Amerikan Şiiri’nin Bitki Örtüsü: “Çimen Yaprakları”

İlhan Durusel


Aile kökleri Hollanda ve İngiltere’ye uzanan Walt Whitman 31 Mayıs 1819’da Long Island, New York’ta doğmuş. Okul eğitimini daha ilk yıllarında terk edip eskilerin deyimiyle hayata atılmış. Şairlik mesleğine kadar Whitman’ın ne iş olursa yaptığını görüyoruz: çıraklık yapıyor, ağaç işleri öğreniyor, matbaa kurşunları soluyor, gazeteciliğe soyunuyor, bir ara öğretmenlik yapıyor. Doğal olarak sıkılıyor. Romantik şiirler, popüler konularda düzyazılar yazıyor: Okuyucuları sıkıyor, kendi daha da sıkılıyor. Bir gün bir yazı okuyor, hayatı değişiyor. Okuduğu, Ralph Waldo Emerson’ın şair’i, umutla beklenen, bir türlü gelemeyen Amerikan şairini betimlediği “The Poet” (Şair) başlıklı denemesi.
Bu denemeyi kılavuz belleyip Çimen Yaprakları’nı yazar Whitman. Emerson da, has şiiri, halis şairi tanır ilk görüşte: (Eski bir reklamdan ödünç alırsak sözlerimizi) tadından, kokusundan, yürüyüşünden; ham, ama tadı başka hiçbir şeye benzemeyen bal gibi tadından, orakların yıka yıka ilerlediği taze kesilmiş çimen kokusundan, bir tersane işçisi kadar yorgun ama sabaha kadar sevişebilir yürüyüşünden. Walt Whitman’ın gönderdiği Çimen Yaprakları’nın ilk baskısını Ralph Waldo Emerson ilk okuyuşta değerlendirir ve hakkını verir; Amerika’nın beklediği şair nihayet gelmiştir. (Emerson’ın etkisini sonradan “Kaynıyordum, kaynıyordum, Emerson beni taşırdı” diye dile getirir Whitman.) “Mesleğe hoşgediniz!” diye selamlar Whitman’ı. “I greet you beginning of a new career. RW Emerson” alıntısı Whitman’ı coşturur, Çimen Yaprakları’nın 1856 baskısının sırtına işlettirir bunu kitapçı raflarında kolay görülsün diye.
Edebiyata öncesi olmayan bir yarı-tanrı olarak gelen Whitman, Çimen Yaprakları’yla “iklim, bitki örtüsü ve yer şekilleri”ni o andan itibaren değiştirmiştir. 1855 yılında kendine özgü bir Amerikan Edebiyatı’nın varlığından söz edilse de bu edebiyat hâlâ kökü dışarda, Avrupa’da olan, oranın beğeni ve ölçülerine dayanan bir edebiyattır. Bu anlamda Walt Whitman’ın Avrupa şiiriyle ne biçim ne de içerik benzerliği göstermemesi onu “ezeli ve ebedi” kılar. Yarı-tanrılıkla sözünü ettiğim bu: Dünya şiirinde bile öncesi yoktur Whitman’ın. Amerikan şiiri, 4 Temmuz 1855’te Brooklyn’de 795 adet basılıp piyasaya sürülen çoğu da satılmayan Çimen Yaprakları ile başlamıştır denilebilir.
Genç ulus, genç devlet, tarlada, fabrikada, doklarda çalışan, “güzelim bahar rüzgârına ter kokuları” salan insanlardır hedefi Whitman’ın. Meramını anlatmaya çalıştığı kalabalıklar, göğe çıkardığı çalışanların meramını anlamaması doğal; Whitman’ın asıl derdi Boston’daki çevrenin, “edebiyat iktidarı”nın onu nasıl karşılayacağıdır. Emerson örneğine bakarsak, meram anlaşılmıştır ve “gerçek Amerikan şairi” diye rütbelendirilmiştir ama Boston okuluna kabul vizesi değildir bu.
Walt Whitman’ın şair’den “vatan şairi”ne, oradan “iyi yürekli kırsaçlı şair”e sonunda “bilge”ye yükselmesi ve “efsane”ye dönüşmesi şiirinin büyüklüğü sayesinde olmuştur. Yine de bir ironiden söz etmek gerekiyor burda: Boston’daki elit çevreye kapanmaması şiirinin (şiirden anlamayan) genel halk tarafından kabulünü sağlamıştır. Öte yandan Boston gibi elit çevrelerin ilgisi ve şiiri hakkında yazdıkları da Amerika’da ve dünyada tanınıp önemsenmesini sağlamıştır. Bu da, her şeye karşın şiirinin ilgisiz kalınamayacak kadar görkemli olmasından kaynaklanır.

* * *

2005, Çimen Yaprakları’nın 150. yıldönümüydü. ABD’de Kongre Kütüphanesi’nden, üniversitelere, halk kütüphanelerinden müzelere birçok kurum ve kuruluşun katkısıyla kutlandı bu “19. yy Amerikan Edebiyatı’nın en önemli metinlerinden biri”, “Amerikan Şiiri’nin ilk ve en önemli ürünü” olarak nitelenen yapıtın yayımlanışı.
Çimen Yaprakları 12 şiirlik 90 sayfalık bir kitaptan 400 sayfalık bir “tuğla”ya ulaşana kadar Amerika’da çok şey değişmiş. Whitman da değiştirmiş kendini: şiirini, giyimini, eşlerini, hayatını. Bohem, cüretkâr, bıçkın “şair yenisi”nden, bilgeye, veliye evrilmiş. 1855’teki o ince ama cesur kitaptan 1892’deki okkalı cilde Çimen Yaprakları’nın geçirdiği evrim şairin hayatıyla şiirinin aynı olduğunun, ömür boyu yazılanın aslında tek bir şiir olduğunun mühürlü-imzalı kanıtı.
Amerikan şiirini dinamitleyen Çimen Yaprakları’nın fitilini Emerson’ın ateşlediğini bir kez daha analım burda. Onun meşalesi olmasa Whitman hayatını yine bir şiir gibi yaşayacaktı belki ama öyle birinin varlığından haberimiz olmayacaktı. Bu gerçeği Enis Batur’un bizim edebiyatımızdaki “otorite” (mürşit anlamında) konusunu işlediği yazısıyla yan yana getirmek gerekiyor. “Büyük şiirlerin yaratıcısı büyük hayatlar’a yol gösterici, yol açıcı olanların kutup yıldızı billurluğundaki içrek sözleri bazen müridini buluyor böyle, bazen de olmuyor işte bir türlü. Nesnel koşullar izin vermiyor diyelim. Ataç’ı, Tanpınar’ı, aynı sınıfın sıralarından hâlâ yaşıyor olanları bu yüzden durmadan okumak, gerekirse fal bakar gibi, hatim indirir gibi, (edebiyata) ibadet eder gibi okumak gerekiyor.”

* * *

Anlatılacak onca şey varken, bunca şey olup biterken neden Walt Whitman’a ilişkin bir yazı? Çünkü sadece Amerika değil, dünya şiiri Whitman gibi yeni şairi, şiirin sadece bir disiplin, bir eğitim işi olmadığını hayatın içinden söke söke çıkarıldığını gösterecek şairi bekliyor ve onun şiirini elbette, ancak büyük hayatların büyük şiirleri o büyük hayatı yaşayarak yazdığının kanıtı olan şiiri.
Büyük şiir konusundaki olası yanlış anlamaları hemen-burada kesmek için karasineğin, meyve sineğine oranındaki büyüklügü kanıt gösterip “büyük hayat”la aslında ne demek istediğimizi açıklığa kavuşturalım. Kimseninkini büyütmeye ya da küçümsemeye hakkımız yok: Hepimiz büyük bir hayat yaşıyoruz sonunda; mesele bu.
İçindeki “opus magnum”u görecek göz, söze dökecek kudret var mı, o ayrı mesele.

Memet Fuat’ın Çimen Yaprakları çevirisinden söz etmeyen Walt Whitman üzerine Türkçe bir yazı olamaz. İki ustayı da saygıyla selamlıyorum.

Aralık 2005, Pennsylvania

 

<<geri dön

Ana Sayfa