Çanakkale İçinde...

Sevengül Sönmez


Türk halkbilimi araştırmalarının öncüsü sayılabilecek isimlerden biri olan Mehmet Halit Bayrı’nın (8 Şubat 1896-27 Ekim 1958) ölümünün üzerinden neredeyse elli yıl geçmiş. Bayrı’nın 1947’de yayımlanan İstanbul Folkloru adlı kitabı, halkbilimi çalışmalarının başucu kitabı olma özelliğini korumakta. Öyle ki zaman zaman müzayedelerde yüksek fiyatlarla alıcı bulan bu kitap, İstanbul üzerine yazılmış en kapsamlı kitap olmasa bile, pek çok ayrıntıya yer vermesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. İstanbul’la ilgili daha birçok yayın yapan Bayrı, İstanbul Belediyesi’nde çalıştığı yıllarda da, İstanbul’da bir şehir müzesinin kurulması için çok büyük çaba sarf etmiştir.1
1920’li yıllarda halkbilimi çalışmalarına başlayan Mehmet Halit, Türkiye’de folklor kavramının yerleşmesinde ve sistematik derleme çalışmalarının başlatılmasında ve bu alandaki farklı pek çok çalışmada öncü girişimlerde bulunmuş; bu girişimlerin en önemli sonucu olarak da 1927 yılında Türk Halk Bilgisi Derneği’ni faaliyete geçirmiştir. Derneğin, yayın organı Halk Bilgisi Haberleri, 1929’da yayın hayatına başlamış; 1942’ye dek Mehmet Halit Bayrı’nın idaresiyle 124 sayı olarak yayımlanmıştır.
Yayımlanmış on beş kitabının dışında yüzlerce makalesi ve yayımlanmaya hazır pek çok kitabı olan Mehmet Halit, askerlik görevini Birinci Dünya Savaşı yıllarında yedek subay olarak Çanakkale cephesinde yapmıştır. Cephe Arkadaşı adını verdiği günlüğünü, 4 Mayıs 1331 (1915) tarihinde yazmaya başlayan Bayrı, günlüğünde ilk olarak İstanbul’dan Kuleliburgaz’a gidişini anlatmaktadır. Henüz 19 yaşında bir genç olarak, İstanbul dışında yaşamın nasıl olduğunu bilmeyen Mehmet Halit, biraz şaşkındır, yazdıklarından da anlaşılacağı üzere, savaş gerçeğinden çok haberdar değildir. Bu nedenle; her yıkıntı, yanan her ev, ölen her insan onda tuhaf hisler uyandırır. Zaman zaman sadece etrafında olup bitenleri kaleme alır; savaşın şiddeti ve dehşetinden uzakta kalır. Kimi zaman gittiği lokantalardan, yenilen yemeklerden, arkadaşlarından söz ederken ayrıntılara kapılmaktan kendini alıkoyamaz. Cephede tuttuğu günlük, güzergâhın son noktası olan, Uzun Dere Pınarı Vadisi’nde Topçular Sırtı’nda toprak siperlerde yazılır. 30 yapraklı, çizgisiz, orta boy defterdeki hatıralar, daha sonra yazar tarafından numaralandırılarak bir başka deftere de kaydedilmiştir.
Cephede yakalandığı hastalık nedeniyle erken dönmek zorunda kalan Mehmet Halit’in günlüğü, 19 Haziran 1331 (1915) tarihinde sonlanmaktadır. Birlikte savaştığı, istemeden de olsa bırakıp geldiği cephe arkadaşları için bir şeyler yapmak isteyen Mehmet Halit, bir kısmını cephede kaleme aldığı mensur şiirlerini bir araya getirerek Halit Oğuz takma adıyla Maziden Bir Yaprak (İstanbul 1335) adlı bir kitap yayımlar. On sekiz mensur şiirden oluşan 60 sayfalık küçük boy kitap, yedi buçuk liraya satışa sunulur ve kitabın arka kapağında belirtildiği üzere “menafi-i bakiyesi İhtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti’ne terk edilmiştir” kitaptan elde edilen gelir Yedek Subay Yardımlaşma Cemiyeti’ne bırakılır.
Maziden Bir Yaprak adını taşıyan önsözde Mehmet Halit kitabı yazma amacını şöyle anlatmaktadır:
“Son felaketlerin ıstırap ve matemiyle çırpınırken mazinin, tozlu ve uzak mazinin, karanlık köşelerinde biraz teselli aradım. Gözlerimin kudretini yoran ince bir itina ile bulduğum bu sarı ve solgun yapraklar bana o günlerin mesut hatıralarını naklederek gönlümü pek muvakkat (geçici) bir inşirah (ferahlık) ile yelpazelediler. Bunun için onları atmadım ve vatanın mukadderatıyla (kader) samimi bir surette alakadar olarak yıllarca, hudutlarda, siperlerde yıpranan genç ihtiyat zabitlerine ithaf etmek istedim. Dilerim ki, bu necip ve kahraman kardeşler de tuhfemde (armağan) bir kıymet değil, yalnız bir arkadaş kalbinin sızılarını arasınlar…”
Kitapta yer alan 18 mensur şiirden “Şehitler”, “İstanbul” ve “Şehit Kardeşlerime” adını taşıyan üçü savaşla doğrudan ilgilidir. “Öksüz Muhacir”, “Bir Kış Gününde”, “Köyde Bir Gece” başlığını taşıyanlarda ise savaştan zarar gören insanlar anlatılırken “Seyahat Defterimden” ve “İstanbul” Mehmet Halit’in cepheye gidişi sırasında tanık olduklarını anlattığı günlük sayfalarına benzemektedir. “Vedialar”, “Yatak”, “Edebi Kitaplar”, “Bir Yaz Gecesinde”, “Hanımelleri”, “Teselli”, “Çiçeklerim”, “Yazamamak Istırabı”, “Timsal-i Saadet”, “Ocak ve Ateş” başlıklı olanlar ise, Servet-i Fünun şairlerinden Mehmet Rauf’un etkisinde kalarak yazdığı lirik mensur şiirlerdir.
Mehmet Halit Bayrı’nın ölümünden sonra hakkında yazılanlar içinde, Maziden Bir Yaprak hakkında bir şeyler bulmak pek mümkün olmadı, ancak Mehmet Gökalp’in, yazdıkları bu küçük kitap hakkında çok şey söylemekte:
“Bu eser, Bayrı’nın ilk neşredilmiş eseri olması ve Türk tarihinin en şanlı sahnelerini içinde toplayan Birinci Dünya Harbi’nin Çanakkale Muharebeleri’ni bir ihtiyat zabitinin müşahadelerine dayanan kaleminden vermesi bakımından çok mühimdir. Milli Mücadele ve Türk tarihini yazacak tarihçilerimiz üstadın Maziden Bir Yaprak adlı eserini de tetkik etmelidirler.” 2
1919’dan sonra bir kez daha yayımlanmayan ve Latin alfabesine henüz aktarılmamış olan Maziden Bir Yaprak, Mehmet Halit Bayrı’nın halkbilimi araştırmalarının dışında yayımlanması gereken Çanakkale Savaşı Hatıraları (yukarıda sözünü ettiğim günlük), Kaybettiğimiz Değerler (Edebiyatçı ve tarihçi biyografileri), Son Osmanlı Tarihçileri ile birlikte değerlendirilmesi gereken türde bir eserdir. Öte yandan Türk edebiyatında mensur şiir geleneğine eklenebilecek bir halka olması açısından da ayrı bir önemi vardır.
Kitabın üçüncü sayfasında yer alan mensur şiir:

Şehitler
Şehitler… Gözlerim yaşla, kalbim teessür ve matemlerle bütün varlığım elemlerle titriyor, hayatının nazik anlarında, ne kadar acı, solan çiçekler görüyorum. Şebab-ı nuşinin saniye-i zevk ü mestisini, handelerle geçirecek vücutlar bugün toprakta…
Yaşayışın pek ağır olduğunu ben de itiraf ediyorum fakat hayata gülen çehrelerin tıpkı henüz gonca halinde iken koparılıp atılıveren güller gibi dökülmesine gönül razı olmuyor, sevilen ruh isteniyor ki ıtr-ı ümid ile daim yaşasın. Fakat ah, hayatının nazik anlarında solan çiçekler görüyorum.
— Haydi Mehmet nişan al!
Şimdi ağlıyorum, bir sükut, bana arkadaşlarıma, milletime bir hediye-i melal.. Mehmet şehit…
—Ahmet geç yerine!
Bir dakika oldu, Mehmet’in ruhunu göklere gönderen kurşun Ahmet’in vücudunu da yerlere serdi.
Ah yine elem.. yine girye…
Kuvvetin, metanetin, şecaatin timsali olan Ahmet, Mehmet, Ali, Hüseyin.. bunlar gençliklerinin adi lezzetlerini bile hissetmeden, anneciklerinin kucaklarına döktüğü rayiha-yı şefkat henüz zail olmadan, nenelerinin yanaklarına kondurduğu buse-i nüvazişin şekl-i teması henüz fikirlerinden ilinmeden soldular. Fakat ilelebet bütün kalb-i millette yaşamak hakkını intisap ettiler.
Şehitler… Ah, hayatının nazik anlarında solan çiçekler görüyorum benden onlara yüz bin hürmet…

Uzun Dere Pınarı Vadisi. 19 Temmuz 1331

1 Sevengül Sönmez, “Mehmet Halit’in Bir Düşü: İstanbul Şehir Müzesi” Folklor/Edebiyat (18), 1999/2
2 Mehmed Gökalp, “Mehmet Halit Bayrı”, Türk Düşüncesi, (11), Mart 1960