Lady Sutton-Smith’in Yazın Teknikleri

W. S. Burroughs


Yazarken kullandığım teknikleri ciddi bir yeni yazın akımı olarak sunuyor değilim; daha çok, eğlenceli araştırmalar olarak sunuyorum; bu nedenle, kendi deyişiyle (Tanca) Marşan’da denize bakan villanın “hayaleti” olan Lady Sutton-Smith’i, gözkamaştırıcı begonvillerin ve bir deri bir kemik sokak kedilerinin izini süren Lady Sutton-Smith’i tanıtıyorum size: “Ben yazmayı eğlenceli bir etkinlik olarak düşünüyorum. Bu uzak köşede kendi eğlencemizi kendimiz yaratmak zorundayız, biliyorsunuz; romatizmalarım nedeniyle hareket edemez durumda olduğumdan hemen hemen hiç yürüyüşe çıkmıyorum, bu nedenle de yürüyüşlerimi yazıyorum. Yürüyüşlerimi sütun sütun yazıyorum.”
Lady Sutton-Smith’in uşağı her gün yiyecek alışverişi yapmak için pazara gidiyordu; o da uşağını alışverişe göndermeden önce onun yapacağı yürüyüşü yazıya geçiriyordu; uşağının neler göreceğini, kimlerle karşılaşacağını, neler söyleneceğini yazıyordu. Elindeki Tanca haritasının üzerinde, uşağının izlediği yolu çiziyor ve zamanlıyordu... “Şimdi işte tam burada, begonvilin yanında, sahte doktorun eskiden oturduğu yerde”; uşağı pazardan döndüğü zaman, işaretlettirdiklerinin ve yazdıklarının gerçekte olanlara ne kadar yaklaşmış olduğunu anlamak için ona sorular soruyor, düzeltmeleri ayrı bir sütuna kaydediyordu. Sonra, sütunları birbiriyle karşılaştırarak çıkardığı sonuçları ve gözlemleri üçüncü bir sütuna yazıyordu... Tozlu bir odada, her biri titizlikle üç sütuna bölünmüş sayfalarıyla üst üste koyarak sakladığı defterler. Lady Sutton-Smith sorularınızı yanıtlamak üzere burada. Lütfen unutmayın: Onun, beslenmesi gereken sokak kedileri de var; S.P.C.A. ve Anti-Fluride Derneği yararına, hayır amacıyla yapılan açık artırmalı köle satışlarını düzenlemesi, cüzam hastanesinde de kamu yararına yaptığı şeylerden biri daha olarak çiçek düzenleme dersleri vermesi gerekiyor.
“Kupürler mi? Ama elbette, ben ömrüm boyunca hep bir kupürcü oldum; neden olmayayım? Sözcükler nereye ait olduklarını sizden daha iyi bilirler. Ben sözcükleri, hayvanlar gibi canlı varlıklar olarak düşünürüm. Onlar, sayfalara hapsedilmiş olarak saklanmaktan hiç hoşlanmazlar. Sayfaları kesin ve sözcükleri serbest bırakın. Bazen bütün eski Salı yürüyüşlerini alır, gelecekteki Salı günü için doldurduğum bir sütunu eski Salı’nın kupürleriyle doldurur, oraya ulaştığımda bunun ona ne kadar yaklaşmış olduğuna bakarım. Gelecekteki bir Salı’yı, eski Salı’nın kupürleriyle nasıl yazabildiğimi görseniz sarsılırsınız; başka bir gün için de kitaplarımda resimleri kullanırım. Aaa, herhangi bir resim olmaz elbette... O resim olacak...”
Şimdi, 1957’de bir Pazar günü şunu yazmışım: “Yaşlı bir esrarkeş Kuzey Clark Caddesi’nde damgalı Noel pulları satıyor. ‘Rahip’ diyorlardı ona...” Sonra, işte tam burada, 18 Mayıs 1964 tarihli Newsweek’ten bir resim var... uçak kazası... oradaki rahip elini kaldırmış: “Kaptan Clark dahil (solda), uçak kazasında ölen 44 kişi için son tören.” Solda, Kuzey Clark Caddesi’nde yaşlı bir esrarkeş; uzakta, bulanık, titrek Lady Sutton-Smith. Lady Sutton size bir yazı getiriyor diye yazmıştım bir zamanlar eğlenceli bir dergide... Genç Yazarlara Öğüdüm: Bir zamanlar genç muhabirlerine şunları söyleyen yaşlı bir kentli yayıncım vardı: “Kıçınızın üstünde oturarak hiçbir yere varamazsınız. Dışarı çıkın ve o öyküyü yakalayın. Herhangi bir öyküyü değil ama. Herhangi bir resmi de değil. O öyküyü. O resmi...” Sizin yazarlarınız için bu, iki kat geçerlidir... Şimdi daktilonuza bakın. Sizin sözcükleriniz kimin sözlerini anlatıyor?.. O hayalet şerit, daktilonuzun üzerinde kayarak dolaşıyor; mırıldanan üzgün sesler kendilerine bir rol bulmaya çalışıyor. Dinleyin o sesleri, kaydedin. Şimdi de daktilonuzun ötesine bakın. Yumuşak daktilonuzu elinize alın ve yürüyün. Bir kafede bir masaya oturun, bir kahve için, gazeteleri okuyun ve dinleyin; kendi kendinize konuşmayın... (Nasıl görünüyorum? Benim hakkımda ne düşünüyorlar?) Ben’i unutun. Konuşmayın. Okurken dinleyin ve gözlerinizi açıp çevrenize bakın (“Her Private Eye/Gizli Göz”, gösterişli bir havayla The Times’ı okurken çevresine nasıl bakacağını ve her şeyi nasıl dinleyeceğini bilir)... Hangi sözcükleri okurken ve hangi resme bakarken neler gördüğünüze ve neler duyduğunuza dikkat edin. Bunlar kesişme noktaları’dır. Bu kesişme noktalarını gazetenizin kenarındaki boşluğa kaydedin. Çevrenizde söylenenleri dinleyin, çevrenizde olup bitenlere bakın. Kendinizi, sürekli öldürülme tehlikesi altında olan gizli ajanın yerine koyun; ya da düşmanın işkence odasındasınız, bütün duyularınız keskinleşmiş, elektriğe tutulmuş bir köpek gibi her şeyi koklayarak ilerliyorsunuz; yazarın en çok gereksinme duyduğu eğlenceli, küçük bir araştırmadır bu; o şey de şudur: Action! Kamera! Göreceksiniz ki bir yürüyüş, birkaç küçük iş peşinde koşmak, kısa bir yolculuk, bakmayı, dinlemeyi ve okuma’yı öğrendiğinizde sayfalar dolusu yazı kazandıracaktır size. Evet, aranızdan kaçınız biliyor nasıl okunacağını? Time’a ya da Newsweek’e bakın. Bir sayfayı kaldırıp ışığa tutun, sayfanın arka tarafında ne bulunduğunu görün... İşte burada, 6 Temmuz 1964 tarihli Newsweek’in 5. sayfasında, anlaşılması zor bir yolla, Esso Petroleum Co.’nin reklamında bir somun ekmek resmi var. Bu sayfanın arkasındaki 6. sayfa, American Express’in Bankacılık Hizmetleri’ne ayrılmış. Şimdi, eski zamanlardaki “Yegg Men”in* argo dil kullanımında “ekmek”, para demektir. Aranızdan kaç kişi “ekmek”in arkasındaki o parayı gördü? Bir roman okurken gözlerinizi ve kulaklarınızı açın. Geçenlerde Tanca’dan Ceberitarık’a yaptığım kısa bir yolculukta Graham Greene’nin The Quiet American/Suskun Amerikalı romanını yanıma aldım; Mons Calpe’nin salonunda, dışarıda soğuk sis varken, sis alarmları çalarken şunları okudum: “Pyle, düşlere dalmış bir havada, sokağın karşısındaki süt barına baktı.” “Bu bir elbombası mıydı?” Hayır, o bir elbombası değildi. Bir sis sireniydi... Süt barının içinden geçen soğuk sis. (Kitabın kenarına alınmış bir not.) Şimdi çevrenize bakının ve Pyle’ı o salonda bulup bulamayacağınızı görün. Evet, Pyle orada... bira şişesi... sakin sakin bakan Amerikalı gözleri. Öyleyse, siz de yolculuğa çıkarken yanınıza herhangi bir kitabı alın ve bir okuma güncesi tutun. Şimdi, bu okuma güncenizi bir tek sütun halinde düzenleyin. Başka bir sütundaki sözde olaylar da şöyle olsun: Varış ve kalkış... oteller... (“Canım sıkılmış bir halde, Rock’taki otellerin her birinin İsveçlilerle dolu olduğunu görüp göremeyeceğimi düşündüm.”) olaylar... (oradaki garson yanlış şarap getirdi). Üçüncü bir sütuna da yolculuğun uyandırdığı bütün düşünceleri ve anıları girin... Tanca Cebelitarık... Cebelitarık Tanca... “Kaptan Clark size hoşgeldiniz der... Saatlerinizi bir saat ileri alın... Saatlerinizi bir saat geri alın.” Şimdi sütunları karşılaştırırak okuyun; ne kadar ilginç bir yolculuk yapmış olduğunuzu, gerçekte yazılacak ne kadar çok şey bulunduğunu görün, çünkü şimdiki zamandaki her bir kesişme noktası bütün geçmiş zamanlarınızı, belki gelecek zamanlarınızı da kapsıyor... Ne dediniz? Benim kulaklarım biraz ağır işitir de... Aaa hayır, sütunları karşılaştırırken okuduğunuz her bir şeyi elbette kullanmayacaksınız; kestiğiniz bütün kupürleri, katlayarak sakladıklarınızı da kullanmayacağınız gibi; yalnızca şimdi size uygun düşenleri kullanacaksınız. Gene de bunları seçmek ve tam buraya, doğru yerine yerleştirmek epeyce çok iş demektir. Çoğu zaman şöyle düşünmüşümdür: Kupürlere karşı gösterilen direncin nedeni, büyük ölçüde onları yerinde kullanılabilmek için ne kadar çok ve ne büyük bir titizlikle çalışmak gerekeceği yolundaki önsezidir belki. Öyleyse yazdığınız sayfaya bakın ve satırların yerlerini değiştirin; neden olmasın? Birinci satırdan başlayıp herhangi bir satıra kadar okuyun: “Ben burada herhangi bir resmi sunmuyorum... Bütün duyularınız ‘Süt Barı Uyarısı’nda olmak üzere, Kuzey Clark Caddesi kesişme noktasına şunu yazabilirsiniz... Oradaki ‘Rahip’ elini sakin bir hava içinde kaldırmış olarak, benim genç yazarlara verdiğim öğüdü getiriyor size... Eski Salı kesişme noktasında ben’i unutun... Ben, öteki tarafta olacak... fısıldayan üzgün sesler... birkaç küçük iş... Yaşlı bir esrarkeş yazıyor kenarda, bulanık, titrek, uzakta. Tabloyu kavradınız mı? Bir romanın arkasını nasıl okuyacağınızı biliyor musunuz? Varışlar ve kalkışlar boyunca gelecekteki sisleri? Daktilodan yükselen kül kokusunu? Böyle bir korku, uzak bir köşedeki dosyaya konmuş eğlenceli bir yazın alıştırmasıdır: The Nova Police Gazette. Evet, ben bütün kâğıtlarımı dosyalarda saklarım; dosyanın adı da bana içinde zaten nelerin bulunduğunu ve o dosyaya nelerin girmesi gerektiğini söyler. The Nova Police’ten Dedektif J. Lee, bir işi olan herkes gibi kendini geçersiz kılmak için çalışıyor. Bütün karakterlerim için, onların robot resimleriyle birlikte dosyalar tutarım. Bir gazetede ya da bir dergide, bana, Doktor Benway’e, A. J.’ye ya da Dedektif J. Lee’ye benzeyen bir yanı varmış gibi gelen bir resim gördüğümde o resmi keser, romanlardan, gazetelerden ve dergilerden topladığım bütün kesişme okumalarımla birlikte uygun dosyaya koyarım; hepsi burada’dır, dosyalardadır; tozlu bir odada üst üste yığılmışlardır; bu, benim size ve kentin masaları boyunca hışırdayan gazetelere anlatabileceklerime en yakın düşen şeydir. Genç muhabirlerime her zaman şöyle derim: “Adı ve adresi bulun.” Lady Sutton-Smith, serin bir Pazar günü dosyasına baktı. Ferahlatıcı güney rüzgârları kentin masasındaki gazeteleri hışırdatıyor.

Not: İlk kupürler Brion Gysin tarafından 1960 yazında oluşturulmuştu; 1960 Eylül’ünde Minutes To Go/Dakikalar Kaldı’da yayımlandı. Kupürleri oluşturmanın pek çok yolu vardır: 1. Bir sayfadan oluşan bir metin alın; sayfanın ortasından, yukarıdan aşağıya doğru ya da bir tarafından öbür tarafına uzanan bir çizgi çizin. Şimdi elinizde dört metin parçası var 1 2 3 4. Şimdi de o sayfayı, çizdiğiniz çizgiler boyunca kesin ve 1. parçayı 4. parçayla, 2. parçayı da 3. parçayla yan yana getirin. Yeniden düzenlenmiş olan bu sayfayı okuyun. 2. Bir sayfadan oluşan bir metin alın, sayfayı ortasından ikiye katlayın, metin yazılı başka bir sayfanın üstüne yatırın. Şimdi bir yarım metni ve öteki yarım metni bir uçtan bir uca okuyun. 3. Metinlerinizi üç ya da daha fazla sayıda sütun halinde düzenleyin ve her bir sütunu bir uçtan bir uca okuyun. 4. İstediğiniz metin yazılı sayfayı alıp satırları numaralayın. Şimdi satırların sıralarını değiştirin. 1 3 6 9 12 vb. Elbette daha pek çok olasılık vardır. Sözcüklerin yerleriyle oynamak da size yeni bileşimler kazandıracaktır. Seçmelerin yapılması ve kullanılması yazara kalmıştır.

The Times Literary Supplement,
6 Ağustos 1964

İngilizceden çeviren: Yurdanur Salman


<<geri dön

Ana Sayfa