İskele Akşamlığı

Berfe


Dostoyevski’ye taş çıkartan bir atasözü. Libya’daki Berberilerin: “Sırrın kanındır. Onu tümüyle (hepsini) verirsen ölürsün.”
................
Tunceli’nin dağ köylerinden birinde yaşayan bir ihtiyara sormuşlar:
— Bir anlat bakalım bize. Sosyalizm nedir?
— Şu karşıdaki Tunceli’nin ışıkları.
................
Sırtımdaki şey
su, rüzgâr, kar geçirmiyor
çok oldu vurulalı, vurgun yiyeli
acı da geçirmiyor.
................
Kavga-dövüş adamın elindeki taklacı iki güvercini alıp kaçmışlar. Yakalanmışlar tabii. Elebaşı 16 yıl, yardımcıları için 11’er yıl istenmiş.
................
Hüznü tanımlayabilme, tartabilme yeteneğim yok. Nasıl trak bir hüzün? Sarımtrak mı, acımtrak mı bilmiyorum. Ama hüzünsüzlerin ve çok mutluların durumlarıyla yakinen ilgileniyorum.
................
Medya: Bombardıman başladığında Belgrad’da günlük yaşam nasıldı efeem?
Büyükelçimiz Ahmet Acet: Pazar günü havası vardı.
................
Ahmet Hamdi Tanpınar diye dört dönüyoruz. Sevenler, hayran olanlar, unutamayanlar, abartanlar vs...
Doğal olarak kitapları eksiksiz yayımlanıyor. Bu furya, şurda, bir kenarda dursun. Tanpınar ölmeden bir yıl önce ne demiş görelim ama utanmayalım. “60 yaşındayım, kitaplarımın tab’ı için imkân arıyorum.”
H.Â. Yücel’e yazdığı mektuplardan yapacağım bir alıntıya dikkatinizi çekerim. “Adalet’in (Cimcoz) yazısı güzel değildi. Şairden, şairin hastalığından böyle bahsedilmez. Kadıncağız yarım sütunu doldurma gayretiyle neredeyse beni cami kapısına bırakılmış piç yapacaktı. Hele o ‘Hamdicikler’... Ne yapalım böyle olduk.”
Hayır! Ahmet Hamdi Bey hayır! Şu iki saptamayı yapan öyle de olamaz böyle de:
“Mademki sordunuz söyleyeyim, memleketimizde zihni bir tembellik var.” Bu biiir.
“Herşey unutuluyor. İnsan çehresinin ıstırabı ve bir de güzellik unutulmuyor.” Bu da iki.
................
İççekiyor rüzgâr, sen gideli.
Çünkü, ilk sabahki uykun
günlük ağacı serinliğindeydi.
................
Gündüz taktığı saat ayrı, gece taktığı saat ayrıymış. Bir akşam yemeğe giderken yanlışlıkla gündüz saatini takmış koluna. Koca gece zehir olmuş tabii. Kadın, erkek önemli değil. Böyle biriyle iki satır da olsa lâf edemiyorum, ağzımı açamıyorum. Canım çıkmak istiyor.
................
Mudanya’da bir tabela. Demirden, koca bir tabela, at nalı gibi harfleri: SATILIK DENİZ MANZARALI ZEYTİNLİK.
Denize yakın bir eve taşındığımı duyan soruyor: “Deniz görüyor mu?” Offffff of!
................
Nedense üzerimde bir küslük var sanki bugün... bir dargınlık, bir vücut kırıklığı, bir gücenmişlik. Ruhumun etleri dökülüyor. Belki bu yüzden bir “The man who road away”im. Ne hazin, ressamlara modellik yapıyorlar, şairler tuvalini yalasın. N’olur şairlere de modellik yapılsa ellerine mi yapışır? Bir bakarsın aşka gelmiş nü şiir yazmışız.
Modelsizlik zor zanaat. O zaman gelsin mimozalar. Cinsiyetleri, utanmaları, sigorta sorunları yok. Siz öyle sanın. Koparıldıktan sonra denizaşırı yolculuk yaparlarsa kokularını atar, solarmış haspalar.
Hoş kalın, Hoşça kalın. Bihoş kalın. Sevgiyle kalın. Geze kalın. Göre kalın. Gide kalın. Gele kalın. Sevgiyle kalın. (Bugün Sevgililer Günü) Sevgiliyle kalın. Bizim Yorgo Seferis Otel’de kalın. Benden ayrılmayın. Cüüüz! Bayyy! Görüşürüzzz! Kendine çok iyi bakk! Öptümmm! A dömen.


<<geri dön

Ana Sayfa