Ömer Erdem:
“Okuyucu gevezeleşmiş, şair terk edilmiştir”


Cenk Gündoğdu


Evvel, önceki kitaplarınızdaki ortak izleklerin yanı sıra neredeyse hepsinden farklı deneysellikleri de barındıran bir yapıya sahip. Halk edebiyatına yaslanan ve modern şiirden ödün vermeyen ontoloji içinde gerçekleşen şiirler... Öyle mi?
Öncelikle, şairin, ileriye ve geriye doğru birbirini çağıran, müjdeleyen, ayrışan, çarpışan verimler içinde kendisini gerçekleştiriyor olmasını normal karşılamalıyız. Ancak, bu normallik tek başına bir değer ve hüküm taşıyamaz bana göre. Bizden önceki şairlere toplamın penceresinden baktığımız vakit, aslında başlangıcın bütünlüğün müjdeleri ile dolu olduğunu söyleyebiliyoruz. Yazdıklarımın bir bütünlük duygusu veriyor olması ilk planda bir işaret gibi gözükse de, şimdilik bunun üzerinde değil, ilk kitaptan son kitabım Evvel’e gelinceye kadar ayrıştığım, ilerlediğim, yenilendiğim noktalar nelerdir ve neden kaynaklanmıştır bunları düşünmek daha doğru bir bakış yöntemi olmalıdır. Elbette her kitap bir, biricik ve bağımsızdır. Yoksa bir sonraki kitaba ne gerek vardır ya da bir sonraki şiire. İzleklerin kardeşliğini bir yönüyle kabul ediyorum ancak hangi izleklerin nereye doğru evrildiğini ve nasıl büyüdüğünü de görmek gerekir. Deneyselliği benimseyen birisi değilim. Şiirdeki deney, zihinde ve duyuşta süreklilik arzeder. Şair zihni göremediğimiz taraflarıyla aslında bir laboratuardır. Bunu kâğıt üzerinde yapmak bana oyun hatta çaresizlik gibi de gözükür. O yüzden yazdıklarımın bir tür deney olarak da algılanmasına itirazlarım var. Ki, Evvel’de göze çarptığı söylenen ve sizin de vurguladığınız Halk Edebiyatı yaslanışını deney olarak kabullenemem. Çünkü genel ve ilk algılar kolaycıdır, derinlikten ve düşünceden yoksundur. Bir kıymet taşıyabilir ama bir şiir hakkında hüküm vermek için yeterli değildir. Hele bunu gelenek gibi çok çetrefil bir kavramla süslemek şiire haksızlık olur, çünkü gelenekten izler taşımak tek başına övünülecek bir tutum değildir. Her şair ister istemez bir gelenek içine doğar ve Türk şiirinin geleneği ise literatürdeki anlamın ve çağrışımın dışına taşmış, bugün için sınır ve karakter değişimine uğramıştır. Gelenekten izler taşımam şiirimin hedefi değil, olsa olsa, yazdığım şiirin yarattığı bir kültür olarak düşünülebilir. Gelenek bağlantımın modern olmasını söylemek de tehlikelidir, çünkü modern zaten moderndir ve bizdeki gelenek anlayışı daha çok şiir ve edebiyat dışı faktörlerin izlerini hatta yaftalarını taşır. Benim hangi bilgi ve bilinçten hareketle yeni bir gelenek yarattığım görüldüğü zaman, asıl o ilk izlenimlerin de bir kıymeti olacaktır.

Sadelik, yalınlık. Bu iki sözcüğün anlamlarını içine alan bir şiiriniz var. Şiirlerinizde zaman zaman günlük hayattan koparılmış sözcüklerle kurulmuş yapılar da görülüyor.
Dilin tabiatının saf olduğunu görüyor ve düşünüyorum. Şiir bir tür bu saflığı arama, onu bulma hatta ona geri dönmedir benim nazarımda. Çünkü varlık, ve onu anlamlandıran dil, kendi saflığını hayatın karmaşasından sıyrıldıkça bulabilir. Ne var ki dünyaya düşen, özündeki saflıkla ona hücum eden etkenler arasında sıkışmış ve çevrilmiş durumdadır. Burada sürekli bir çelişki barınır. Ben çelişkiyi görmenin ve ona sadece tepki vermenin sınırlı bir bakış olduğunu düşünüyorum ki bu şiiri doğrudan doğruya güncelin tuzağına sürükler. Benim için asıl heyecan verici olan sebeplerdir. Sonuçlar aklın elinde cazip birer veriye dönüşebilir ama kendi sınırı içinde de yok olur. Kendimce geliştirdiğim bir poetik tutum var. Ona “yüksek sadelik” diyorum ben. İlk bakışta, normal, belki sıradan, alışılmış, sakin fakat dikkat kesildikçe derinliği ve etkisi büyüyen bir sadelik bu. Kulağın ve gözün ve idrakin ilk algısının ötesinden, yani geriden buraya doğru getirilmiş, koparılmış bir şey. Garip bir benzetme olabilir, göl kıyısında, kendi kaslarının gücüyle ileriye taş atan bir adamın, birden taşın gölün içinden kendisine atıldığını düşünmesi gibi. Sonra insan eğilip niye taş atar ki uzağa. Sakın daha öteye gitmek duygusu olmasın? Yerini yadırgamak olmasın, buradayım demenin başka bir dili olmasın? Şiirimde o adam yine kıyıda taş atar ama işte asıl gitmeye çalıştığı yerle ve atış sebebiyle ayrıştırır kendisini. Günlük hayata dahil olmak da böyle bir şeydir. Kelimeler insanlar gibi hayatın içerisinde dolaşırlar, yaşarlar. Hayata ayaklarını basmayan bir şiiri, şiir sanatının içinde değerlendiremeyiz bile. Burada, bilgisayar, cadde, vitrin, borsa vs gibi günlük ve yaygın kelimelerden bahsetmiyorum çünkü bazen görüyorum, bazı şairler özellikle bu kelimeleri kullanıyorlar. Nesnelerin, olup bitenlerin zaman içindeki duruşları ve algılanışlarını önemsiyorum ve sanırım günlük hayattan koparılmış yapıların arkasında bu tutum vardır.

Gibi sözcüğü benzetme edatıdır. Israrla gibi sözcüğünü şiirinizin sesini düşürmeden kullanmayı sürdürüyorsunuz. Yanı sıra pek çok şiirinizde sözcük tekrarlarına gidiyorsunuz: gider, birden bire, evvel, bir, görür…
Bazı şairlerin gramer düzeyinde dil takıntıları vardır. Açıkçası bunları önemsemem. Çünkü dildeki her yapı zamanla oluşmuştur ve dil gramer değildir. Gramer ortaklaşa okuyup yazmayı sürdürebilmek için vardır. Şiir gramere bağlı kalmak veya onu parçalamakla yükümlü değildir. Şiir ve şair başka önceliklerin başka endişelerin çevresinde döner. Şiirdeki çarpıcı taraf, dilin genel yapısına uygunluk değil, getirdiği yeni duyuş ve bu duyuşu ifade ettiği yeni diyalekttir ki buna üslup da denilebilir. Çünkü ikisi olmadan birisi de olmaz. Gibi, şiirimde böylesi bir yükle donanmıştır ve edat olmaktan çıkıp kelimeleşmiştir. Tekrarlara gelince, söylemekte hiç sakınca duymuyorum, oyun ya da süsleme gibi bir kaygım yok. O ancak öyle söylendiği zaman öyle olabildiği için öyle söylendiği için öyledir. Şair bunu bilir, bunu duyar, bunu görür ve bunu yazar ve bundan da asla vazgeçmez. Eğer böyle değil ise, zaten ortada şiire ilişkin bir mesele var demektir. Şair zihni bir yönden de taş yontucusu gibi çalışır. Hangi taşı hangi damardan parçalayacağını önceden bilir. Ve o bir mühendisten ayrıdır ve ondaki mühendislik salt hesap değildir.

Şiirinizde uygarlaşmanın insani değerleri zedelemisine karşı itirazlar olduğunu söyleyebilir miyiz?
İsterseniz buna uygarlaşma demeyelim. Çünkü bu kelimenin olumlu çağrışımları var. Sebebi tarihsel köklere uzanan, bireyler ve toplum olarak hem dünya ile ortak hem de kendimize has zedelenmelere sahibiz. Her şeyden önce ortada temel bir kopukluk var ve modern şiirimizi bu kopukluğun özgün bir yorumu gibi de okuyabiliriz. Benim bakışım hem bu süreğin içindedir hem de kendi zamanının gözlem ve duyuşlarına sahiptir. Yine izninizle “itiraz” kelimesini de tek başına yeterli bulmadığımı ifade edeyim. İtiraz daha çok günlük bir tepki olarak algılanıyor. Şiirin bakışı günlük değil ruhsal ve tarihsel olmalıdır. Bizim ıstırabımız yazdıklarımızı bugün derinliğine okuyup tahlil edebilecek ve toplumla paylaşacak aktörlerden mahrum oluşumuzdur. Türk şiiri yalnız bırakılmıştır ve bu yalnızlık romantik bir durum değildir. Ayrıca bizim yazdığımız şiirin, dünden ayrılan temel bir yönü de ideolojik kalıp ve yönlendirmelerden uzak durmasıdır. Bugünün şartları ontolojik ve kadim dikkatleri daha da önemli kılmaktadır ve insanın insanı tehdit etmesi noktasal olmaktan çıkmıştır ve hiç kimse diğerinden daha güvenli halde değildir. Tehdit öznenin doğasına ve ruhuna yönelmiştir. Diller, kültürler, tabiat, yerle gök arasında tarihte oluşmuş ve oluşacak bütün değerler için geçerlidir bu. Biz şiirden ödün vermeden, insanı ve insanlığı bulunduğu şartlar içerisinde doğru kavramalıyız ve onu büyük bütünlük ve sürekliliğin içinde tutarak yüceliğin, iyiliğin ve estetik algının sürekliliğini yaşatmalıyız. Biz bir devrim peşinde değiliz ama eğer insan düştüğü yerden kalkacaksa bu şiir yoluyla olabilecektir. Şiirimde bu yönde açılımların izleridir sanırım itiraz olarak nitelendirdiğiniz.
Şairin ve okurun psikolojisiyle, ontolojik durumuyla şiiri birlikte düşündüğümüzde şiirin ne gibi bir etkisi olabilir şair ruhuna? Arındırma, kışkırtma vs.
Şair de bir okuyucudur. Okuyucu olarak kendisinden evvelki ve kendisiyle birlikte yazılan şiire özel bir dikkati vardır. Buna tanıma ve beslenme de diyebiliriz. Şairin önüne yığılan toplam belki başlangıçta onu hem heyecanlandırır hem de tedirgin edebilir. Hele bizim şiirimiz gibi köklü ve zengin bir birikim söz konusu olduğunda şairin zihni iyice karışabilir. Ama şair hızla, zaman kaybetmeksizin bu psikolojiden çıkabilen insandır çünkü okuyucu kendi zevkini kurmanın peşinde iken şair kendi şiirinin sesi ve dünyasının keşfi içindedir. Bir süre sonra, eser verdikçe, o da, içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre, okuyucuların alternatiflerinden birisi olacaktır. Şiirin güçlü olduğu devirler biraz da okuyucu ve şair arasında kendiliğinden gelişen, kültürün kendi içerisinden geliştirdiği mekanizmalarla canlı tutulan etkileşimlerin yoğun olduğu dönemlere denk gelmiştir. Bugün tek taraflı bir yalnızlıktan söz ediyorum ben. Okuyucu gevezeleşmiş, şair terk edilmiştir. Şair, normal şartlarda toplumun üstleneceği paylaşım duygusunu kendi yalnızlığı içinde yaşatmak durumundadır çünkü yukarıda sözünü ettiğim kopuş ve kopukluğun şiddetini daha çok şair duyar hale gelmiştir.
Şair bir yandan kendi yazdığı şiirin ontolojik, teknik ve estetik problemleri ile uğraşırken bir yandan da belki peygamberâne bir şiddetin muhatabına dönüşmüş olmanın sabrını taşıdığını görecektir. Arınacak birisi varsa o olacaktır, ayağa kalkacak birisi olacaksa yine o. Ağlayacak birisi varsa yine o, susacak birisi varsa yine o. Bunları söylerken okuru aşırı yücelttiğim sanılmasın. Ben okurdan şiirin dünyasına teşne ruhları kastediyorum. Kitap ve dergi alanların sayısını değil. Dünyaya şair ve şiirin gözüyle bakmaya aday olanlar yani.

Evvel’deki şiirlerden yola çıkılarak önümüzdeki dönemde uzun soluklu bir şairin, dünyanın ve bu dünyadaki insanın gidişatını deşmeye ağırlık veren bir şairin görüleceği, Ömer Erdem’in böyle şiirlere imza atacağı söylenebilir mi?
Sanırım bu soruyu biraz da, Kitap-lık dergisinin Haziran sayısında yayınladığım “9. Kat” şiirinden hareketle sordunuz ki bence haklısınız. Evvel yayınlandıktan sonra yazdığım ve yayınladığım ilk şiir “9. Kat” ve ben o şiirimi çok önemsiyorum. Sanırım bu kitaptan sonra evrildiğim istikametin izlerini taşıyor olabilir. Kendimi ve okuyucuyu koşullamak istemem ama gerçekten bu tür duyarlıkların eşiklik ettiği şiirler yazmayı istiyorum. Bu benim şiirimde zaten var olan bir damar ve ben bu damarı geliştirmek, büyütmek isterim.


<<geri dön

Ana Sayfa