Edip Cansever’in “Yaşam Öyküsü” başlıklı yazısında (1977), “bugün bile yakamı bırakmayan bir kitap” diye andığı İkindi Üstü (1947), artık değil işin ilgilileri, edebiyat meraklıları tarafından dahi biliniyor. Yine “Yaşam Öyküsü”nde, “Bugün bakıyorum da ‘Masa da Masaymış Ha’ şiirinden başkası yazılmasa da olurmuş” 1 dese bile sağlığında yayımlanan toplu şiirleri Yeniden’e (1981) ikinci kitabı Dirlik Düzenlik’ten (1954) sadece dört şiir aldığı da (diğer üç şiir; “Dipsiz Testi”, “Mesire Yerleri”, “Şekerli Gerçek”), harc-ı âlem bilgiler arasında. Sanırım Dirlik Düzenlik’in; iki farklı kapakta çıktığını ve Edip Cansever’in yol ayrımı, ara kitabı olduğunu pek az kişi biliyordur. Görünenden/kapaktan başlayayım: Bu iki farklı kapak kompozisyonunu yapan ve kitaptaki iç resimleri çizen Sabri Berkel’dir. İçerideki desenlerin aynı olduğu kitabın birinci kapağı, çok da özenilmemiş hissi verirken diğeri Matisse’in bir resmiyle zenginleştirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca ilkinde, sırtta, şairin de kitabın da ismi yoktur. Buradaki titizlenmenin şairden mi Hüsamettin Bozok’tan mı kaynaklandığını bilmek güçse de Cansever’in isteği üzerine yeni bir kapak çalışıldığı ve titizlenmenin kapakta kalmadığı söylenebilir.
Dirlik Düzenlik, Yeditepe Yayınları’nın otuz ikinci kitabıdır. Yayınevi, özenli ve seçici tutumu ve bir de dergi desteğiyle o yıllarda şiir yazanların ilgisini toplamış olmalıdır. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Sivaslı Karınca’sı, Oktay Rifat’ın Aşağı Yukarı’sı, Melih Cevdet Anday’ın Telgrafhane’si, Cahit Irgat’ın Ortalık’ı, İlhan Berk’in Günaydın Yeryüzü’sü, Behçet Necatigil’in Evler’i, Asaf Hâlet Çelebi’nin Om Mani Padme Hum’u, Dirlik Düzenlik’ten önce aynı yayınevi tarafından yayımlanmıştır. İstanbul dergisi, İkindi Üstü ve Kaynak’taki şiirlerinin ardından iyi bir çıkış yapmak isteyen Cansever, çoğu Yenilik ve Yeditepe’de çıkan şiirlerinin Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanmasını istemiş olmalıdır.
Yukarıda, yayınevinin dergi destekli oluşunu işaret etmiştim. 1950’lerde yazılan şiirin nabzının attığı önemli dergilerden biri olan Yeditepe, görsel zenginliği yanında Yeditepe Yayınları için de bir basamak işlevi üstlenmiş gibidir. Bugün bakıldığında başka birkaç dergiyle birlikte Yeditepe’nin 1950’li yıllarda, modern Türk şiirinin tam da hamle kılmaya hazırlandığı bir süreçte, laboratuvar işlevi gördüğü söylenebilir.
Cansever, Yeditepe’nin on beş günde bir yayımlanan ve yirmi dört sayı sürmüş olan ilk döneminde iki şiiriyle yer alır: Bu şiirler, [“Zurnacı Mehmet” (S. 10, 15 Ekim 1950, s. 3.), “Üçüncü Selim’in Kilimi” (S. 15, 1 Ocak 1951, s. 3.)] Ömer Edip Cansever imzasıyla yayımlanır.
Yeri gelmişken Hilmi Yavuz’un Cansever hakkında yanlış yoruma götüren bir hatasını düzelteyim ve konuyla ilgili çok önemli bulduğu sorusunu cevaplayayım. Böylece, bir görülemeyenle Dirlik Düzenlik’in görünmeyen kısmına da geçmiş olurum. Hilmi Yavuz, Cansever’in “yakamı bırakmayan bir kitap” dediği İkindi Üstü’nün YKY’den çıkan “Bütün Şiirleri” Sonrası Kalır’a (2005) alınmasını eleştirirken bir kimlik tercihini öne çıkararak şairin “Ömer Edip Cansever”i reddettiğini belirtip şunları yazdı:
“Bu durum, salt ‘İkindi Üstü’ için değil, Edip Cansever’in ‘İkindi Üstü’nden sonra da, bir süre daha ‘Ömer Edip Cansever’ imzasıyla yayımlamış olduğu şiirler için de geçerlidir. Cansever’in sağlığında ‘Yeniden’ adıyla 1981’de yayımlanan (ve daha sonra 1984’te yeniden basılan) ‘Toplu Şiirler’inde, ‘Dirlik Düzenlik’teki bazı şiirlere yer vermemiş olmasının, hatta kitaba adını veren ‘Dirlik Düzenlik’ şiirini bile bu toplamın dışında tutmasının nedenleri, bugüne kadar sorgulanmış değildir. Kitabı yayıma hazırlayan editörlerinden hiçbiri, bu konuyu inceleme gereği duymamıştır. Acaba, Cansever’in ‘reddettiği’ şiirler, Ömer Edip Cansever imzasıyla yayımlananlar mıdır? Basit bir soruşturma, bunun böyle olup olmadığını gösterebilirdi;– bu, yapılmamıştır!”2
Şairin “reddettiği” şiirler, Ömer Edip Cansever imzasıyla yayımlananlardır; ama sağlığında yayımlanan toplu şiirlerine aldığı dört şiirden biri olan “Mesire Yerleri” de Kaynak’ta (S. 17, Mayıs 1949, s. 175.) Ömer Edip Cansever imzasıyla çıkmıştır. Diyeceğim, Cansever’in “yeni bir kimlik” kaygısıyla şiirlerini elediği iddiası geçersizdir. Ayrıca şairin Ömer Edip Cansever’den Edip Cansever’e geçtikten sonra yayımladığı ve hâlâ dergilerde duran onlarca şiiri de bu geçersiz oluşu destekler. Burada, fantezi düzeyinde kalan bir “kimlik değişimi”nden öte, Cansever’in kararsızlığı belirleyicidir ve bu kararsızlık, denilebilir ki, “Aşkın Radyoaktivitesi”nin yayımlanışına kadar sürer. “Aşkın Radyoaktivitesi”, 15 Aralık 1955’te Yeditepe’de (S. 97, s. 3.) İlhan Berk’in “Paul Klee’de Uyanmak” (s. 2) şiirine bakıp durmaktadır. Derginin bir sonraki sayısında Turgut Uyar’ın “Kaçak Yaşama Yergi”si yer alacaktır (S. 98, 1 Ocak 1956, s. 2.). İlhan Berk, farklı bir şiire geçişinin “Paul Klee’de Uyanmak”la başladığını pek çok yerde vurgulamıştır. Edip Cansever’inki de bir geçiştir; Turgut Uyar için bunu bir çırpıda söylemek mümkün olmasa da Dünyanın En Güzel Arabistanı’ndaki (1959) şiirlerin çoğunun 1955’ten itibaren yazılanlar olduğu bilinmektedir. “İkinci Yeni Şiiri” adlandırmasında ısrar edilecekse; İlhan Berk, Turgut Uyar ve Edip Cansever bu şiirin başlatıcıları arasında değil, bu şiire geçen, deneyim ve görgüleriyle bu şiiri hızlandıran şairler olarak anılmalıdır. Başlatıcıların ise; ilk sayılarını Muzaffer İlhan Erdost’un yönettiği bir fakülte dergisi olan Evrim (1954) ve “Edebiyat” sayfalarını düzenlediği Pazar Postası (1954) ile Sezai Karakoç’un iki sayı çıkarabildiği Şiir Sanatı (1955) dergisinde yer alan isimler olduğu iddia edilebilir. Tabiî bu isimlerin şiirde ısrarı ve şiire çalışmaları belirleyicidir. Bu bağlamda; İkinci Yeni’nin başlatıcı şairleri Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer’dir.
1957’de Yerçekimli Karanfil’de toplanacak olan şiirler, Edip Cansever’in Dirlik Düzenlik çıktıktan sonra yayımladıklarının hepsi değildir. Şair, dönemsel olan yeni ve farklı bir şiir algısıyla elemiştir şiirlerini. İkinci Yeni’nin kurucu-öncü şairleri olarak gösterilen şairlerin kendilerini bir hareketmiş gibi sunmaya karşı çıkmalarına rağmen “İkinci Yeni” diye adlandırılıp böylece toplanan şiir, Cansever’in kararsızlığına son vermiştir. Diğer tarafta, Dirlik Düzenlik çıktıktan sonra yayımladığı şiirler, tam anlamıyla arada kalmıştır. Aynı tavrı, Dirlik Düzenlik’te görmek de mümkündür. İkindi Üstü’ndeki şiirlerde, “Garip” şiirine karşı bir sempati duyulduğu belirgindir. En azından İstanbul dergisinde yayımladığı şiirlerle karşılaştırıldığında kesin bir dönüşün işaretidir bu kitaptaki şiirler3. Salâh Birsel’le tanışmasının şiir algısında önemli bir değişim yarattığını söyleyen Cansever, İkindi Üstü’ndeki tavrıyla önceki şiirleri arada bırakır. Dirlik Düzenlik’e gelirken de arada kalacak şiirler yayımlayacaktır4. Cansever’in kişilik yapısından kaynaklanan bu tutumunun giderek şiirde biçim ve söyleyiş özelliğine dönüştüğü kanısındayım. Yerçekimli Karanfil’dekilerden başlayarak son şiirlerine gelene kadar görülen şiir içi tekrarlarının ve bulduğu bir biçimi bırakıp geri almasının bu kişilik özelliğinin uzantısı olduğunu düşünüyorum.
Cansever’in şiirlerindeki söyleyişte görülen bırakırmış gibi yapıp geri almaların hep bir yeniden başlama isteğinden, umudu saklı tutmaktan ve yaptığına inanma arzusundan ileri geldiği savunulabilir. Dolayısıyla ilk kitabı İkindi Üstü’nü unutma-unutturma çabasının da, Dirlik Düzenlik’ten toplu şiirlerine dört şiir almasının da “kimlik silme” eylemi olmadığı söylenebilir. Dirlik Düzenlik bir ara kitaptır ve Cansever’in titizlenmesi sadece kapakla sınırlı değildir. Dirlik Düzenlik, Cansever’in kendi arasıdır da bir bakıma. Ömer Edip Cansever, bu kitapla Edip Cansever olacaktır. Kitabın yayımlanış aşamasında ve sonrasında buna da titizlenmiştir.
Yazının başında da belirttiğim gibi, Yeditepe dergisi yeni bir başlangıcı haber verip duyurmada etkin bir organdır ve Cansever’in şiirleri dergide her zaman üçüncü veya ikinci sayfada yer bulur. Dirlik Düzenlik’te yer alan şiirlerin Yeditepe’de –biri hariç, “Hoşaf”– Ömer Edip Cansever imzasıyla yayımlanırken kitabın Edip Cansever adına çıkması, bu organın etkisini düşünmeyi gerektirir. “Berbere Bak”, şairin Yeditepe’de Ömer Edip Cansever imzasıyla çıkan son şiiridir (S. 44, 1 Eylül 1953, s. 3.). Bu şiir yayımlandıktan sonra Ömer Edip Cansever dergide bir süre görünmez. 1 Şubat 1954 tarihli 54. sayının 6. sayfasında, “Dirlik Düzenlik Yeditepe Yayınları arasında çıkıyor” ilânı yer alır; kitabın şairi, aynı sayıda “Hoşaf” (s. 3) şiiri de yer alan Edip Cansever’dir. Aynı ilân sonraki sayıda, bu kez büyütülmüş olarak ve “Resimleyen: Sabri Berkel” ayrıntısıyla, ilk sayfadan verilir (S. 55, 15 Şubat 1954.). Dirlik Düzenlik’in künye bilgisinde şunlar yazılıdır: “Bu kitap 1954 yılı Şubat ayında İstanbul’da Yenilik Basımevinde dizilmiş ve basılmıştır.” Şubat ayında Yeditepe’de kitaba da alınacak olan bir şiirin bulunması ve kitabın hâlâ “çıkıyor” diye duyurulması, kapaktan mı yoksa Ömer Edip Cansever’in Edip Cansever’e dönüştürülme sıkıntısından mı kaynaklanmıştır? İkisi de mümkün. Dergide Dirlik Düzenlik’in Yeditepe Yayınları arasından çıktığı üç sayı daha ilân edilir ve dördüncü sayıda, Edip Cansever’le yapılmış uzun denilebilecek bir söyleşiye yer verilerek, bu yeni başlangıç perçinlenmiş olur. Şairin sunuluşu, “yeni başlangıç” ifadesini tam anlamıyla karşılayacak biçimdedir:
“Genç şairlerimizden Edip Cansever, son günlerin dikkati en çok çeken imzalarından biri olmuştur. Yeditepe Yayınları arasından çıkan ‘Dirlik Düzenlik’ adlı şiir kitabı vesilesiyle kendisini okuyucularımıza daha yakından tanıtmak ve edebiyat üzerine neler düşündüğünü açıklamasına fırsat vermek üzere bir konuşma yaptık.”5 Cansever bu konuşmasında; ilk şiir hevesinin ne zaman uyandığını, edebiyat öğretmenlerini, Dirlik Düzenlik’i oluşturan şiirlerin yayımlanışını anlatır da İkindi Üstü’nün adını bile anmaz. Oysa 1948 Ekim’nde “en çok hoşuna giden şiiri ‘İkindi Üstü’ adlı kitabındaki ‘Salkımlı Meyhane’dir”6.
Bu konuşma, şairin poetik dönüşümü açısından önemlidir. Şiirin yönünün nereye döndüğünü belirlerken, “şiir yalnız lüks olmaktan çıkmış, gerçeği gösteren, insanı inceleyen bir güzellik olmanın yolunu tutmuştur” der. “Gerçek şiir”in özelliğini, bir bakıma olmazsa olmazlarını, “Şiirin bir matematik problemi çözer gibi çalışması, bir mısraı, bir dörtlüğü, hattâ bütün bir şiiri birkaç türlü söyleyebilecek kadar ustalığa erişmesi gerçek şiiri yaratan en belli başlı çabalardan biridir” diyerek açıklar. Konuşmada şairin “sevilen beğenilen şairlerin şiire yeni bir hava, bir kişilik” getirdiklerini vurgulaması anlamlıdır; çünkü kendisinin henüz böyle “yeni bir hava” getirdiğinden kuşkuludur: “Şimdilik araştırmak yepyeni değilse bile şaşırtıcı, topluma bambaşka etkileri olan şiiri bulmak istiyorum. Yazdıklarım beni tam olarak tatmin etmiş değildir.”
Yazdıklarının Cansever’i o yıllarda tamdan çok az tatmin ettiği ne kadar belirginse, Dirlik Düzenlik’ten sonra araştırmayı sürdürdüğü de o kadar açıktır. Yerçekimli Karanfil’e gelirken araştırmalarının bir kısmını dergilerde bırakmış, Yeniden’e geldiğinde ise Dirlik Düzenlik’i bir araştırma algısıyla görmeye başlamıştır. Aslında Cansever değil Yeniden’e geldiği süreçte, Dirlik Düzenlik’ten üç yıl sonra yayımlanan Yerçekimli Karanfil’de öncesini bir kez daha silecek noktadadır. 1955’ten itibaren şiirin yönü tam da onun belirttiği gibi değişmiş ve farklı bir şiir algısı doğup pek çok şairi yazdıkları üzerine düşünmeye sevk etmiştir. Bu noktada, İkinci Yeni’yi başlatıcı sıfatıyla sahiplenmeye çalışanların varlığı ve onlara itirazlar bilinmektedir*.
Yukarıda öne sürdüğüm iddianın devamı olarak Cemal Süreya’nın daha çok Oktay Rifat’ın şiirini hedef alıp folkloru şiire düşman ettiği yazısı, bir noktada, Edip Cansever’i de ilgilendirmektedir. O nokta, Cansever’le Dirlik Düzenlik üzerine yapılan konuşmadaki şu cümlenin sonuna konmuştur: “Ayrıca halk şiirinden, folklor denemelerinden, konuşma dilinden kulağa hoş gelen her türlü kelime ve sözden faydalanıyorum.” Anlaşılabileceği üzere, Cemal Süreya’nın şiir düşmanı folkloru, sadece Oktay Rifat’la sınırlı değildir7 ve Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi, aslında “Suç Folklorda Değil”dir8; yeni bir şiir paylaşılmak üzeredir ve buradan bir grup değil birer birer şairler çıkacaktır. Edip Cansever’in çıkışı da, Dirlik Düzenlik’ten çok Yerçekimli Karanfil’le olmuştur. Yerçekimli Karanfil’in yayımlanmasından sonra Erdal Öz’ün, Cemal Süreya’nın aforizmasını hatırlatması üzerine konuya ilişkin olarak söyledikleri manidardır:
“Cemal Süreya o yazısında; şiirin folklordan aşılanmasına tutuluyor. Bence, korkulacak bir taraf olmasa gerek. Halk ağzını, halk deyimlerini yenileyerek de şiire yeni alanlar hazırlanabilir. Hem günümüz ozanlarının çoğu bu anlayıştan kaçınmıyorlar zaten.”8
O anlayıştan kaçınmayan o günün ozanlarının başta geleni Oktay Rifat’tır ve Cansever’in Oktay Rifat’a saygısı vardır. Ayrıca, Turgut Uyar da konuyla ilgilisi kurulabilecek bir bağlam oluşturarak hemen hemen Cansever’in söylediklerini söyler; söylemelidir de, çünkü onun poetikası baştan beri bunu gerektirir:
“Kelimeler, sadece kelimeler, şiirin yükünü taşıyamazlar. Yahut şiirin bütün değeri kelimelere, kelimelerin uyuşmasına yüklenmemelidir. Bunun için, kelimelerin şiirde bir bütün içinde bulunduklarını düşünmek yeter. Bu konuda, ‘yeni şiir geldi kelimeye dayandı’ diyen C. Süreya ile tıpatı bir kanıda değilim.”9
Cansever’den folklor-şiir ilişkisi bağlamında yukarıda aktardığım cümleler, onun Dirlik Düzenlik’ten kopmadığı belki de tek noktadır. Tektir ama önemlidir. Her ne olursa olsun Edip Cansever, Dirlik Düzenlik’le yeni bir başlangıç yapmak istemiş, kitaba hayli titizlenmiştir; ama başta kitap olmak üzere, bazı şeyler arada kalmıştır. Bu yazının söylemek ve vurgulamak istediği de açıkça budur: Arada kalanlar dikkatli ve titiz bir biçimde derlenip toparlanmazsa sonradan söylenecekler, yoruma değil lâf kalabalığına dönüşür ve çoğu zaman eksik kalır.
Notlar
1 Türkiye Yazıları, S. 3, Haziran 1977, s. 28.
2 “‘İkindi Üstü’, Edip Cansever’e ‘ait’ değildir”, Zaman, 15.05.2005.
3 Cansever’in İstanbul dergisinde kalan şiirleri için bkz.: Mehmet Can Doğan, “Ö. Edip Cansever’in 16-18 Yaş Şiirleri”, E Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi, S. 31, Ekim 2001, s. 10-18.
4 Cansever’in bu dönemde yazıp Dirlik Düzenlik’e almadığı şiirlerinden sadece Kaynak’ta yayımlananlar için bkz.: Mehmet Can Doğan (haz.), “Ömer Edip Cansever Kaynak’ta”, Sonsuzluk ve Bir Gün, S. 2, Mayıs-Haziran 2005, s. 41-44.
5 “Edip Cansever’le Bir Konuşma”, Yeditepe, S. 59, 15 Nisan 1954, s. 4/7; vurgu, bana ait.
6 Kaynak, S. 10, 1 Ekim 1948, s. 8.
* Oktay Rifat’ın Perçemli Sokak (1956) girişimi ve bu girişimin etrafında gelişen tartışmalar ile İlhan Berk’in 1960’ların başında Yeni Ufuklar’da yazdığı yazılar [“Salt Şiir (İkinci Yeni’nin İlkeleri)”, “Soyut”, “Anlamsızlığın Anlamı”, “Divan Şiirine Bakmak”] hatırlanabilir.
7 a Aylık Sanat Gazetesi, S. 6, 1 Ekim 1956.
8 “Suç Folklorda Değil”, a Aylık Sanat Gazetesi, S. 8, Aralık 1956.
8 “Edip Cansever’le Konuştum”, a Aylık Sanat Gazetesi, S. 7, Kasım 1956, s. 2.
9 Erdal Öz, “Turgut Uyar ile Konuştum”, a Aylık Sanat Gazetesi, S. 8, Aralık 1956, s. 2/7. Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman” başlıklı yazısı, “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı.” cümlesiyle başlar.
|