Memet Fuat Ödülleri töreninde Füruzan, Latife Tekin, Egemen Berköz, Süreyya Berfe ve küçük İskender, Memet Fuat’ın yazarlarla kurduğu has ilişkileri, özellikle gençlere karşı tavrını ve tutumunu dillendirirlerken onun edebiyata genel yaklaşımını, kişiliğini işaretleyen niteliklerine de değindiler. Onları dinlerken Ahmet Güntan’ın, “Türk edebiyatının Memet Fuat gibi bir ‘bakıcı’ya ihtiyacı var” sözünü anımsadım.
Geçmişte, bütün ömrünü dergicilikle, yayıncılıkla doldurmuş “edebiyat bakıcıları”nın sayısı bir hayliydi. Edebiyat ortamını çekip çeviren, iyi kötü birtakım dengeleri kurmuş, kurabilmiş saygın isimlerdi her biri. Bir bahçıvan, bir bağban gibi ekim-dikim, sulama, gübreleme, çapalama, belleme, budama, aşılama işlerini doğru bir biçimde yürüten, kendini okura, yazara adamış, engin gönüllü, geniş kültürlü, derin bakışlı insanlardı...
Bu türden yazar-yayıncı ilişkilerinin kurulabilmesi oldukça güç görünüyor bugün. Neden?
Dinginliğini, çıdamını hızla yitiren, hızlı, “hızlandırılmış” bir edebiyat ortamı var. Kestirmeden söylersek, güncelliğe esir düşmüşlük söz konusu. Piyasa koşullarının edebiyat ortamını daha fazla belirlediği, güdümlediği bir dönemdeyiz.
Bu konularda olumsuz, yanıltıcı genellemelerin tuzağına da düşülse bir “ortak şikâyet” ortada duruyor.
* * *
“Kolaj” dosyasını hazırlarken yazınsal kavramlara açıklık getirme, o kavramın işlediği alanı doğru bir biçimde belirleme amacımıza uyduk.
Nezihe Meriç’le Nalan Barbarosoğlu ve İbrahim Yıldırım’ın yaptığı söyleşi bugünün okur-yazarına pek çok ipucu verir nitelikte. Hayatın içinde işleyen bir kaleme, gizli gizli örülen edebiyata tanıklık eden bir söyleşi.
Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda geçen yıl yitirdiğimiz Vüs’at O. Bener anısına bir sergi var: “Bir Usta, Bir Dünya: Vüs’at O. Bener”. Bu ay içinde İstanbul’da bulunan okurlarımız, bu büyük yazarın dünyasına sızma girişiminde bulunabilirler.
|