Yüz akı anadilimizin
ineksağar gibi işleyen sözcükleri,
damıtan,
billur kadehlerde bin yıl dinlendirilmiş şarap gibi sunan,
Troya’yı, uzun sürmüş günlerin akşamlarını,
ölüme hasret olmayan
bir tilkicikle buluşturan,
ve baharda kemirilmiş dutlarla,
çıplak bırakılmış yurdumu anlatan çağdaş bir ozan.
Ağabeyim, ustam, dostum.
Öylesine titizdi ki yazdıkları ve sağlığı konusunda,
yazamadıkları
yazdıklarından çoktu;
hasta günleri, sağlıklı günlerinden…
Mırnık, Mırniye, Mırnav anımsayabildiğim kedileri
göçmemiş kediler bahçesinden.
Piyanonun tuşlarında usulca gezinirken,
sol elinde ışıldayan bordo taşlı gümüş yüzük
ve geniş çerçeveli gözlerinden bakan
ışıltılı gözleri.
Bilge Karasu,
bizim kuşağa çok şey verdi.
Kimimiz,
karaladıklarımızı çöpe atmayı
ondan öğrendi.
|