Cumhuriyet Kızı Feride

Sırma Köksal


Çok az roman kahramanının hayatı Feride kadar iniş çıkışlı olmuştur herhalde. Çok az roman kahramanı bu kadar sevilmiş, benimsenmiş, bu kadar da eleştirilmiştir herhalde. Cumhuriyetten bir yıl daha yaşlı olan Feride, mutlaka ki Cumhuriyetin ilk yıllarının en etkin roman kahramanıydı. Benim kuşağımın yaşlılıklarına ancak yetişebildiği o Cumhuriyet öğretmenlerinin, Cumhuriyetin o inançlı savunucularının, o sarsılmaz Atatürkçülerin esin kaynağı hep Feride’ydi.
Her ne kadar yeni kuşaklar için etkisi sönüp gitmişse de, Cumhuriyet kuşağı kadınları üzerindeki etkisini anlamak çok kolay. Hali vakti hayli yerinde bir İstanbullu ailenin annesiz-babasız kalmış çok sevgili yeğeni, teyze oğlu Kâmran’ın aşkından karşılık bulamadığını düşündüğünde, gider öğretmen olur ve kendini Anadolu’nun tozlu yollarına, geri kalmış köylerine atar, böylece de eğitim meşalesini yakar. Cumhuriyet kadınının da simgesi olur böylece. Olmaması için de bir neden yoktur. Yeni kurulmakta olan cumhuriyetin, ihtiyaç duyduğu tüm özellikler vardır onda.
Üst üste iki ağır savaşın birinden ağır bir yenilgi, diğerinden ise tüm kaderini değiştirecek bir yengi ile çıkmış bir toplumdur 1922 yılının Türkiyesi. Her ne kadar ikincisi yengi ile sonuçlanmışsa da, bu savaşların ağırlığı ekonomide, nüfusta, eğitimde, sosyal yaşamda en zorlu etkileriyle hissedilmektedir. Parasızlıkla, nüfusta ağır bir kayıpla, eğitimsizlikle, her türlü yoksunlukla yüzyüze kalmış bir toplum vardır ortada ve üstelik bu toplum, yüzyıllardır sürdürdüğü Müslüman imparatorluk kimliğinden de kurtulmak istemekte, batılı bir cumhuriyete dönüştürülmektedir. Elbette böyle bir toplumun dönüşümünde en büyük pay öğretmenlere düşecektir. Üstelik erkek nüfusu azaltmış olan bu savaşların etkisiyle kadınların da emeğine ihtiyaç duymaktadır bu toplum. Türkiye tarihinde kadınların çalışmalarının en çok saygı gördüğü, kadının çalışmaya en çok teşvik edildiği dönemlerden biridir bu yıllar. Öğretmenlik mükemmel bir meslektir bu açıdan. Hem eğitimli, elit insanlar olarak kabul görmektedirler, hem de sözgelimi fabrika işçiliğine göre daha korunaklı bir meslek olduğu için teşvik edilir kadınların öğretmen olmaları. Füsun Üstel’in Makbul Vatandaş’ın İzinde adlı çalışmasında da gösterdiği gibi, eğitimde aslında Meşrutiyet döneminden başlamış olan batılılaşma, Cumhuriyet döneminin kadınları öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla açtığı kurslarla beslenir ve ortalık bir anda Feride’lerle dolar. Bugün artık burun kıvırıyor, bu kahramanı eskisi gibi yüceltmiyorsak da, çok şeyler borçluyuz Feride’lere. Kuşkusuz ki cumhuriyetin yerleşmesinde çok büyük payları oldu. Ama neden artık bize çok bir şey söylemiyor bu roman kahramanı? Neden eskidi, neden zamanında kadınların hayatını değiştirmiş renkleri soldu, silindi? Cumhuriyet tarihinin tartışmasız en etkin roman kahramanından neden bu kenarda kıyıda kalmış bir kişiye dönüştü? Daha doğrusu o bir roman kahramanı olarak, aynı romanın aynı sayfalarında macerasını sürdürdüğüne göre biz okurlar nasıl değiştik de, onu beğenmez olduk.
Feride her şeyden önce gururlu bir kızdı ve evini barkını da bu gurur yüzünden bırakıp gitmişti. Bu çok önemliydi. Onca savaşın yükünü omuzlamış bir toplumda, kimseye muhtaç kalmamayı başaran bu yalnız ama gururlu kızın öyküsü her şeyden önce moral vericiydi. Sayısız serüveninin altından başarıyla kalkması cesaretlendiriciydi. Onca yoldan ve üstelik bir de evlilikten sonra bakire olarak Kâmran’ın kollarına dönmesi ise içlere ferahlık veriyordu. Başka bir deyişle bir genç kız orospu olmadan da köy yollarına düşebiliyor, üstelik oraları aydınlatıp dönüyordu. Bir Yatık Emine değildi Feride, iffetli bir öğretmendi. Kötüler, yobazlar, eski görüşlüler vardı ve onlarla mücadele ediyor, üstelik galip çıkıyordu. Fakirlik, yoksunluk, doktorsuzluk, ilaçsızlık, yiyeceksizlik, annesizlik, babasızlık vardı, sevgisi, şefkati ile yardımcı oluyor, yaraları sarıyordu. Güleryüzlüydü, neşeliydi, zorlukların üstesinden gelirken kendini çaresiz ve güçsüz hissetmiyordu. Hayata karşı direnci, inancı ve gücü “damarlarındaki asil kanda mevcut”tu. Tıpkı kurulmakta olan yeni yönetim, cumhuriyet gibiydi, en azından onun ihtiyaç duyduğu tüm özellikleri barındırıyordu kendinde. Gurur, inanç, aydınlık, eğitimlilik, çalışkanlık, sevecenlik, iyilik, dürüstlük... Tüm ülküsel dönemlerde ihtiyaç duyulur böyle insanlara. Tüm devrimler bu türden roman kahramanları yaratırlar. Bu türden roman kahramanlarından esinlenen, en azından devrime bu kahramanlar kadar inanan insanların omuzlarında yükselir devrimler. Bu nedenle Feride’ye de onu takip etmiş olanlara da çok şey borçluyuz. Okumak için evinden gerçekten de yük vagonunda kaçıp Ankara’da parasız yatılı öğretmen okulu bitirmiş bir dedenin torunu olarak, Cumhuriyetin başarısının temelinin bu tür insanların düşlerini gerçekleştirmekte onlara imkân tanımasında, hatta onlarla suç ortaklığı yapmasında yattığına inanırım ben. Öyle ya, bugün hangi ilkokul öğretmeni, öğrencisini evden kaçmaya ikna eder ve hangi evden kaçmış, velisi olmayan bir çocuğu okul müdürü kendisi veli olarak okutur ki? Biraz da belki bu kişisel hikâye yüzünden Feride’yi hâlâ seviyorum. Onun ve ondan etkilenmiş kuşağın cumhuriyete ve Atatürk’e ilişkin en küçük şeyi bile eleştirmeye tahammülsüzlüklerini anlayabiliyorum. Birlikte hayal kurmuş ve o hayali gerçekleştirmiş olmanın ortaklığı bu, araya giremezsiniz.
Ama anlamakla doğru bulmak aynı şeyler değil. Bir yanım onu anlasa da, bir yanım Feride’yi fazlasıyla yapmacık buluyor. Zorlama bir karakter, dayatılmış bir ülkü. Bu nedenle de etkisini, dönemini tüketmiş. Bugünün çalışan kadınının ardında Feride örneği yok bence. Olamaz da. Her şeyden önce hayat Feride’ye davrandığı kadar yumuşak ve koruyucu değil bugünün kadınına karşı. Artık nüfus fazlası ve işsizlik var, kadınları yeniden arka plana atmakta bir sakınca görmüyor bu toplum. Bu yüzden de bugünün kadını evine çekilmek istemiyorsa eğer, aşk, gurur gibi sudan gerekçelerle besleyemez kendini. Üstelik yine Füsun Üstel’in Makbul Vatandaş’ın İzinde adlı çalışmasında anlattığı gibi gitgide tutuculaşan, milliyetçi öğeleri öne çıkartan bir eğitim sisteminin uzun yıllardır itina ile yerleştirildiği günümüzde öğretmenlerin de Feride kadar “şirin” kalabileceklerine inanmıyorum. Feride’ler de değişti hem. Katı ve tutucu olan tavrın gerisinde onlar var. Öğretmenleri kastetmiyorum, Feride gibi düşünenleri kastediyorum. Toplumu ve genel ilkeleri tartışmasız doğru kabul edip, geri kalanını illa ki yola getirilmesi gerekenler olarak görenleri kastediyorum bunu söylerken. Çünkü Feride’lerin günümüzde aldığı hal budur. Üstelik günümüzde ortak bir çöküntüyü omuzlayan, morali yükseltilmesi gereken bir toplumda değil, sınıfların olduğu ve o sınıfların birbirine karşı çok da acımasız davrandığı bir toplumda yaşıyoruz ve Feride bu açıdan da çok eskimiş bir kahraman. Cici İstanbul kızları hâlâ var ama, bu topluma katacakları pek bir şey yok. Bugünün cinsel özgürlüğü de dahil olmak üzere tüm özgürlüklerini haklı olarak talep eden kadınlarının da her daim bakire Feride’de bir şey bulacaklarını sanmıyorum. Belki bugünün kadınları artık Feride’den çok Mahmut Yesari’nin Çulluk’unun başkişilerinden Münevver’in torunları. Münevver sigara fabrikasında işçidir, yoksuldur, eğitimsizdir, her fabrika çıkışı üstü başı aranır, âşıktır, bakire değildir, aldatılır... Bugünkü kadının sorunlarına da, yaşamına da daha yakındır. Hepimiz gibidir, ahlakın ahlaksızlığında kıstırılmış, ayın başında eline geçen üç kuruş maaşla hayattaki yerini arayan bir kadındır. Üstelik de Feride’den sadece altı yıl sonra 1928’de yazılmıştır. Ama Cumhuriyet ülkücülüğü, fabrika işçisi kadınların yaratıcı kendisi olduğu halde, kendi yarattığı kadını değil de, iyi Osmanlı kızı Feride’yi tercih etmiştir yüceltmek için. Kendi çocuklarını boğan bir canavar gibi. Ama ne yapalım ki, dayatılanların ömrü çok uzun olmuyor da, gerçekten yaşayanlar hiçbir zaman o kadar bilinen bir roman kahramanı olmasalar da, yaşamlarını hepimizde sürdürüyorlar.