…oturmuş yazıyorsun.” Cevap “Zaten o yüzden yazıyorum ya” olsa, kesinlikle inandırıcı olmayacak, lafı gevelemiş, konuyu değiştirmiş olacaksın. Çünkü bahsettiğin şey çiçeklerin renkleri; kara postallarla çiğneniyor oluşları değil. Ya da, tamam, öyle olsun, çiğneniyor oluşları. “Çiğnenmelerine böyle mi engel olacaksın peki? ‘Çiçekler çiğneniyor’ diyerek?” Cevabın muhtemelen, özür diler havalı, kararsız ve tedirgin bir ‘Hayır’ olacak. Anlatmaya nereden başlayacağını bilemeyeceksin, o kadar uzun ve karışık bir hikâye ki, üstelik şimdi ne yeri ne de zamanı, böyle ayaküstü. Sorunun doğrudanlığı ve şiddetiyle afallamış olmakla kalmayacak, bu soruyu geceleyin, evde, yalnız başına kafanda döndürüp durmanla, adamın birinin acele cevap bekleyerek şak diye soruvermesi arasında meğer ne kadar büyük fark olduğunu da anlayacaksın. Dikkatin hızla sorunun kendisinden o an keşfettiğin bu farka ve oradan da çabucak, daha önce de defalarca kafana takılan meseleye kayacak: “O insanlardan değilim işte” diye düşüneceksin sen, adam ‘mesela’yla, ‘farzedelim’le başlayan ve içinde sırf çiçeklerin değil pekala başka şeylerin de ezilebildiği aynı soruyu tekrar tekrar sorarken, “o insanlardan değilim, oldum olası olamadım, o hep hemen cevabı yapıştırabilenlerden.” Yani o muhtelif eski zaman bilgelerine atfedilen lafı etmek isteyeceksin o anda aslında, “bana sorulmadığı sürece biliyorum, sorulduğundaysa bilmiyorum”, ve bu laf ‘zaman’la ilgili esasında, ama ‘mesela’, ‘farzedelim’ yazmakla ilgili olarak da söylenebilir, ama sıkışınca bir özlü söz yapıştırıp kıvıranlardan olmak istemediğin, sorunun cevabını teferruatlı, sahici ve ikna edici gerekçelerle, çoktan gönül rahatlığıyla belirlemiş ve kenara koymuş olmayı o sırada deli gibi istediğin o sapasağlam gerekçelerle ‘döktürmek’ istediğin, ve bunu yapamadığın için, vazgeçip, susmaya devam edeceksin. “Mesela açlık” diyecek adam, “aç olmadığın için, hatta başkalarının aç olması sayesinde yazabiliyorsun sen.” Bu kadarını fazla bulacak ve anlık bir öfkeyle “ben mi aç bıraktım onları?” deyip hemen pişman olacaksın. “Herkes, her zaman, her şeyden sorumludur” diye sakince cevap verecek adam, lafı hemen hatırlayacak ve zaten az önce de “ben mi yaptım” der demez bu mealde bir düşünce aklından hızla geçip gittiği için pişman olmuş olacaksın. Gitgide sıkıştığını, kaçacak deliklerin bir bir tıkandığını, zaten soruyu soranın ısrarcılığını şimdi usturuplu bir devrik cümleyle savuşturabilsen bile, sorunun kendisinden kolay kolay yakayı kurtaramayacağını o kadar iyi anlayacaksın ki. “Ben yazarken herhangi bir fayda amaçlamıyorum ki” cevabı bir an için anlamlı gelecek kulağına. “Faydadan değil, anlamdan bahsediyorum, ne ya da kim için değil, niçin yazdığını soruyorum” diyecek ki, korktuğun şey bir daha başına gelecek, adamın dediğini çaresizlik içinde, yine makul bulacaksın. Pervasızca ve umursamazca, başka bir halta yaramadığın, ortaokulda yazdığın kompozisyonlar hep çok beğenildiği, dille oynamaktan zevk aldığın, sözün uçtuğuna yazının kaldığına inandığın ya da edebiyatsız toplumların çökmeye, ‘tarih sahnesinden silinmeye mahkûm olduklarını’ düşündüğün için yazdığını söyleyerek kestirip atmak isteyeceksin. Yapamayacaksın. Bunca soru ve senin kem kümün adama beklenen son sözleri ettirecek: “Yok işte bir cevabın. Yok, çünkü yoksulluğun, zulmün, acının, adaletsizliğin olduğu yerde yazmak suçtur. Sen de biliyorsun bunu, bildiğini bilmiyorsun ama, ya da bildiğini bilmek istemiyorsun ve o varolmayan cevabı bulup yapıştırmak için çırpındıkça, çırpına çırpına bulamadıkça, aslında tek bildiğin şeyin bu olduğuna da ikna olacaksın. Emin ol, ikna olacaksın.” Aklına soruyu soru sorarak savuşturmak gelecek: “Başlıbaşına yazmanın kendisi mi suç olan, yoksa belli şeylerin yazılması mı?” Senin anlatmaya çalıştığı şeyi hâlâ anlamadığını düşünüyor olmalı ki, gülecek. “Yazmak” diyecek, “ne yazarsan yaz, yazmanın kendisi. Çünkü başka bir yol denemeye cesaretin olmadığı, bu yol gözünde büyüdüğü, rahatını bozmaya niyetin olmadığı, üşendiğin için yazıyorsun. Yazmak başka şeyleri, asıl şeyi yapmayı gözün yemediği için yaptığın şey. Yazmak diye bir şey yok; asıl şeyi yapmamanın, çiçeklerin ezilmesine engel olmaktan korkmanın bahanesi bu ve adı da ‘yazmak’. Hiçbir şey yapmıyorsun ve buna ‘yazmak’ diyorsun, o kadar.” İnandırıcı olamayacağını, lafı geveleyip, konuyu değiştirmeye çalıştığını düşüneceğini anlayacak ama umursamayacaksın: “Evet evet, zaten o yüzden yazıyorum ya.” Gülecek ve “ikna olacağını söylemiştim” diyecek, “bunu kabul etmen bile yazmaktan fazla bir şeydir.” Biraz yumuşayıp, elini omzuna atıp abi nasihatı faslına geçecek: “Savaşların böyle kazanılmadığını çok gördük, iyi biliyoruz artık. İnsanlar ya savaşacakları yerde yazdıkları için yenildiler, ya da birilerinin yazdıklarına çok inanıp o inançla savaşmaya kalkıştıkları için. Yazmanın ve yazılanların ötesinde bir mücadele var, hep vardı, onu göremediler. Göremediler ve savaşlarını kaybettiler. Savaşta yenilmek en acı şeydir.” Söylediklerini anlayacak, ve ekleyeceksin: “Savaşta kazanmak da yenilmek kadar acı verici olsa gerek.” “Kimin lafı bu?” diye soracak, hatırlamadığını, belki başka birine ait, nerede okuduğunu unuttuğun bir söz, belki de şimdi aklına geliveren kendine ait bir söz olduğunu söyleyeceksin. “Kendisinden söz edildiği hiç duyulmasaydı, hiç olmayabilirdi” demek isteyeceksin o an aslında, ve bu laf ‘aşk’la ilgili esasında, ama ‘mesela’, ‘farzedelim’ savaşlarla ilgili olarak da söylenebilir. “Evet” diyeceksin, “acıdan söz ediyorum, yoksulluktan ve çaresizlikten söz etmekle yetiniyorum ve söz etmekten başka bir şey yapmaya cesaretim, ya da gücüm, ya da niyetim yok. Her şey söz ettikçe oluyor, sözü edilmeyen sefaleti kimse görmeyecek, adı konulmadığı müddetçe acıyı bilemeyeceğiz ve adlandırmayı, canımız acımaya devam ettiği için anlamlı bulacağız. Savaş yazmama engel olmaya çalıştığı için yazacağım. Güçlü olmaya çalışmadığım, güçlü olamadığım için…” Cevabın senin gibi ona da çok ikna edici gelmemiş olmalı ki, çoktan çekip gittiğini fark edeceksin. Halbuki birazdan havaya girecek, azıcık daha devam etsen o sapasağlam gerekçeyi bulup rahatlayacaktın. O belki duymayacak, ama sen onun sesini duyarak, ona inat, yazmaya devam edeceksin: geceleyin, evde, yalnız başına.
|
||||