EDİTÖR'DEN

Murat Yalçın


Piyale ve Göl Saatleri şairinin sözcüklerle çizilmiş bir portresi:
...
Halep çıbanlarının insafsızca kemirdiği kırmızı ve etli bir yüz. Renkleri çiy fakat bakışları zeki iki göz, çizgileri titremiş bir burun, geniş, ihtiraslı bir ağız. Yağlı bir deri içinde kalın, ağır kımıldanışlı bir gövde. İşte Ahmet Haşim...
Karşıdan bakanlar, bu kaba zarfın içinde onunki kadar ince ve duygulu bir ruhun bulunabileceğini ummazlardı. Hele yemek yerken... Pandeli’de doyuncaya kadar değil, çeneleri yoruluncaya, dişleri çiğnemekten kalıncıya kadar yer. Sonra hazmın ağırlığı altında gözleri süzülünce de niye oburluk ettiğine içerlerdi.
Ben bazan onun bu pişmanlığına sataşır:
— Haşim, derdim, sen kamış olmak istiyordun. Bu vücut ve bu iştiha ile görüyorsun ki buna imkân yok. Bari göllerde kamış olmak iddiasını bırak da, ormanda boabap olmayı dile!
Böyle şaka ederdim, ama onun içi gerçekten bir ney kamışının sesini verirdi. Hayır, hayır onda mahzun bir ney değil, yalçın bir av borusunun keskin iniltileri vardı.
Kıskançtı ve sanıyorum ki dünyada hiç kimse ona bu kıskançlık kadar işkence etmemiştir. Haşim, bu duyguyu etleri içinde kilitlenmiş bir çift kaplan çenesi gibi taşıdı.
Kalbindeki haset, kınını kesen bir kılıçtı.
İstidatlardan ürker, onları yarınki düşmanları sayarak saldırırdı.
Dostluklarında ölçüsüzdü.. Midesi Pandeli’de, ihtirası dedikodu masalarında doyardı. Hâfızasında ne kadar şahıs ismi varsa, o kadar adamla kavgalı idi. Ama hepsiyle birden değil. Sıra ile.
Çok kere, onun neden böyle olduğunu düşünmüş ve bir sebebe bağlamaya çalışmışımdır. Vardığım netice şu: Haşim’in kıskançlığını, alelâde bir ruh düşüklüğü saymak doğru olmaz.
Mahpus bir kartal, üstünden geçen kanat seslerine karşı nasıl kıskanç çığlıklar savurursa, Haşim de öyle kıskanır, öyle acılar duyarak hırpalanırdı. İyinin, güzelin ve büyüğün tek mahfazası olmak isterdi. Bunların başkalarında görünmesini çekemeyişi, bayağı bir kıskançlık değildir.
İyinin, güzelin, büyüğün başkasında görünüşü, kendisine onların sığmaması demekti. Söyleyişleri bundan, haksız hücumları bundan, dostsuz ve tesellisiz kalışı bundandı.
Haşim kendisine ait olmayan her güzel şeyde, kendi noksanını gören bir bedbaht, bir gurur kurbanıdır.
...
(Edebî Portreler, Hakkı Süha Gezgin)