Hilmi Yavuz’un son şiir kitabı Hurufî Şiirler, onun şiir sanatında
başka bir deyimle poetikasında bazı değişikliklerin habercisi gibidir.
Daha önceki şiirleriyle birçok benzerlikler taşısa da derinlik ve biçim
estetiği, bu kitabı diğerlerinden farklı kılmaktadır. Gitmez o mehün râ gibi hançer kemerinden Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde, çok az şairin ilgisini çekmesine rağmen
harfler gizemini ve cazibesini şiir vadisinde korumayı sürdürmüştür.
Hemen her fırsatta Hilmi Yavuz’un sahih şair olarak ustaları arasında
andığı Âsaf Hâlet Çelebi bunlardan biridir. Onun, harflerin adını taşıyan
“He”, “Lamelif” gibi şiirleri vardır. Ahmet Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinin adı metinlerarasılık bağlamında ‘güneşli, acımasız bir akşamın sonunda arzu’ya dönüştürülmüştür. ‘yapraklar ve kadınlar’ın derin, yoğun ve birbirleri gibi oluşları bize “Merdiven” şiirinin hâtıraları imleyen ‘güneş rengi bir yığın yaprak’larını hatırlatır. Öte yandan aynı şiirde geçen: ‘annenle bazı geceler: kesitinde yer alan dizeler, Ahmet Haşim’in “Annemle karanlık geceler bazı çıkardık.” mısrası ile başlayan ve annesini anlattığı “Sensiz” şiirinden dize kesiti; yine Haşim’in annesini anlattığı “Hazan” şiirinden imgeler taşımaktadır: Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin! Kitabın ikinci bölümüne Arap ve Yunan alfabelerinin ilk iki harfleri adı olarak verilmiştir. Bu, şairin iki medeniyete (Doğu-Batı) bir çok açıdan yer vereceğinin ilk belirtisidir. Son bölüm “tâ, sîn, mîm”, adını Şuarâ suresinden alır. Daha önceki şiirlerinde sık sık başvurduğu, modern şiirin vazgeçilmez koşulu olarak savunduğu metinlerarasılık ve geleneksel şiirimizle yakınlığa bu kitabında da rastlarız. Şiirlerdeki derin anlam, gizem ve biçimdeki estetik yapı okuyucuya ister istemez Hilmi Yavuz’un ustalarını hatırlatmaktadır: Behçet Necatigil, Âsaf Hâlet Çelebi, Mallarmé... Bir dil ustası olan şair, harflere imge ve anlamı mükemmel denecek bir uyumla şiirlerde konumlandırmış, ki buna mecazi bir söylemle dans ettirmiştir de diyebiliriz. Harflerin tekrarından doğan ahenk (asonans ve aliterasyon) ise bu dansa fon oluşturmaktadır. Güzel bir örnek olarak “harfler ve S/Z” şiirini gösterebiliriz: ‘Müstakim-zâde, her harfin yanıbaşın toplandı bir tek harfin çevresinde gibi şaşkın! güzel harflerdi! S/Z: neye bağlıyız, bilmeyiz artık, bilinir Bu şiir, bizce kitabın en dikkat çekici şiirlerindendir. ‘S’, geçmişi Grek ve Mezopotamya medeniyetlerine uzanan; denge, güç ve sağlığı sembolize eden bir harftir. Doğu ve Batı medeniyetlerine göre farklı anlamlar yüklenen bu harfler (S/Z); işitsel olarak uyumayı imlemektedir. Belki de bundan ötürü şair, Ashâb-ı Kehf ile S/Z arasında teşbih sanatı ile benzetme ilgisi kurar. Şiirde anılan Ashâb-ı Kehf, uykularını s/z s/z s/z soluma sesleri ile sürdürmüş olmalıdırlar. “S/Z” erillik ve dişiliği de temsil eden bir ikilidir. Şair bu gönderme ile yetinmemiş erillik ve dişilliği içeren hünsa kastrato ve W da anmıştır. Bunlarla birlikte, Roland Barthes’ın S/Z çalışmasını ve bu adı tercih edişini; Balzac ile ilgili bir incelemesinde eril-dişil kavramları üzerinde W harfi bağlamında incelemesini, hatırlamakta fayda var. Arapçada ‘Z’ eril bir vurguya sahiptir. Gönderme ve anıştırmalar ile birlikte şiirde S/Z tekrarı (aliterasyon) dikkat çekici boyuttadır: W! İşte sizsiziz biz, işte, sizsiziz... Klasik Türk şiirinde ‘aruz’ ölçüsü ve söz sanatları ile yakalanmaya çalışılan şiirdeki ahengi (tını); Hilmi Yavuz, daha çok aynı kökten kelimeleri, harfleri, benzer ekleri ve dize başı ya da sonu uyakları ile sağlamaya çalışır. “harfler ve lay lay lom” bu şiirlerden biridir: ‘o’lardı, onların içinde, oooo! ‘ü’nün düğününde gördüğün Metinlerarasılık açısından zengin bir kitap olan Hurufî Şiirler’de; Hilmi Yavuz, poetik anlayışını sadece alıntılama boyutunda bırakmayarak imgesel açıdan da şiirlerine yansıtmıştır. Yukarıda a,ş,k (bir) şiirinden yaptığımız aktarımda Ahmet Haşim’in şiirinden enstantaneleri göstermeye çalıştık. Bunların benzerine diğer birçok şiirde rastlamamız olasıdır. Örneğin “harfler ve Hölderlin”de: şair ve deli! ikisi bir! Scardanelli8 Pâre pâre dil-i mecrûh-i perişânımdan şiirine telmihte (anıştırma) bulunan Yavuz, onun söylemini hâl’de (içinde bulunulan an) kendi hâl’ine tercüman yaparak yorumlamıştır: kimse bilmedi, ben dîl-i mecrûh Şair, Fûzulî’nin beytinden aldığı tamlamalarla iç dünyasını bizlere açar. Yaralı (dağlı) bir gönlü vardır ancak ona ‘dokunmayın’ der. Çünkü onun yarası ‘dağ üstü bağ’dır ve kendisi bu hâlinden memnundur. Tıpkı Fuzulî gibi, Merhem sürüp onarma sînemde kanlı dâğı ‘dağ üstü bağ’ Dîvan edebiyatının sık kullanılan mazmunlarındandır. Geniş bir anlam göndermesi olan bu mazmun; bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur, atasözüyle ilgiye sahip olmakla birlikte “...kederden sevince; zaruretten refaha intikal gibi manalara(da) da kullanılmıştır.”11 Şiirin devamında, kendi adımı andım da ne oldu? diyen Yavuz, ‘fuzuli’ kelimesi üzerinde tevriye sanatı yapmıştır. Böylece
‘dîl-i mecrûh, ser-i kûyunda’ tamlamalarının aşk ıstırabından haz alan,
bu nedenle vuslatı arzulamayan Dîvan şairi Fuzûlî’ye ait olduğuna vurgu
yapmakla kalmamış, hüznünü anlattığı fuzulî harflerden: ‘h, i, l, m,
i... h, i l, m, i...’, ‘dil’ini (gönül/kalp) kurtarmak istediğini anlatmıştır.
Bu çok manidar noktada kullanılan ‘tevriye’ sanatının göndermeleri ile,
okuyucu olarak burada aklımıza şu soru da takılmıyor değil: Hilmi Yavuz,
şiirlerinde değişik imge ve söylemlerle işlediği ‘hüzün’ teması ile sadece
kendini mi anlattı? Cevabını şiirlerine tekrar dönerek edinmek gerekecek
herhalde! tâ,sîn,mîm Î bir mum, içten Hurufî Şiirler, bir son eser olması nedeniyle şairinin poetikasında
durduğu konumu gösteren bir özelliğe sahiptir. Bizce bu kitap, Hilmi
Yavuz’un şiirinde kırılma boyutunda olmasa bile bir değişimin işaretlerini
barındırmaktadır. Onun Bakış Kuşu’ndan itibaren süregelen şiir çizgisinde,
değişim ve kırılmayı da içinde bulunduran bir devamlılık vardır. Bakış
Kuşu’nu izleyen Bedreddin Üzerine Şiirler onun şiirinde belki de kırılma
boyutunda önemli bir değişimdir. Sosyal boyutlu bu şiirlerde, lirik söylemli
toplumcu şairdir Hilmi Yavuz. 1981’de yayımladığı Yaz Şiirleri ile, ihtiyati
yaklaşımı bir yana bırakarak açıkça söyleyebiliriz ki şiirinde önemli
bir değişim/kırılma gerçekleşmiştir. Yolculuk Şiirleri’ne kadar süren
bu poetik duruş, Hurufî Şiirler’le yeni bir açılım kazanmıştır. Yaz Şiirleri
ile merkeze alınan ‘aşk’ bu kitapta önemli ölçüde ötelenmiş yerini iç
derinliğe ‘ben/özne’ye bırakmıştır. Hilmi Yavuz’un önceki şiir kitaplarında
olduğu gibi son kitabında da kendini güç ele veren şiirler vardır. Yüzeysel
bir okumaya el verişli olmayan bu şiirlerde lirik söylemi algılamak ve
tat almak daha da zorlaştırılmıştır. Oysa yapılan bir iki ciddi okuma
denemesi ile şiirlerin lirizmden uzak olmadığı, aksine bir hayli okuma
zevkini verdiği de görülecektir. Hurufî Şiirler’de Yavuz, hocalık sıfatıyla
okuyucularının dikkatli olmalarını, bilgi tazelemelerini ve gerekirse
edinmelerini istemiştir. HURUFÎ ŞİİRLER 1 D. Ali Tökel, Dîvan Şiirinde Harf Simgeciliği, hece, Ankara, 2003
|
||||