Yeşilyurd

Enis Batur


“Memlekette hüküm süren istibdat ve tazyıktan kurtulmak arzuları kalbde pek canlı idi” diyor Hüseyin Cahid bey: “Ortaya Nuvelzeland adalarına hep birden muhaceret etmek tasavvuru çıktı”. Mehmet Rauf bir broşürde yazanları okuyup çeviriyor onlara, yüksek sesle. Karizmatik Fikret hepsini kışkırtıyor hemen. Bana kalırsa önce kendisini gidebileceğine inandırmıştır. Gözümün önünde halleri: Heyecandan neredeyse eli ayağı boşalarak Esat Paşa Ankara’daki çiftliğini nasıl satacağını anlatıyor; Hüseyin Kâzım’ın öylesine başını döndürmüş ki proje, ağzını bıçak açmıyor; “Hayatı Muhayyel”de betimleyeceği gökyüzünden tek tek yıldızları topluyor Cahid. Gece ağır ağır ilerliyor duvardaki saatın yüzünde. Hiçbir zaman o kadar uzağa gidemeyeceklerini anlıyor Fikret.

Mahmudiye’den tepeye yönelirken arabamız, ağaçların arasından seken ışık okları deliyor aşağıda durgun bekleyen gölün karanlığını. Hüseyin Kâzım’ın Sarıçam’daki çamlık tepesine Fikret’in kurşunkalemle çizdiği köşkü hemen koyuyorum, dönüp arkada hikâyenin gerisini merakla bekleyenlere: “Ortada müşterek ve zemin katından ibaret bir salon. Burası hem oturma hem yemek odası vazifesini görecekti. İki kenarda iki katlı birer cenah yatak odalarını teşkil edecekti. Fikret, salonumuzu nasıl döşeyeceğimizi bile kararlaştırmıştı”. Tepede manevra yapıp, elma ağaçlarının ve asma çardaklarının arasından geçerek aşağı iniyoruz – anayola girdiğimiz an içimizden biri anlıyor ki: Uzağa gidilemeyecek hiçbir zaman.

Doğu-Batı Dîvanı, 1997


<<geri dön

Ana Sayfa