| Cilt Mütehassısı Haziran, Cilt Hastası Eylül
|
| |
|
“Yazdığının içine bak, yazılacak ne çok şey vardır onda” diyor Hulki Aktunç. Biz dışına baktık, dışından içine okumaya çalıştık.
Ömr-ü kitab
Kitapların da bir ömrü vardır. Kitabın ömrü nesne olarak kâğıdının kalitesine, cildinin sağlamlığına bağlıdır. Bu ömrü uzatmak için ameliyatlar yapılır zaman zaman, bazen en başta, daha kitap rafa konup görücüye çıkmadan ciltlenir, bazen de kullanılmaktan doğan yıpranmaların tamiri için tezgâha yatırılır. Amerika’da parası bol akademik kütüphaneler raflarında kalın mukavvayla ciltlenmemiş kitap bulundurmaktan kaçınır. ABD’de çoğu kitap önce kalın kapaklı olarak sürülür piyasaya (çoğunun alıcısı kütüphanelerdir), bir süre sonra da sıradan vatandaşın bütçesine uygun, düşük fiyatlı karton kapaklılar gelir. Kitap “ciltli” değil de karton kapaklıysa (paperback), piyasaya öyle sürülmüşse, kütüphane “ciltleme bütçesi”nden bu iş için ayırdığı parayla dayanıklılığı arttırmak için “kütüphane ciltleme standartları” uyarınca ya dağıtımcıya ciltlettirir kitabı daha satın almadan ya da satın alındıktan sonra yapılır bu özel ciltleme işi. Öyle ya da böyle ince kapaklılar cildiyeye gider gelir.
Bizim elimize Türkiye’de yayınlanmış, dağıtımcıları tarafından böylesi bir ameliyattan geçirildikten sonra Amerika’daki iki üniversite kütüphanesinin raflarında kendilerine yer bulmuş iki kitap var.
Biz olayı anlatalım, soruları soralım, yanıtları bulmak, derin soruşturmayı yapmak meraklı okuyucunun görevi olsun (önüne gelen, edebi angaryaları hep onun üzerine yıktığına göre buna karşı çıkan olacağını sanmıyorum).
Olay şudur:
Bundan dört yıl önce, yaşadığımız yeri çevreleyen eyaletlerin kellifelli üniversitelerinden Hulki Aktunç’un bazı kitaplarını getirttim. Kütüphanelerarasıödünçkitapistemeservisi’ni icat edenin, sistemin aksamadan çalışmasını sağlayan kütüphanecilerin elleri dert görmesin. Sipariş üzerine gelen şeylere yaptığımız genel muayene beni tuhaf bir alacakaranlıkkuşağı hikâyesi yaşayıp yaşamadığım konusunda kuşkuya düşürdü… İki kitabın da gerçek adlarıyla, ciltlenmiş sırtlarına işli adları birbirlerini tutmuyordu. Buna karşın kitapların kütüphane barkod etiketlerinde adları doğruydu. Bu barkodları hazırlayıp yapıştıranlar o üniversitelerin kütüphanecileri. Buna karşın ciltleme işi memlekette yapılmış besbelli, cilt bezinin kalitesi, kitap sırtlarındaki İ, Ş, Ü harfleri iyi birer ipucu ama en önemlisi iki hata da ancak Türkçe bilen birilerinin yapabileceği hatalar. Zamanında, dizgiciler basılmak üzere ellerine verilen el yazmalarında gördüklerini aynen dizsinler, değiştirmesinler diye okuma yazma bilmezlerden seçilirmiş, sanmak, zannetmek tehlike sayılırmış o zamanlar demek. Demek ne eğlenceli şeyler kaçırmışlar!
Birbiriyle ilgisiz iki ayrı kütüphaneden geldi bu kitaplar. Biri Ohio Eyalet Üniversitesi Kütüphanesi’nden Son İki Eylül, sırtında On İki Eylül yazıyor; öteki Harvard’dan Kurtarılmış Haziran, Kurtarılmış Hazine diyor ciltlenmiş sırtı.
Nerdeyse otuz yıl olmuş Haziran yayınlanalı. Bense bu yazıyı yazmak için üç-dört yıldır bekliyordum: Benim beklediğim iyi olmuş, kitap’la ilgili çok şey öğrendim bu sürede. En azından mücellidin işinin ve işlevinin inceliklerini. Hünerini, kazmalıklarını. Mücellidin sakarına, mecnununa kızmak, ya da onunla alay etmek aklımdan geçmez bu yüzden. Nasıl geçsin ki? Bugünkü kitap (codex) dediğimiz nesne onların eseri. Nerdeyse ikibin yıl önce parşömeni katlayıp kapalı kenarları açan, sonra bunları iğne-iplikle (el emeği göz nuruyla) birbirine bağlayan, sonra bunları kapaklarına monte eden adamlara çok şey borçluyuz. Arada böylesi hatalar yaptılarsa da ortada kötü bir niyet yok. Eylül kitabındaki hatada bir kalfa eli var sanki, “kendince olması gerekeni” yazmış kitabın sırtına hayta. Kurtarılmış Hazine’yse daha çok bir çırağa yakışıyor, ortaokul terk, biraz Jules Verne, biraz Kemalettin Tuğcu okumuş, tadı damağında kalmış, “hazine”de olmasını dilediğini dile getiriyor kerata. Selamlar onların üzerine! Kim yazar bu avare çırağın, filinta kalfanın hikâyelerini? Onun da eline, diline şifa!
Meraklı okuyucu bu kitapların o kütüphanelerin koleksiyonlarına ne zaman katıldıklarını, o kütüphanelerin o zamanlar Türkiye’de hangi dağıtımcılarla çalıştıklarını, o dağıtımcıların ciltçilerinin hangi firma(lar) olduğunu, o kitaplar üzerinde çalışan mücellit(ler)in kim olduklarını soruşturup bulabilir. Meraksız olanlarsa bunlara “rastlantı” deyip işin içinden çıkabilir. Haklıdırlar. Ama canım haksızlık yapmak istiyor bugüne; sene-i devriye meselesi vesilesiyle: Neden dört yıl önce Hulki Aktunç’u okumak istedim bir anda, neden o kadar kütüphanenin içinden Ohio ve Harvard gönderdi kitapları; neden kitapları ilk gördüğümde yazmadım bir şey, şimdiye kadar bekledim; neden Hulki Aktunç’un hasta olduğunun ama iyileştiğinin haberini Murat Yalçın’ın Kitap-lık’taki editör yazısında okuyup ürperdim ve “elimdekileri” yazıp Hulki Aktunç’a bir “geçmiş olsun” demek istedim ve yazıyı bitirmeye yakın bir saatte günün tarihinin 12 Eylül olduğunu fark ettim… deyip rastlantı gerekçeleri sıralamayacağım, ama bu yazıyı şöyle bitireceğim:
Hulki Aktunç’un Defter’deydi galiba ya da Varlık’ta, barkodlarla ilgili bir yazısını hatırlıyorum. Elimin altında değil, bulunuz, bir daha okuyunuz. Yazıyı bana da gönderen olursa ne âlâ!
Sonra, Son İki Eylül’den bir alıntı:
“‘Bu adam âşık galiba. Olur olmaz yanlışları görmüyor, doğruları da düzeltmeye çabalıyor.’” (s. 21)
Bir tane de Kurtarılmış Haziran’dan: “O içe kazılı harfleri kimse okumazken yüz yıllık havagazı şirketi tablelaları bile okunak kazanır birden.” (s. 6)
Yazar bazen yazarken yazdığının kaderini de yazıyor.
O iki kitabın değil belki ama bu iki özel kitapçığın yazıları böyleymiş.
İLHAN DURUSEL
On İki Eylül, Pennsylvania
Kurtarılmış Haziran. Derinlik Yayınları. İstanbul, 1977.
Son İki Eylül. Özgür Yayın-Dağıtım. İstanbul, 1987.
|