Cep Meşkleri* İçin “Vur-Kaç” Ritminde Yedi Kısa Söz Denemesi

Pelin Özer


* Bu yazı, Enis Batur’un Can Yayınları’nın CanCep dizisinden çıkan Cep Meşkleri adlı kitaptan hareketle kuruldu. Enis Batur’u okuma-anlama çabasıyla oluşturuldu. Kendini yedi maddede sınırlaması, eksikliğini kabulündendir.

1. Deneme yazarı cebe sığar mı? Evet. Seyreltilmiş yazının izleyeceği yolda bir boyut karşıtlığına zorlanmak makbuldür. Zorlama kumandası onun elinde ne de olsa. Yazar, ufuk ayarı yapabilmek için bir uzatır boyunu, bir kısaltır. Sözü bir genişler, bir incelir. Esneme kabiliyeti yüksek, denenmiş bir soluk tutucu-açıcı diye de söz edilebilir ondan. Buna bir itirazı olmazdı muhtemelen. Deneme yazan kişi, ipuçlarını toptan barındıran bir minyatür ev yapmayı düşledi belki. Aynı kişi, kurduğu evlerin yıkıldığını görmüştür, hatta araştırmacı bir soğukkanlılıkla izlemiştir olup biteni. Belki bu sayede, yetinebileceği bir minyatür düzlemde sözünü ucundan uzatarak, okuruna ciltlerinin içinden göz kırpma avantajına sahiptir.
Konsantre doz... Kilometrelerce uzayan, sandıklara sığmayan o sözdinlemez sözü alıp avuçiçi boyutunda bir yuvaya gönlünce yaydı. Oyuncak ev gibi bir kitap... Bir çatı, içinde her türden teşkilat.

2. Deneme yazarı tür sihirbazı mıdır? Evet. Yazın başlığı altına sıralanmış maddelerin sayıca çokluğuna aldırmaz o. Hepsini çuvalına atar, karıştırıp dönüştürür, hiçbir sözün çöpü boylamayacağına emin olduğunda sayfanın üzerinde formülsüz işlemlerine başlar. Kalemden kâğıttan bolca söz eder de asıl sırrı kendine bile açık edemez. Bu âcizlikle güç bulur, yürüdüğü yoldan her geçişte yeni bir şey göreceğini düşler. Yürüdükçe malzeme hiç bitmez. ‘Elde var bir’ mesaisi... Düşünü diri tuttukça da avcuna yeni sözcükler dökülür. Yazar, bazen solgun, hayatında hiç parlamamış bir sözü alıp parlatıyor; görmezden gelindiği için rengini yitirmiş bir yaşamöyküsünü cankulağıyla dinleyip, ona yeni bir ton kazandırıyor.
Cepte meşke doğru yönelmiş bir gün. Kendi yarattığı uydurulmuş sözcüğü ufka doğru üç kez haykırdığında, suskunluk buğusundan yırtılıp gelen oyuncu sözler, havada patladıktan sonra ağırlaşarak toprağa düşen tılsımlar gibi sayfaların üzerinde, ait oldukları yerlere, makul boşluklar bırakmayı ihmal etmeden tereddütsüzce yerleşiyorlar.

3. Deneme yazarı ölü ya da diri bütün yazarları tanır mı? Evet. Sır-açıcı, sır-çözücü, sır-çoğaltıcı bir yanı olduğundan; öteki yazarların yapıtlarını okuduğunda, hep, nedense, sözün arkadaki yüzüne yöneltir bakışını. Sanki hep o yazarın yazmadığının peşinde. İlgilendiği, yalnızca gözüne görünen olamaz, kendine yer bulamamış sözü de yakalamak derdinde. Bu nedenle, bazı yazarların tartışmasız sırdaşı. Onların hangi yüzyıla yakın olduğunun, hangi anlaşılmaz dili konuştuğunun pek önemi yok. Ona göre yazılmış her söz, denemeye dahil olabileceğinden, okunabilecek en devasa, en cüce kitabın sayfaları arasında bile izi sürülecek bir tanışma tılsımı saklı. Alıp bazı yazarları masasına yerleştirir, ikili sanal sohbetler türetir; üstelik bütün bunları kurarken çağa uygun bir anlatımı da kollamaz. Bunun ötesinde, duyuşun onu taşıdığı doğallık şaşmazlığını hem karşısına oturttuğu sanal karakterle hem de okurla paylaşmak olabilir asıl arzusu.

Uzayıp giden dev masada oturmuş, yazamadıkları sözleri nasıl konuşamayacaklarını birbirlerine anlatmaya çalışırken... Bırakılmışlar... O anda hepsi birbirine benziyor gibi.

4. Deneme yazarı dilini uydurur mu? Evet. Olmayan dili talep ettiğinde kimse şaşırmadı. O dil, iç derinliklerde gizlenmiş, zaman zaman rüya bulutlarına dolanmış olsa da, sonradan aklın buzuyla ovulup parlatılmış, uyandırılmış bir berraklıkla yüzeye çıkarıldı. Belirmeden önce arşınladığı yolların tozuyla kendiliğinden başka bir şeye dönüştü. Deneme yazarı, karlar bir aylığına eridiğinde o dağa gider ve kavmi belli olmayan o topluluğun kayalara oyduğu şekillerden esinlenerek olgunlaştırdığı alfabeyi geliştirmeye çalışır. Bir tek kişi çözecektir o dili: O dağdaki karsızlık sessizliğini duyan... Kayadillerini çözmede sınırlı zamanı olan yazar, yılın öteki aylarını da hiç durmadan dünyanın çevresinde dönerek, ona benzer dillerin varlığını araştırmakla geçirir. Bulamadığında defterine çizdiği şekillerden yeni diller oyar. Onu okuyacak, dilini çözecek olanın yüzünü düşler.
Bir saygı duruşu zorunluluğu duyduğundan, sözün dönüşerek hiç durmadan doğacağını sezdiğinden, sırtındaki defterleri, o karların eridiği vakitlerde, o kayaların dibine döker. Parçalanıp toprağa karışan, karla canlanıp kayalara yazılan sözlerin kendi uydurdukları olabileceğini düşünmez.

5. Deneme yazarı huzursuz mudur? Evet. Öyle tuhaf şeyler yapar ki tekdüze hayatında; onları yazarsa, renksizlikleriyle uydurulmuş sözün parlaklığını sabote edeceğini bilir, bildiğinden, inadına yazar. Gündüze tıpatıp benzeyen rüyalardan ve yaşamın sıradanlığından öylesine mustarip, bunların karşısında öylesine elikolu bağlı bir durumdadır ki, hafifleyebilmek adına bir listeci donukluğunda sıralar huzursuzluğunu. Bedenin mızmızlığı, insan ruhunun sözanlamaz yavanlığı, beklentilerin soysuz sıradanlığı, sokakların birbirine benzerliği, kentte uçan kuş türlerinin sınırlılığı elini kolunu bağlamaz. Hem kabullenip, hem meydan okuyan... Kendini en yavan yalnızlık imgesine indirgeyip oradan bakar sokağa. Az sonra düşüncesinde uzay ölçümü uzaklara kanatlanacak, oradan gördüklerini bildirecektir. Böyle bir güvenin teminatıyla güne sıkışmayı kabullenmiş.
Huzursuzluktan bir karşıtlık unsuru olarak faydalanmayı kafaya koyan yazar için dev paletteki duman tonları, sıradanlık belirten bütün vurgular; yüzeye sert darbelerle savrulduğunda değişecekleri vaadinde bulunmuş sadık yedek oyunculardır.

6. Deneme yazarı oyuncu mudur? Evet. Okur; kuralları koyanın onları ne zaman bozduğunu anlayabilmek için bazı açıklamaları okumuş olmalı. Yazılmış halde sunulmamış kodlar. Bu kodlara ulaştığında bile yanılabilir. Kurulmuş yazının esini, daha baştan bozulmuş bir oyun da olabilir. Tekinsiz düzlemde ilerleyen yazar yıllar içinde bir orantının ipuçlarını sunmuştur okuruna. Oyunun içinde dolanan gerçekler ne kadar oyun, gerçek görünümünde sunulan ne kadar yalancı? En azından kendi ihtiyacı olan dayanak okura da uzatılmıştır. Deneme yazarken, kurgu denemenin kendisi başlıbaşına bir oyunbozanlık. Yazarın ve okurun zihninde hiç durmadan kurulup bozulan bir oyunlar yumağı saklı. Ne zaman karşılaşacaklar? Yazarın vurguyu hangi santimetrekareye yerleştirdiği, kaş çatışını hangi satıra, alaycı gülüşü hangi heceye gizlediği bilinmez.
Kendine vurup kaçan çevik oyuncusu yazdığının. Yazısının geometrisini, algıda her seferinde yenibaştan çizdiği kareleri dağıtıp bozan, bir yap-bozun parçalarını her defasında yeni görüntüler elde etmek için başka başka yerleştirmeye çalışan...

7. Deneme yazarı rüyalarına sadık mıdır? Evet. Düşokurluğunda uzmanlaştığı, aynı zamanda bir günlük maratoncusu olduğundan, kendi “Rüya Tabirleri Sözlüğü”nü yazmaya yeltenmesi kimseyi şaşırtmaz. Gündüzdüşlerini uykusuna giydirmeye çabalayan, uyku yaşantısını gündüze devirme düşü kuran da o. Uykusuna gerili perdede okuduklarıyla, raflardan çekip okudukları arasında kalan zamanda sözcükler diziyor ve akan hayata tutunmuş birinin kesinliğiyle kendinden bekleneni sergiliyor. Okunur kıldığı rüyalarda, okur ile yazar aradığı mutlak sessizliği bulacak. Bir rüya anlatıldığında, iki kişinin üzerine bir kara-kafes inecek. O kısa zaman, en mahrem karşılaşmalar hanesine kaydedilecek. Yazara kendi rüyaları yetmez, yalnızca anlatmakla da avunmuyor. Ötekilerin rüyasına ne biçimlerde girebileceğinin düşünü kurduğunu gizlemiyor kimseden. Giderek bunun araştırıcısı olsa şaşırmazdık. Gündelik dilin altında yürüyen o rüya yaşantısının sorgusunu sürdürüyor kalabalık içinde. Çevresinde bir topluluk oluşuyor zamanla.
Gönüllü rüya anlatıcılarıyla arasını hoş tutan o dinmek bilmez merak sayesinde rüya melekleri yaşlandıkça onun kapısını daha sık çalar olacaklar. Böylece, geç vakitte, yaşamda ondan esirgenenler rüyada hizmetine sunulacak.


<<geri dön

Ana Sayfa