Ocak-Mart 2005
Günlük, günlüğü, günlükler... Akşamlık olmaz mı? Murat Yalçın “Sabahlık da olur” dedi. Gecelik de olabilir ama mâlum giyim eşyası ve kadın geliyor akla. Bu da iyi bir şey değil.
......
1965’ten bu yana tam 40 yıldır bir Süreyya Berfe’dir gidiyor. Cemal’inki tek y idi, benimki çift y, bir de Süreyyya Evren. Adı Süreyya olan biri çıkar da dört y yaparsa... Çekersin tedavülden olur biter. Ayrıca adım nüfus cüzdanından, soyadım Ahmed Arif’ten. Bundan böyle her yerde, imza dahil Berfe’yi kullanacağım.
......
Foça’dan Kaş’a gittim. Ekim sonunda, oturduğum yerde terliyorum. Biraz yukarda ve yakında Gökseki Köyü var. Az daha bir ev kiralıyorduk. Patla orda münzevilikten.
Kaş’ta bir arkadaşın ayağı kırıldı, kırık ayakla iki saat Fethiye yolları bükülür gider. Başka biri tahlil için hastaneye gitti, tahlil yapacak olan zât-ı muhterem “Evdeyim, taksiyle aldırıverin beni” dedi. Bu Kaş bize yaramaz.
......
Foça’daki atalet sıkmasaydı yerimden kımıldamazdım. Bir de üstüne üstlük özel hayat.
Vardık Bodrum’un Kızılağaç Köyü’ne. Dağbaşı. Gece tilkiler ve yabandomuzları. Karşı dağlarda dinlenen bulutlar. Gökyüzündeki çok açık maviyi genişlete genişlete doğan matmazel Ay. Çift gökkuşağı, biberiye, lavanta, frenkinciri, zeytin, okaliptüs, karabiber. Ocak’ta bile yakan güneş ve bitmez tükenmez yağmurlar.
Olmadı. İstediğim gibi çalışamadım. Oraya buraya çağırıyorlar, özellikle İzmir’e... Gidemiyorsun yedi saat yol.
......
Ver elini Urlaiskele. Yorgo Seferis’in Oteli: Bizim meşhur –YKY’den Profil’i çıkan– Yorgo Seferiyadis’in doğduğu ve 14 yaşına kadar yaşadığı taş ev. Fotoğraf sanatçısı Muzaffer Sümer 2000’de başlamış restorasyona 7 ayda bitirmiş. Ellerine, kollarına, sabrına, değerbilirliğine sağlık. Mükemmel bir eser çıkmış ortaya. Yaz aylarında “komşu” dolduruyormuş oteli. Kışın pek kimse yok. Olsa da çat pat. Yorgo Abi’min şiirleri ne kadar ilgi görüyorsa oteli de o kadar ilgi görür. Şaşırmıyorum.
......
Deprem “Hoşgeldin” dedi: 4.2
......
Enginar tarlasına, enginardan sonra başka birşey ekemiyorsun, dikemiyorsun. 7 yıl boş kalacakmış tarla, dinlendireceksin. Burda enginar bol. Biraz daha fazla sahte rakı içebilirim. Şu ana kadar sahte rakıdan 22 kişi ölmüş, 23. de ben olurum.
Buranın sayıları iyice azalmış yerlileri Giritli. Ev sahibem de Giritli. Gâvur Ali’de Giritliymiş. Her gün aynı kahvede, aynı iskemlede oturuyormuş. Necip Mahfuz gibi, çenesini bastonuna dayar, saatlerce karşıdaki adalara bakarmış. O zamanki imam da aynı kahveye geliyormuş. İmamda hep aynı nakarat, aynı şikâyet: “Meyhaneler adam dolu, camiye gelen yok. Ne biçim yer burası?” Bir gün dayanamayıp patlamış, o az konuşan Gâvur Ali: “Madem müşteri yok, kapat dükkânı paşam!”
Mart’ın başındayız. Bahar güneşi bu. Her şeyinden belli. Batmak üzere. Ben de “Akşamlık”ı bitirmek üzereyim.
Gâvur Ali’yi bir sabah yeni çiçek açmış limon ağacına asılı bulmuşlar. Cebinden çıkan pusulayı okuyun: “Bıktım bu hayattan. Girit’e de gidemiyorum. Aydi öte tarafa.”
Uykumu uykuna sarmak için ne olmalıyım?
......
Bahar güneşinin ışıkları
okşuyordu belini
aklım kaldı.
Kuşak oldu
takıldı, dolandı düşlerime
aklımda kaldı.
Cıvıltın
silkeledi kalbimi
kapının önüne bıraktı.
......
Bir öykü yazdım. Olmadı. Beğenmedim. Birkaç kez elden ve gözden geçirdim. Yine olmadı. Biraz daha çalışmalıyım. Mayıs sayısına yetişir.
|