oradaydı, o odada
gelin odasına gelindi, indi
‘a’lar, ‘y’ler, ‘l’lerle birarada

‘ü’nün düğününde gördüğün
‘ü’ler kalabalığı, beşi bir yerde
üzgün kızlar hep geride kaldılar
‘i’lerde olan herşey ise ilerde7

Metinlerarasılık açısından zengin bir kitap olan Hurufî Şiirler’de; Hilmi Yavuz, poetik anlayışını sadece alıntılama boyutunda bırakmayarak imgesel açıdan da şiirlerine yansıtmıştır. Yukarıda a,ş,k (bir) şiirinden yaptığımız aktarımda Ahmet Haşim’in şiirinden enstantaneleri göstermeye çalıştık. Bunların benzerine diğer birçok şiirde rastlamamız olasıdır. Örneğin “harfler ve Hölderlin”de:

şair ve deli! ikisi bir!
şairsin, hüznünden belli
oluyor bu: delilik bir çiçektir
ve adı: sadık hizmetkârınız

Scardanelli8
Bilindiği üzere Hölderlin delirdikten sonra kitaplarını ‘Sadık hizmetkârınız Scardanelli’ olarak imzalamıştır. Bu şiiri bir anlamda Hölderlin’e ithaf eden Hilmi Yavuz, Hölderlin’in delirdikten sonraki imzasını (Scardanelli) metinlerarasılık bağlamında kullanarak kendi öznesi ile Hölderlin’in o zamanki öznesini bir kılmıştır. Ayrıca bu ifadeyi alıntılamakla kalmamış onun deli oluşuna ‘şair ve deli! ikisi bir!’ göndermede bulunmuştur. Benzer bir metinlerarası yaklaşımı “harfler ve hilmi” şiirinde de gözlemlemek mümkündür. Dîvan şiirinin büyük ustası Fuzûlî’ye ve onun,

Pâre pâre dil-i mecrûh-i perişânımdan
Ser-i kûyunda gezen her ite bir pâre fidâ9

şiirine telmihte (anıştırma) bulunan Yavuz, onun söylemini hâl’de (içinde bulunulan an) kendi hâl’ine tercüman yaparak yorumlamıştır:

kimse bilmedi, ben dîl-i mecrûh
ser-i kûyunda itlerle... eyvah!
dokunmayın, dağ üstü bağ
yaralar gövdemde kalsın...

Şair, Fûzulî’nin beytinden aldığı tamlamalarla iç dünyasını bizlere açar. Yaralı (dağlı) bir gönlü vardır ancak ona ‘dokunmayın’ der. Çünkü onun yarası ‘dağ üstü bağ’dır ve kendisi bu hâlinden memnundur. Tıpkı Fuzulî gibi,

Merhem sürüp onarma sînemde kanlı dâğı
Söndürme öz elinle yandırdığın çerağı10

‘dağ üstü bağ’ Dîvan edebiyatının sık kullanılan mazmunlarındandır. Geniş bir anlam göndermesi olan bu mazmun; bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur, atasözüyle ilgiye sahip olmakla birlikte “...kederden sevince; zaruretten refaha intikal gibi manalara(da) da kullanılmıştır.”11 Şiirin devamında,

kendi adımı andım da ne oldu?
hüzünler: h,i,l,m,i... h,i,l,m,i...
âh, fuzulî şu harflerden
bir kurtarsam, dedim, dil’imi
sözlerim gizlerde kalsın...12

diyen Yavuz, ‘fuzuli’ kelimesi üzerinde tevriye sanatı yapmıştır. Böylece ‘dîl-i mecrûh, ser-i kûyunda’ tamlamalarının aşk ıstırabından haz alan, bu nedenle vuslatı arzulamayan Dîvan şairi Fuzûlî’ye ait olduğuna vurgu yapmakla kalmamış, hüznünü anlattığı fuzulî harflerden: ‘h, i, l, m, i... h, i l, m, i...’, ‘dil’ini (gönül/kalp) kurtarmak istediğini anlatmıştır. Bu çok manidar noktada kullanılan ‘tevriye’ sanatının göndermeleri ile, okuyucu olarak burada aklımıza şu soru da takılmıyor değil: Hilmi Yavuz, şiirlerinde değişik imge ve söylemlerle işlediği ‘hüzün’ teması ile sadece kendini mi anlattı? Cevabını şiirlerine tekrar dönerek edinmek gerekecek herhalde!
Kitabın son bölümü “tâ, sîn, mîm”de toplam on şiir yer alır. On sayısı tamlığı ve mükemmelliği imleyen bir sayıdır.13 Bölüme ve şiirlere adını veren bu harfler, Şuarâ Suresi’nin başında yer alırlar. Hurûf-u Mukattaa’dandırlar. Şiirlerin sonunda tekrar edilen gizem dolu bu harflerle, şiirler ve Şuarâ Suresi arasında bağ kurmak bir hayli güçtür. Aslında sureye adını veren ‘Şuarâ (şairler)’ ile surede anlatılanlara dikkatli ve vakıf bir yaklaşımla bakılmadığı takdirde şairlerle sure arasında ilginin pek de kolay kurulamayacağını belirtelim. Şiirleri ve Şuarâ Suresi’ni okuduğumuzda Hilmi Yavuz’un da şiirlerde bu ince noktayı gözden uzak tutmadığını; tâ, sîn, mîm/ Şuarâ Suresi ve şiirler bağlamında anlam yönü bakımından semantik simetriyi yakaladığını söyleyebiliriz.
Son bölümde yer alan, tâ, sîn, mîm (dört) şiirinde Hilmi Yavuz, bu kitabına değin uygulamadığı bir biçim denemesi yapmıştır. Harf biçimi ‘Î’ ile anlam ve simge imlemesine gitmiştir. Bu denemenin ardı gelecek mi, bilemiyoruz. Ancak edebiyatımızda belki de ilk olduğunu söyleyebiliriz:

tâ,sîn,mîm
(dört)
lamba
gibi yüzlerle tanıştık
samim-

Î bir mum, içten
bir aynayız, dıştan hep-
imiz
karanlıkta
biz bizeyiz ve belirsiz
olmak için mi var’dık?14

Hurufî Şiirler, bir son eser olması nedeniyle şairinin poetikasında durduğu konumu gösteren bir özelliğe sahiptir. Bizce bu kitap, Hilmi Yavuz’un şiirinde kırılma boyutunda olmasa bile bir değişimin işaretlerini barındırmaktadır. Onun Bakış Kuşu’ndan itibaren süregelen şiir çizgisinde, değişim ve kırılmayı da içinde bulunduran bir devamlılık vardır. Bakış Kuşu’nu izleyen Bedreddin Üzerine Şiirler onun şiirinde belki de kırılma boyutunda önemli bir değişimdir. Sosyal boyutlu bu şiirlerde, lirik söylemli toplumcu şairdir Hilmi Yavuz. 1981’de yayımladığı Yaz Şiirleri ile, ihtiyati yaklaşımı bir yana bırakarak açıkça söyleyebiliriz ki şiirinde önemli bir değişim/kırılma gerçekleşmiştir. Yolculuk Şiirleri’ne kadar süren bu poetik duruş, Hurufî Şiirler’le yeni bir açılım kazanmıştır. Yaz Şiirleri ile merkeze alınan ‘aşk’ bu kitapta önemli ölçüde ötelenmiş yerini iç derinliğe ‘ben/özne’ye bırakmıştır. Hilmi Yavuz’un önceki şiir kitaplarında olduğu gibi son kitabında da kendini güç ele veren şiirler vardır. Yüzeysel bir okumaya el verişli olmayan bu şiirlerde lirik söylemi algılamak ve tat almak daha da zorlaştırılmıştır. Oysa yapılan bir iki ciddi okuma denemesi ile şiirlerin lirizmden uzak olmadığı, aksine bir hayli okuma zevkini verdiği de görülecektir. Hurufî Şiirler’de Yavuz, hocalık sıfatıyla okuyucularının dikkatli olmalarını, bilgi tazelemelerini ve gerekirse edinmelerini istemiştir.
Harfler dünyasındaki seyahatini tamamlayan ‘yolcu’nun bir sonraki durağının neresi olacağını kestirmek için galiba yazılarını takip etmek, şiirlerini ve özellikle de Hurufî Şiirler’i dikkatle okumak gerekecektir.

HURUFÎ ŞİİRLER
Hilmi Yavuz
YKY
2004

1 D. Ali Tökel, Dîvan Şiirinde Harf Simgeciliği, hece, Ankara, 2003
2 Tökel, age, s. 173
3 M. İlhan Atılgan, “Yolu şimdi de ‘Harfler’den geçiyor”, Zaman, 10. 12. 2004
4 H. Yavuz, Hurufî Şiirler, YKY, İstanbul, 2004, s. 13-14
5 Ahmet Haşim, Hazırlayanlar: İ. Enginün - Z. Kerman, Dergâh, İstanbul, 2001 (5. Baskı), s. 111-114
6 H. Yavuz, age, s. 28
7 H. Yavuz, age, s. 36
8 H. Yavuz, age, s. 40
9 Fuzûlî Dîvanı, Akçağ, Ankara, 1997, s. 134
10 A. Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara, 1992, s. 112
11 Onay, age, s. 113
12 H. Yavuz, age, s. 41-42
13 A. Schimmel, Sayıların Gizemi, Çev. M. Küpüşoğlu, Kabalcı, İstanbul, 1998, s. 194
14 H. Yavuz, age, s. 50