İki eski dosta, gönül borcuyla...
Buzlu gece mavisi... Doğum kliniğinde sabahladık.
Ankara garından çığlıksı sesler işittik.
Ölüm cam kuvezde nabız yokladı durdu.
Birbirimizin gözlerine, bakmadık.
(Camdan aylı geceye, bakmadık.)
Camda bakışlarımız karşılaşmasın!
Bakışlarımız, bir sokak lambasının altında
nöbet tutan ölümle karşılaşmasın!
Rahimde erken bir boşluk duygusu
ruhumuzun çeperlerini tekmeledi durdu.
Başlamamış bir hayatın telaşı sardı
ışıklı koridorların çiğ sessizliğini.
Opera’da bir hayalet baba, kezzaplı yüzüne
ay maskesi taktı. Susup, ölümün
hükmünü bekledik. Nöbetçi ölümün.
Sıhhiye’de Hitit Güneşi öylece durdu.
Ay öylece durdu; hiçbir şeyi imlemeden.
Hastane camlarında hemşireler aysardı.
Hava ilaç kokuyordu. Buz mavisi E.K.G. monitörleri,
bebeğin yaşamak şehvetini sınadı durdu.
Hemşireler, endişenin şefkatli kız kardeşleri,
ölüme kayıtsızdılar ama, ölümün gizli emriyle
işaret parmaklarını şehvetsiz dudaklarına öptürüp
bizi bir ay sessizliğine davet ediyorlardı.
Cam kuvezdeki bebek, katılmış ağlamasıyla
hızla merdivenlerden inen pelerinli bir babayı
çağırdı durdu; nöbetçi eczanenin endişeli (turuncu)
ışığına doğru, dolunayla mayalanmış bir dehşete doğru...
|
| <<geri dön |
Ana Sayfa
|