İnsan sonunu üç kez yazar
ilk yazışında damarlarla süslü
belki bir ürküntü, söz oyunlarından
sizden ayrıldım, ölümdür köpüklü
baskı kalıbıyla inletir cesedini
gaz odasında ya da sigara kâğıdında
paketlenir bir kemikten kutu
sözde ölümdür, kafesine girdiğine
kiraz kırmızısı bir dirilme bekler sevdiğinden
zehirlendik der, işi yavaştan alarak
yapışır ince donanmayla sevgiliye
bu dağa tırmanan insanın ilk ölümüdür
bakmayın ses vererek gömüldüğüne
İnsan sonunu göz kamaştırarak yazar
ikinci öldüğünde
sanatsal verilerle ölür; üç kalem, beş kâğıt
beyaz satırlarla mayınları temizlediğinde
özenle kravatını takar, bildik odaklardan
temizlenir, yıkanır renkli lekelerden
kum sarısı bir ölüm bu!
yazdığını bir icat sanır, çakır dikeninden
kurs sayısını bilmez ki, ezberlediği şiirlerden
özenle yansımıştır anlam kalıpları
Hızını kesmeden yazar, kan emici kelimelerden
beyaz küp etkisiyle şişer, koltuk üzerinde
yalı inceliğinde taklalar atar
buldum tav fırınında tüm incelikleri
yazdım, anlaşılmadım, tef çalar of hay hay!
dağa tırmanan insanın ikinci ölümüdür
kâğıt üzerinde tören tekerlemesi yazar
taş yeşili bir portre
Üçüncü son, ibrik bitkileriyle
kuruma hızını alamamış
ıslanmış yağmurun birinde
bacalarda yükselişini kimse görmemiş
çivi çakmış buhran günlerinde
hangi şemsiye, hangi şemsiye?
mavi yakalılardan beyaz yakalılara öğüt şu yaşam
öğret öğrettiğine, öğren işitmez görmezleri
bir kez vurdular sana ense kaslarından
öl ölebildiğine
|