Memet Fuat, Cumhuriyet’te, yazdığı günlerde, üst üste yazılarla, bir öykü dergisinin gerekliliğinde diretmişti; sonra iş onların üstüne kaldı. (Uğur Kökden’in ona destek olmak için aynı gereksinimi işleyen bir yazısını, Yazının Yedi Rengi adlı kitabından biliyorum.)
Bu diretmelerle, artık kapanmış da olsa, öykücülüğümüzün son on yılında çekim ve ilgi odağı olmuş bir öykü dergimiz oldu: Adam Öykü dergisi. Üstelik, kendisinin hemen ardından, Düşler Öyküler, Üçüncü Öyküler gibi başka öykü dergilerinin de çıkmasında itici gücü oldu o yazıların ve o derginin. Artık gençlerimiz, içlerini anlatmak için, yalnızca şiirin ya da müziğin diline sarılmıyorlar. Öykü, ilk anımsanan sanat dillerinden biri olma yolunda, her geçen gün daha da yaygınlaşıyor.
Kitap-lık dergisi Şubat 2006 sayısını ‘deneme’ye ayırıp bir deneme seçkisini de ek olarak vermese, bu yazıyı oraya gönderebileceğimi düşünmezdim; yalnız oraya değil, hiçbir yere... Çünkü açıkçası, bir deneme dergisi gereksiniminin, konu bakımından öteki dergilerimizin ilgi alanının dışında kalacağını düşünüyordum.
Oysa öykü dergisi gereksinmemize benzer bir gereksinmeyi, deneme dergisi için de duyumsuyorum ben. Güncel ya da hiç güncel olmayan, güncelmiş gibi görünmeyen... Önemli ya da önemsiz... Ya da gerçekte önemli olsa da önemsizmiş gibi görünen sorunlarımızı, konularımızı, denemenin o uçsuz bucaksız evreninde irdeleyen, deneme dilinde düşünen, Türkçeyi deneme dilinde işleyen bir dergi olsa, iş görmez mi? Satmaz mı, okunmaz mı böyle bir dergi?
Toplumun, insanlığın, çağın, zamanın nabzını tutabilirse, ortak kaygılara yönelmekte ilginç, saygın bir düzey tutturabilirse, bana hiç de olmazmış gibi görünmüyor.
İkinci kadehlerde hep, “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusuna gelen bir toplum olduğumuzu düşününce şaşıyorum bile, salt deneme yayımlayan bir değil birçok dergimizin olmayışına. Böyle bakınca, inanılmaz bile göründüğünü söyleyebilirim doğrusu! (12 Eylül düzeninin besleyip büyüttüğü okumaz-yazmazlık eğilimi ayrı bir konu.)
Deneme yazarımız mı yok sanki! Dünya çapında denemecileri var Türkçenin. Ayrıca, eskisinden yenisine, ozanından öykücüsüne, oyun yazarından romancısına... Kimler deneme yazmak istemez ki böyle bir dergide? Son on yılda çıkan öykü dergilerinin öykü sanatına kazandırdığı ivme, —öykünün denemeye göre daha kapalı bir tür gibi görünmesine karşın— öykü yazmayan yazarlara, şairlere bile öykü yazma isteği vermedi mi? Bir deneme dergisi de, başka türlerde yazan yazarlarımızın deneme yazma eğilimlerini niçin uyarmasın? Hem zaten yazılıyor deneme!.. Yazılıyor ama orda burda! Bir var, bir yok! Dağınık ve kesik kesik... Ya da bir bakıyorsunuz, dergilerde görmediğiniz, daha önce bir yerlerde hiç okumadığınız yazılardan oluşan bir deneme kitabı çıkmış! Niçin böyle? Yer yok da ondan bence. İçinde bulunduğunuz ayın dergilerini açın, hepsinde kaç deneme bulacaksınız bakalım! Üstelik, yokluktan mıdır nedir, deneme sayılmayacak birçok yazı da ‘deneme’ genel başlığı altında veriliyor. Okuyorsunuz, ne dili deneme dili, ne de söylemi! Makale sözcüğü gözden düştü, deneme de o bildiğimiz, o yanıltıcı alçakgönüllülüğünü yaşıyor ya; aslında makale, eleştiri ya da değini denecek birçok yazı, deneme diye sunuluyor okura. “Öykü tadında deneme, deneme tadında öykü” benzetmeleri de caba! Doğrusu, o yazıların yazarı da sevinçli bundan, yayıncısı da... Çünkü, yazar deneme yazmış olmayı istiyor, yayıncı da deneme yayımlamış olmayı!..
Deneme, tüm alçakgönüllülüğüne karşın istetiyor kendini.
Peki, okura mı güvenilmiyor katıksız denemelere daha çok yer açmak ya da yalnızca denemeye ve deneme üstüne yazılara yer verecek bir dergi yayımlamak konusunda? Okurun ilgi göstermeyeceği mi sanılıyor bir deneme dergisine? Bir toplumun hem yazarı özenecek o yazı türüne hem de yayıncısı; ama o toplumun dergi okurlarının, gerçek denemeleri bulacağı dergi sayfalarını okuyacağına güvenilmeyecek! Ben inanmam böyle bir duruma! Yeter ki deneme, gerçek deneme olsun... Okuruna da güvensin. Denemenin, okuruna güvendiği gibi güvensin. Okurun denemeye güvendiği gibi güvensin.
Çıplaktır, saftır deneme. Katıksız, gerçek deneme bir kez okurla bağını kurdu mu, bir değil birkaç dergiyi ayakta tutabilecek yaygınlığa ulaştırır kendini. Yeter ki okurun yaşamla ilişkisini işleyen konulara yönelsin. O konuları, gündelik koşuşturmalarımızın içinden bakarak değil de, denemeye yakışır soğukkanlılıkta, yasaksız düşüncenin özgürlüğünde, Türkçenin duruluğunda, sonsuz kıvraklığında işlesin.
Ama, başka yazı sanatlarının çoğunlukta olduğu dergilerin verdiği sığınmacı ya da konuk kimliği yetmez ki, bağlı akıldaki düşünceyi serüvenlere çıkaracak güzel, şaşırtıcı denemelerin serpilip çoğalmasına, çeşitlenmesine...
|