| Deli Kadın Hikâyeleri
Sinekler Sevişirken
|
| |
|
Pencereyi kapat anne korkuyorum./ Neden korkuyorsun./ Sineklerden./ Hangi sineklerden./ Bahçedekilerden./ Bahçede sinek mi var./ Bahçede sinek var. Hem de bir sürü./ İçeri girseler ne olur ki./ Korkuyorum dedim ya./ Sinekten mi./ Evet sinekten./ Sivrisinekten./ Hayır karasinekten./ Bahçede karasinek mi var./ Bahçede binlerce karasinek var./ Göremiyorum./ Görmen gerekmiyor anne. Nolur kapat pencereyi. Işığı görünce hepsi içeri doluşuyor./ Emin misin. Ben daha hiç bu evde karasinek görmedim./ Görmedin mi./ Görmedim./ Görmüyor musun./ Neyi./ Tavandaki sinekleri./ Hayır görmüyorum./ Tam lambanın sağında./ Hayır hâlâ görmüyorum./ İki taneler./ İki tane mi./ Yan yana duruyorlar./ Hâlâ görmüyorum./ Pencereyi neden kapatmıyorsun./ Çünkü dışarıda çok güzel bir yağmur sonrası kokusu var.
Annem odadan çıkar çıkmaz tavandaki sinekler sevişmeye başlıyorlar. Yatağa mıhlanıp öylece kalakalıyorum. Az önce onun ısrarla görmediği iki sinek şimdi sevişiyorlar. Tavanda. Lambanın tam yanında. Pencere hâlâ açık. Öyle tuhaf sevişme sesleri çıkarıyorlar ki az sonra biliyorum diğerleri de bu sesleri duyup gelecekler.
Sineklerin ışığa geldiğini sanırdım. Ama ses onlar için ışıktan daha çekici. O yüzden yatakta mümkün olduğunca sessiz kıpırtısız öylece sırtüstü dümdüz yatıyorum. Nefesim bile davetkâr biliyorum. Sinekler sevişirken yatakta öylece yatıp nefesimi tutuyorum. Sessizlik onların sevişme seslerini daha çok ortaya çıkarıyor. Sinekler tavanda sevişirken, daha önce hiç duymadığım bir tonda vızıldıyorlar.
İşte bir tane daha geldi. Tavandakilerin yanına gideceğine bana doğru uçuyor. Acaba o sesleri benim çıkardığımı mı sanıyor. Oysa nefesimi tuttum. Soluk bile almıyorum. Kıpırtısız kıpırtısız kıpırtısız kaskatı yatakta öylece upuzun korkuyla sırtüstü kaskatı öylece nefessiz korkuyla yatakta sırtüstü hareketsiz ölü gibi ölüymüşçesine ölmüşçesine öylece... yatıyorum. Ölmek üzereyim ama sinek, vızıltıların benden çıktığını sanıyor. Geldi. Yastığıma kondu. Başımı çevirip bakmıyorum. Yastığın üzerinde duruyor. Kapkara kocaman kapkara kocaman kara bir sinek. Tam yanımda yanı başımda yastığımda incecik ayaklarının üzerinde gözlerini bana dikmiş bakıyor. Karasinek benden çıkan sesleri dinliyor.
Diğer ikisine bakıyorum. Hâlâ tavandalar; ışığın yanında vızılvızıl sevişiyorlar. Yanımdaki, yanı başımdaki yastıktaki karasinek bana bakıyor. Küçücük gözleri olmalı. Küçücük gözlerinde dev bakışları. İncecik ayakları olmalı. Tutsam ayaklarından koparsam ayaklarını koysam yeniden yastığa bana böyle bakmaya devam eder mi. Ayakları kopunca, kanatları uçmaya küser mi. Ayaksız bir karasinek ne ister hayattan.
Benim ayaklarım ince değildi. Hatta kalın bile sayılırdı. Mahalledeki bir kız kalın bilekli kadınların şanslı olduğunu söylemişti. Sevinmiştim. Onun bilekleri incecikti. İncecik bilekli bir çingeneydi. Tüm çingenelerin bilekleri inceydi. Çingeneler o yüzden kara talihli. Karasinek misali. İnce bacaklı çingeneler mahallesi. O mahallede çocukların yüzlerinde yaralar vardı, ellerinde ve bacaklarında da yaralar, açık yaralar. Açık yaraların üzerini gün boyu karasinekler yalar.
Dilleri var mı anne karasineklerin.
Dilleri olsa karasineklerin, konuşsalar, bana ne derler. Senin bacakların kalındı derler. Bizimkiler gibi değildi. Çingenelerinki gibi hiç değildi. İyi talihli kalın bacaklı kız seni. Kara saçlı kalın bacaklı zavallı. Derler miydi. Benim bacaklarımın bir gün kesileceğini bacaklarımın dizlerimden kesileceğini ayaklarımın kesileceğini bacaklarımın kesilip benden önce bedenden önce her şeyden önce ben ölmeden önce toprağa gömüleceğini söyler miydi kara kanatlı ince bacaklı sinekprens.
Sineklerin erkekleriyle dişileri ayrı mı anne.
Bence her iki cins de bir bedende. Bazen sinekleri tek başlarına kendileriyle sevişirken görüyorum. Tıpkı birbirleriyle sevişirken olduğu gibi o garip vızıltıları çıkarıyorlar. Tek başlarına. Önce incecik ön bacaklarıyla incecik arka bacaklarını okşuyorlar. Sonra incecik ön bacaklarıyla kendi saçlarını tarıyorlar. Gözlerini kapıyorlar. Saçlarını tarıyorlar. Gözlerini kapıyorlar saçlarını tarıyorlar.
Bacaksız bir sinek sevişemez ki anne. Kendini bile okşayamaz. Saçını bile tarayamaz. Öylece bir yerde duramaz. Hiç hiç hiç hiç ama hiç denge kuramaz. Düşer. Koyduğun yerde koyduğun yerden daha aşağıda ne varsa oraya aşağıya çukura derine uzağa yalnızlığa uzaktaki yalnızlığa derin yalnızlık çukuruna aşağıya aşağıya çok çok çok aşağıya düşer. Düşer. Düşer. Bacaksız bir sinek kim bilir neler düşler.
Düşler de gözlerle mi görülür anne.
Sinek hâlâ yanımda yastıkta öylece bana bakıyor. Hayır ayaklarını koparmayacağım. Gözlerini oyacağım. Bana öyle bakmasına izin vermeyeceğim. Bana öyle öyle öyle sanki sanki sanki sevişmek istercesine.
Aslında seninle sevişirdim sinek. Eğer bacaklarım olsaydı sevişirdim seninle. Tıpkı sinekler gibi. Bacaklarımı senin beline sarardım. Dilimle gözlerini yalardım. Vızır vızır vızır vızzz vızzzz vızzzzzzzzzzzzzz.
Şimdi de sinek benden korkuyor anne. Onun bacaklarını koparmamdan. Gözlerini oymamdan. Kanatlarını yolmamdan. Onu dışarı atmamdan korkuyor anne. Onla sevişirim diye korkuyor. Sinek bile benimle sevişmek istemiyor.
Bak dedim sana anne hepsi içeri girdiler. Bahçedeki binlerce sinek artık içerdeler. Yatağımın üzerinde tek bir vız çıkarmadan öylece donmuş gibi kaskatı öylece duruyorlar. Ben de duruyorum. Öylece kaskatı donmuş gibi yatakta üzerimde binlerce karasinek. İncecik ayaklarının tenime değişini hissediyorum... hepsinin... tek tek. Onlar da incecik ayaklarının ucunda beni hissediyor olmalılar. Hepsinin yüzlerinde gözleri var. Hepsinin ağızlarında dilleri. Yaralarımı yalamaya geldiler. Kim söyledi onlara benim yatakta yaralarla yattığımı, bacaklarımın yıllar önce koptuğunu. Kopan yerlerde yıllardır yaralar olduğunu.
Anne yardım et. Sinekler yaralarımı istiyorlar. Sinekler yaralarımı seviyorlar. Anne yardım et sinekler yaralarımın üzerinde birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle hep birlikte sevişiyorlar.
Pencereyi kapat anne. Hayır sinekler değil, artık kelebekler geliyor ışığa. Kelebeklerden korkuyorum anne. Kısacık yaşamları, kocaman dev ağızları var onların. Rengârenk kanatlarının altında korkunç sırlar saklı. Benimle konuşmak istiyorlar. Bir gece uykudan aniden uyanan ve bacaklarımı koparan adamın, babamın adını fısıldıyorlar... deli babamı anne deli babamı bana anlatıyorlar... babam benimle sevişmek istemiş... babam benimle sevişmek istemiş... babam benim bacaklarımı... benim bacaklarımı... benim bacaklarımı onun için kesmiş...
Kelebeklerin söyleyeceklerini duymak istemiyorum anne...
Gelmesinler, karasinekler, rengârenk kelebekler, kimseler, kimseler, kimseler gelmesinler... Bacaksız bedenimi, bacaksız bedenimdeki kurtlanmış kırmızı lekeleri görmesinler, aklımın kanını içen karasinekler... kan içerken sevişen... anne... sinekler sevişirken yaşayamam ben....
|
| <<geri dön |
Ana Sayfa
|