“Kül kendini tutabilir”
(Sülfür yağmuru...)
Belli belirsiz uğultudan bir damlaya sığıvermeye soyunan çıtırtı
Sarı, sapsarı ayaklı darboğazında zirvenin, duman ve nefes darlığı.
— İp cambazının kesildi mi hızı?
— Devi bacaklarının aralığından gözetliyor.
Kırılmamaya yemin etmişçesine titriyor içinden. İp cambazı: kendinin ardılı.
Gözucu sokaklara düşmüş, deniz kıyılarını arşınlayan, yokuşlar tepen,
çökük karınlı, yeryüzünü, bağlılığını okşayan ve kendi kafesine terkeden kısık uzanışlarla
ufkuna, yanardağına, magmasına ve bile isteye ayırdığı, taşlara, kayalara buladığı adasına uçuşan.
Dağılmak, kıskanmak, us’u damgalamak… Unuttu yorulmanın ucunu.
Nasıl da düşlemişti kaskatı kesilebilmeyi, o karanlığının gerilmiş yayı gibi adımlarının eğriliğinde.
Dayanıksız, topraksız, çırçıplak bir korkuluk: Dizleri mi bağlılığı, gevşiyor mu sadakati?
Kahkahalar arasından fırlayan ur, acemi bakışlı ur, sezebiliyor mu bir sonraki sayrıl adımını?
Savrulduğu Araf’ın gölgelikleri kıpırtısızlık, çıtçıkarmazlıkla bildiği evi mi?
Düş görmek, unutmak, düşeyazmak...
Bir fiili çekememek, ince taşları yuvarlayamamak, aklı sıra, ardı sıra kendini kovmak:
Kovuk gönendirmezdi o kuşları. Yara alıp iz sürmekten soğumaksa,
ateşi çalamamış, sürek avını terketmiş ama varmış sayabilir kendini, ehil
Unutmakla başlayabilir, susmuşken lir.
|