İlk baskısı 1941 yılında yapılan Fahim Bey ve Biz’in kapağında hikâye yazmasına karşın, kitabı benimseyenlerin ve benimsemeyenlerin eleştirileri –yakın zamanlara kadar– ısrarla roman ekseninde gerçekleşmiş; Hisar’ın yapıtlarının roman sayılıp sayılmayacağı tartışılmıştır. * * * Fahim Bey ve Biz’in yanı sıra Çamlıca’daki Eniştemiz’i, Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği’ni eleştirenler genellikle bu kitapların roman olmadığı konusuna değinmişlerdir: Tanpınar, takdir ve sevgisinin müstesna olduğunu vurgulayarak, Fahim Bey ve Biz’i ‘tasnif etmekteki güçlüğün şuuru’nda olduğunu yazmış, kitabın yerleşik türlerin dışında bir yapıt olduğunu belirtmiştir. * * * Abdülhak Şinasi Hisar’ın romanı küçük gördüğünü söyleyecek değilim, ama bu türe gönül indirmek istemediğinden eminim: Yazarın “Romanın her millette ancak manzum bir tarzda, destan şeklinde yazıldığı bir zaman olmuştur. Bizde böyle manzum hikâyetler yazıldı. Eski meddahların söylediği hikâyeler şifahi kalan ilk romanlarımızdır...” derken roman’ın sözcük anlamına gönderme yaptığını sanıyorum. Roman sözcüğünün Latinceden türetilmiş –bilginlerin dışında– herkesin konuştuğu dil anlamına geldiğini de düşünürsek, yazar bu sözcüğe giderek halk dilinde yazılmış manzum veya nesir metinleri kast etmiş olabilir. Yukarıda alıntılanan görüşün nükteli bir şekilde bitmesi boşuna değildir: “… basılmamış masallar ve bunların içinde nihayet ilk basılmış olan ‘hançerli hanım’ hikâyesi de Türk romanlarının büyük annesi telâkki edilebilir” * * * Aslında Hisar, roman yazmadığının bilincindedir, dahası bu tür konusunda kuşkuları vardır ama roman yarışmasında ödüllendirildiğinden, yıllar sonra da olsa eleştirileri yanıtlama ihtiyacını duymuş ve “edebiyattan biraz nasibi olan herkes bunların birer roman olduğunu anla”r demiştir. * * * Edebi nevilerin tariflerine lüzumundan fazla kıymet vermemek lazım geldiğini –de– öneren bir yazarın yapıtlarını, bir türün tanımı kapsamında değerlendirmek anlamsız geliyor. Bundan dolayıdır ki yazıma ad koyarken zorlandım. Önce yazarın Nigar Bint-i Osman için kaleme aldığı yazıdan bir alıntıyı yeğledim: ‘Bir eski zaman sandığının kapağı açılınca…’ * * * Hisar, metinlerinde Divan nesrinin araçlarını kullandığı açık. Kılı kırk yararak oluşturulan hikâye, hatıra veya romanların her cümlesi için çok çalışıldığı belli… Dikkatli bir göz, sözcüklerin özenle seçildiğini hemen anlar; dahası sec-i mutlakları ve sec-i mukayyetleri mutlaka görür. Yazarın bağlı olduğu geleneğin araçlarını kullanarak yüksek yazınsal nitelikleri olan yapıtlar, nesirler oluşturmaya çalışmış olduğundan kim kuşku duyabilir ki! * * * Fahim Bey ve Biz’in üçüncü olduğu yarışmanın birincisi Sinekli Bakkal, ikincisi Yaban’dır. Hisar, –gerçekten romancı olan Halide Edip’in ve Yakup Kadri’nin yanında yer alarak– gönül indirmekte zorlandığı bir türün yazarı oluvermiştir. * * * Ahmet Mithat’ı Türklerin Volter’i, Tolstoy’u diye övenler olmuştur. Orhan Hançerlioğlu’na göre Abdülhak Şinasi Hisar, Türklerin Marcel Proust’udur. Mustafa Şekip Tunç, Yakup Kadri ve daha bir çok yazar, Hisar’ın yapıtlarındati Proust etkisine değinmiştir. * * * Abdülhak Şinasi Hisar, yazdıklarına –ister hâtıra, ister hikâye, ister roman– ne ad verilirse verilsin; kahramanı geçmiş zaman olan ve bütün olarak düşünülmesi gereken bir yapıtın nâsiridir.
|
|||||
| <<geri dön |
|
||||