Nisuaz’da Buluşalım

Sevengül Sönmez


Sait Faik, Ada vapurundan inmiş, Galata Köprüsü’nde balıkçıları selamlayarak Tünel’e gelmiş; oradan da Beyoğlu’na çıkmış. Beyoğlu’na gelince gideceği yer çok. Tünel’den Taksim’e doğru yürürken Lambo’nun Meyhanesi’ne bir göz atmış, Petrograd Pastanesi’ne uğramış ve her zaman olduğu gibi Nisuaz Pastanesi’nde oturmuş. Sessiz, tek başına.
Bugün, Ayhan Işık Sokağı olan Kuloğlu Sokak’la İstiklal Caddesi’nin köşesindeki Nisuaz (şimdiki Garanti Bankası’nın yerinde) devrin tüm edebiyatçılarının az ya da çok ama mutlaka uğradıkları bir pastane olarak edebiyat tarihinde özel bir yer edinmiş. Büyük bir mekâna sahip olan pastane, hakkında yazılanlardan anladığımız kadarıyla altı ahşap üstü cam bir paravanla ikiye ayrılmış. Duvarlarının neredeyse yarısı ahşapla kaplıymış ve ön taraftaki salonda dörder kişilik masalar bulunurmuş. Çok geniş ve yüksek olan vitrin camı, pastaneyi adeta sokağa yaklaştırır başka deyişle Nisuaz’da oturanlar kendilerini İstiklal’de oturur zannedermiş. Nisuaz Pastanesi’nin sahibi Niko Kiriçis gibi tüm çalışanları da Rum’muş.1
Kimler gelirmiş Nisuaz’a? Kimler gelmezmiş desek daha kolay yanıtlanır bu soru. Şairlerin, yazarların ve daha pek çok sanatçının anılarında özel bir yere sahip olan Nisuaz, özellikle cumartesi günleri düzenlenen toplantılarla, her hafta yeni bir edebiyat ve sanat matinesine ev sahipliği yaparmış. Sait Faik, Orhan Veli’ye gönderdiği 14 Mart 1941 tarihli mektubunda “Burada eski tas eski hamam. Cumartesi günleri Nisuaz’da üdeba toplanır. Kararlar verilir. Ben ise bir birahane köşesi bulur üdeba meclislerinin, ediplerin, kötü şairlerin dinlerini ...im, bira içerim.”2 diye bahsediyor bu toplantılardan; ancak aynı olaya Salâh Birsel’in bakışı biraz farklıdır:
“Cumartesileri Nisuaz’ın arka dilimi tam bir edebiyat fakültesine dönüşür. O gün oraya edebiyatçılardan başka profesörler de dolar. Bunların tümü de kahve kurtaran aslanlardır. Yirmi yıllarını Nisuaz’ı kurtarmaya vermişlerdir. Onlar burada ta 1930’lardan beri toplanırlar… Doğrusunda, bir insanın tek bir kahveye 20 yıl kapılanması az şey değildir. Onun için cumartesi günleri toplantısına gelenleri isterseniz ayakta alkışlayalım. İşte en önde Sabri Esat Siyavuşgil. Onun arkasında her konuda yazan Hilmi Ziya Ülken. Onun arkasında Nisuaz Edebiyat Fakültesi Dekanı Mustafa Şekip Tunç. Onun arkasında yere basmadan yürüyen Vehbi Eralp. Onun arkasında yüreğine odlar düşmüş Bayan Semlin. Onun arkasında Kırtipil adıyla ün salmış Ahmet Hamdi Tanpınar. Onun arkasında, yine ayakta ve hep birlikte alkışlayalım tarihçiler tarihçisi Emin Ali Çavlı. Onun arkasında 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’nin yenileştirilmesinde hidrojen gibi açığa çıkan İktisat Profesörü Münir Serim.”3
1940’lı yıllarda Nisuaz’ın müdavimlerinden olan Cahit Tanyol, Nisuaz’ın sanatçı müdavimlerini şöyle sıralıyor: “Sait Faik, Edip Ayel, Cavit Yamaç, Gavsi Ozansoy, Celâl Sılay, Suphi Taşkın, Hasan Tanrıkut, Alaattin Hakgüder, Arif Dino, Sabahattin Kudret, Hasan İzzettin Dinamo, Celalettin Ezine, Asaf Hâlet Çelebi, Hüsamettin Bozok, Lütfü Erişçil, Yaşar Çimen, Şakir Sırmalı, Vecdi Bürün. Arada sırada Orhon Murat Arıburnu da gelirdi.”4
İstanbul’da oturmayan edebiyatçılar için de uğrak yeridir Nisuaz; Sabahattin Ali, Nahid Sırrı Örik, Sadri Ertem İstanbul’da yaşarmış gibi akşamları belirli saatlerde Nisuaz’a uğrarlarmış.
Faik Baysal da Nisuaz’ın müdavimlerinden olmuş; onun anlattıkları Nisuaz’ın şair ve yazarlar için ne denli önemli bir yer olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor: “1945-1955 arası edebiyatın altın yıllarıydı. Gazeteler edebiyat ekleri yayımlamaya başladı. O yıllarda Nisuaz Pastanesi sanatçıların toplandığı yerlerdendi. Ben Abidin Dino’yu, Arif Dino’yu, Celalettin Ezine’yi, Mustafa Şekip Tunç’u buralarda tanıdım. Sait Faik de buralara çok sık gelirdi.
Bir dostumuz vardı. Suavi Koçer. Çok iyi bir adamdı tam anlamıyla bir şiirkolikti. Sayfalar dolusu şiirler yazardı ve bunları mutlaka size okumak isterdi. Nisuaz’da otururken bir de baktım ki Sait Faik’le elindeki kâğıttan ona bir şiir okumaya çalışan Suavi Koçer, içeri girdiler. İçeri girince bir ağız dalaşıdır başladı. Sait çok öfkeliydi, yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Suavi şiirini okumaya devam ediyor. Sait Faik, birden ‘Zorla mı lan dinlemeyeceğim’ diye bağırmaya başladı. Suavi Koçer, kendinden geçmiş şiirini okumaya devam ediyor. Bir yandan da ‘dur birazdan bitecek’ diyor. Sait Faik, daha da sinirlenerek Suavi Koçer’e bir yumruk patlattı Suavi bir yere yıkıldı, Selmin Evrim onları ayırdı. Nisuaz’ın sahibi Niko, ‘Polis, polis’ diye bağırmaya başladı. Neyse araya girildi ve kavga yatıştı, Sait Faik de çıkıp gitti.
Ben artık birbirlerinin yüzüne bile bakmazlar diye düşünürken birkaç gün sonra bir de ne göreyim, Sait Faik ile Suavi Koçer kol kola girmiş Beyoğlu’nda dolaşıyorlardı. Suavi yine şiirlerinden birini okuyor. O gece, Sait yine Nisuaz’a uğradı. ‘Oh be dedi bitirdi’, ‘Neyi bitirdi?’ deyince bana dönüp ‘şiirini bitirdi, okudu bitti’ dedi. Ben de dayanamayıp sordum ‘Sen de ne diye dinliyorsun?’ ‘Dinlemeyip de ne yapayım adaşım? Adamın kanında şiir virüsü dolaşıyor, yazdıklarını okumazsa ölecek gibi geliyor bana. Ben de bir şairin ölmesine razı olmam ölecek o kadar adam varken.’ dedi.”5
Kapının girişinde bir masa hep boş dururmuş, gelip oturan olursa, orta yaşlı garson gelip kibarca “oraya oturamazsınız, orası Arif Dino’nun yeri, birazdan gelir” diyerek gelen müşteriyi kaldırırmış. Gerçekten kısa bir süre sonra başında fötr şapkası, pardösülü biri çıkagelir, cebinden çıkardığı kâğıt kalemi masaya koyup otururmuş. İşte tam bu anda, Nisuaz’ı büyük bir sessizlik kaplarmış. Çünkü Arif Dino şiir yazmaktaymış. Bu derin sessizliğin şiire saygıdan olduğunu düşünmek pek doğru olmayabilir; Arif Dino’nun boyunun 1.90, ağırlığının da 130 kilo geldiği düşünülürse sessizliğin en büyük nedeni bu olsa gerek. Hem Arif Dino’nun çok iyi bir boksör olduğunu bilmeyen de yokmuş Nisuaz’da.
Neler konuşulurmuş orada? Tanıklarının anlattıklarına bakılırsa her şey; ama en çok da şiir. Öyle ki pek çok şair şiirlerini burada arkadaşlarına yüksek sesle okumaktan çekinmezmiş. Yine pek çok derginin yayımlanma fikri burada doğmuş ve pek çok derginin yayın toplantıları da burada yapılmış. Aramak Nisuaz’ın ürünlerinden biri gibidir; Hilmi Ziya’nın İnsan’ı, Burhan Arpad’ın İnanç’ı da Nisuaz’da doğmuş büyümüş dergilerdendir.
Nisuaz’daki Profesörler Kurulu’nun en önemli isimlerinden biri Vehbi Eralp 15 Kasım 1941 Cumartesi günü Yahya Kemal’le birlikte gelmiş Nisuaz’a. Hüsamettin Bozok, Ömer Faruk Toprak, Yahya Kemal ve Vehbi Eralp koyu bir sohbete girişmişler. Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya’nın şiirlerini kötüleyen Yahya Kemal konuşmasına şöyle devam etmiş:
“Ben bu Mithat Cemal’i gördüğüm zaman, bu adam ya noter olur ya da balkabağı demiştim. İkisi birden oldu.”6
Nisuaz’da çok kaldı Sait Faik bu akşam, şöyle Lebon’a doğru uzanmalı şairlere bakmalı, oradan belki Elit’e gidip birkaç el bezik oynamalı ve bu akşam ille de Lambo’da bir iki kadeh bir şey içmeli. Ada’ya giden son vapuru kaçırmadan dönmeli.

Notlar:
1 İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul 1994, 6. cilt, s. 82
2 Sait Faik Abasıyanık, Karganı Bağışla, YKY, İstanbul 2003, s. 63
3 Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Karacan Yayınları, İstanbul 1981, s. 87
4 Cahit Tanyol, “Nisuaz, Şair Buluşmaları”, E, Sayı:5 (Ağustos 1999), s.26-27
5 Faik Baysal’la 19 Kasım 2002’de yaptığım görüşmeden.
6 Salâh Birsel, age, s. 94


<<geri dön

Ana Sayfa