Tenimde ısırıklarla gezerdim yanık yamaçlara yankılı, hep bir zambağın aralıklarına doğru. Yeşil miydi kökten direten dişil anaforunda, sarı sapsarı diliyle deli bir gezegen mi? Kuleler kurardım, zamanaşırı, harfleri eğri, bükük alfabeyi ona diker iğneleriyle kanardım. Tekildi kule, bağımsız. Ona sorar sarılır, onunla sargılanır sorgulanırdım. Harfler bakışımsızdı, kendinden sökün, yıkılmak öncesi, kalıntıya teğet bir kamaşmaydı. Göz bulanık gözden ırak göz içinde. Kulem gök uzundu, zambak asmaya teğet. Asma filizlenir yapraklanır asma köprüler kurgular darağaçlarından ip kopartır filsiz ve fiilsiz o kadim intihargitmekölümü kuruturdu. Dişi filler çekilirdi bataklıklardan. Görmüyordum harfleri zambağımın kökü karanlık. Karakutu Uzun kıyının ufalanmış kayalığı. Perslerin savaştığı denizlerden öte lacivert eskil, buzul çağının devriği uzun sakallı uzun yüzlü adamlar beklerdin. Uzun sırtlı tek kişilik kayıklarıyla bir çağı kapatıp bilge, özsularıyla çözülüp gelsinler dilerdin. Eski denizin tarihini ufalar, ufkuna kırık taşlar dizerdin. Güneş böyle yeni, böyle kadim ve sır dökmüş, kıyına yakın, ekseninden kırılmış alevli saldırsın, isterdin. İstek bir zaaf değildi sende, karakutunun turuncusu ayinsiz manastırın yamacı, demir dilli uzak penceresiydin. Gezegenleri dinlerdin, kutupyıldızı sislense sen ıslığını sesler kendine bağlı kılardın bir takımyıldızını. Kutuplarda sıkışmış balıklar çıkardı kuytuluklarından. Esrik bir yarımada olgunlaşırdı esir düştüğün Sirenlerden.
|
|||||
| <<geri dön |
|
||||