Üç Dilde Yazar Feyyaz

Güven Turan


1950’li yılların başlarında, özellikle, Yeditepe, Yenilik, Ufuklar, Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi gibi dergilerde yeni bir isim dikkat çeker. Bir yandan, gününün önde gelen İngiliz şairlerinin çok başarılı çevirilerinin altındadır bu imza, bir yandan da çok farklı bir yapısı, anlatımı ve dili olan “öykü”lerin: Feyyaz Kayacan. Feyyaz Kayacan’ın İngiltere’de yaşadığı ve çok uzun bir süredir de Türkiye’ye gelemediği bilinmektedir. 1957 yılında, Feyyaz Kayacan’ın Şişedeki Adam adlı “anlatı” kitabı yayımlanır... Yazarın ilk kitabı olarak ele alınır. Oysa, Şişedeki Adam’ın yazarı olan kişinin bu ne ilk kitabıdır, ne de Türkiye’de basılmış ilk kitabı. Taa 1935 yılında bir kitabı basılmıştır. O yıl hâlâ Saint Joseph Lisesi öğrencisi olan yazarın bu ilk kitabı, bir şiir kitabıdır. Tarihsiz olan, kapağında sadece “Basımevi ‘Foks’ Galata” yazan bu kitabın tam başlığı ise şudur: Les Gammes Insolites/ Poemes suivis de Destructions. Ve bir de ad vardır; şairin adı: Feyyaz Fergar. Kitabın basım tarihini Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi (YKY, 2001, İstanbul) “1938” olarak veriyor. Oysa, Feyyaz Kayacan’ın sağlında basılan A Talent for Shrouds (1991) başlıklı kitabının sonunda yayıncısıyla yaptığı konuşmada, ilk kitabının on altı yaşında basılmış olduğu belirtilir bu da, Feyyaz Kayacan 19 Aralık 1919 doğumlu olduğu için 1935’e denk gelir. Elbette bir Rimbaud ile karşı karşıya değiliz bu kitapta ama gene de yer yer şaşırtıcı canlılıkta imgelerle, özgün metaforlarla karşılaşırız. Sıradan bir on altı yaş kitabı değildir. Hatta, şiirlerin adları bile yaşına göre aşkın bir şiir zevki ve kültürü olduğunu belli ediyor. O tarihte, hadi diyelim Baudelaire bilinen bir addı ve pek çok Türk şairini de etkilemişti ama “Hymne à Kleist”, “Mallarmé”, “Rimbaud”, “Variations sur deux vers de Paul Valery”, “Faust” gibi şiirleri okuma düzeyinin sıradan bir okurun çok üstünde olduğunu göstermektedir. Başlıktaki “Destructions” bölümüyse tümüyle düzyazı şiirlerden oluşur. Bunlar Servet-i Fünun “mensur şiir”inin ötesinde, Baudelaire’den çok Rimbaud’ya yaklaşan düzyazı şiirlerdir.
Fayyaz Kayacan’ın ikinci kitabı da bir şiir kitabıdır: Gèstes à la Mer. Bu kitabı da 1943 yılında, Londra’da The Grey Wall Press tarafından yayımlanmıştır. (Yukarıda sözünü ettiğim ansiklopedide bu kitabın yayım tarihi 1939 olarak verilir ama benim elimdeki kitapta tarih açık açık belli: 1943.) İkinci Dünya Savaşı’nın en kanlı döneminde, İngiltere’de, hem de bir Türk’ün yazdığı Fransızca bir şiir kitabı! Bu, bugün için bile inanılmazdır! Kitabın bir de İngilizce önsözü vardır. Bu önsözde James Kirkup (uzun yıllar Japonya’da, Kyoto Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı hocalığı yapmış ve 1970’lerden başlayarak İngiliz şiirine Hayku’yu sokmuştur) şöyle der Feyyaz (Kayacan) Fergar için: “Fergar’ın Fransız dilini muhteşem ve son derece kişisel bir şekilde kullanması bize bugün acı bir erişilmezlık içinde olan sevgili bir ülkenin seslerini, yaşamını ve devinimini getirmektedir. Aragon kısa bir süre önce günümüz Fransızlarının ve Fransa’nın çağdaş görünümünü yoğun ve yalın bir şekilde sunmuştu; ne var ki onun yaygın politik göndermeleri ve zorlayıcı retoriği bu şiirlerde bulunmuyor. Fergar Fransız şiirinin özünü veriyor bize, şimdiye ve bütün zamanlara ait olan özelliğini, tartışmadan ve yorumlamadan.”
İlk kitaba göre bu kitaptaki şiirler bizim alışık olduğumuz, ironi ile humorun sarmalında gerçeküstücü bir imge dünyasını veren Feyyaz Kayacan diline çok daha yakındır. Fransızca da olsa, “Hiçoğlu” dilini bulmuş görünüyor. Kitabın yayımlanışında, hakkında çıkan olumsuz bir yazıya, İngiltere’deki Gerçeküstücüler karşı çıkıp Feyyaz Kayacan’a destek verip kitabı da övünce, “gerçeküstücü” diye anılır bir süre.
Başta da belirttiğim gibi, 1950’li yılların başlarında Yeditepe dergisine “Londra Mektubu” yazmaya başlar. Kendi deyimiyle elini alıştırınca da “Sığınak Hikâyeleri”ni yazmaya ve yayımlamaya başlar. Ve artık Feyyaz Fergar değil, Feyyaz Kayacan’dır. Üstelik İngiliz vatandaşlığına geçmiştir. Yukarıda sözünü ettiğim konuşmada, Türkçe yazmaya başlamasını bu uyruk değiştirmenin verdiği sarsıntıya bağlar Feyyaz Kayacan... İkinci kitabı, Sığınak Hikâyeleri (ki Şişedeki Adam’dan önce yazılmıştır) 1963 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü alır ve öykücü kimliği artık baskındır Türkiye’de.
1970’lerde Türkçe şiirler çıkmaya başlayınca, bir okur tepkisi yarattığını anımsıyorum. Önceki şiir serüveni bilinmediği için, bir öykücünün benzerlerine arada bir rastlanılan şiir yazma hevesi gibi görüldüğünü anımsıyorum... 1976’de basılan Kaşık Havası bile onun şiirdeki özgünlüğünün fark edilebilmesine olanak tanımamıştır. Oysa bu şiirlerde Feyyaz Kayacan öykülerdeki imge zenginliğini, özgün metafor kullanımını, ironi ve humorla harmanlanmış bakış açısını yoğunlaştırmaktadır. Gerçekten özgün ve sağlam şiirlerdir bunlar. Benim Örümceğim Başka (1982) bir önceki kitabındaki çizgiyi daha da olgunlaştırarak sürdürür.
Feyyaz Kayacan 1939’da İngiltere’ye gitmiş ve taa 1950’ler sonuna kadar da (hatta 1960’lara kadar belki) Türkiye’ye gelmemiştir. BBC Türkçe Yayın Servisi’nde çalışıyor oluşu nedeniyle Türkçeyle ilişkisini sürdürse de yaşam dili İngilizce olmuştur. İki kez evlenmiş, bir çok (!) çocuğu olmuştur ve ne karıları ne çocukları Türkçe konuşmuştur. (Sadece son çocuğu Miriam/Meryem’e tam Feyyaz Kayacan’a uyar bir davranışla Türkçe küfür etmeyi öğrettiğini eklemeliyim). Diyeceğim o ki, Feyyaz Kayacan, onca yıl İngilizce ile yaşamasına karşın, İngilizce yazmamıştır, taa 1980’lerin sonuna kadar. A Telent for Shrouds’daki, yayıncısıyla yaptığı söyleşide, İngilizce şiir yazmaya nasıl ve neden başladığını şöyle anlatıyor: “Birkaç yıl önce Daniella Hope beni Nottingham’da çıkan Zenos adlı dergi için küçük bir çağdaş Türk şiiri antolojisi yapmaya çağırdı. Birbirini izleyen iki sayıda yayımlanan kırk şiir çevirisi verdim. Bu arada da birkaç tane de İngilizce yazdığım kendi şiirlerimden verdim. Bana yazdığı mektupta ‘Senin zımbırtıları sevdim,’ diyordu. Şiir demiyordu, ‘senin zmbırtılar’ diyordu. Bu beni çok rahatlattı. Onunla buluştuğum zamanlar cebimde birkaç şiir bulundurur oldum, onu selamlamak için. İşte böyle başladı.” Bu sözlerde kesinlikle doğruluk payı olmakla birlikte Feyyaz Kayacan’ın o tanıyanların çok iyi bildiği hayata ironik bakışı da bulunuyor. Abartıyı severdi Feyyaz Kayacan. Kitabın önsözünü yazan William Oxley onu René Char’ı da iyi bilen, Robert Graves, Roy Campbell çizgisinde ama kendisine has bir dili olan çağdaş bir romantik olarak adlandırıyordu.
The Bright is Dark Enough, öldüğü sene, yani 1993’te basıldı. Bu kitabındaki şiirlerden büyükçe bir parçası, ölümünden hemen önce yazdığı şiirlerden oluşuyordu. Her zaman, en alaycı anında bile, en eleştirel olduğunda bile şen şatır bir yazar olan Feyyaz Kayacan bu şiirlerinde bir hayli karanlık bir ruh durumu sergilemektedir. Bu şiirler tam anlamıyla Feyyaz Kayacan’ın ya da Feyyaz Fergar’ın son verimidir.
Özetleyecek olursam: Fransızcası üzerine kesin bir şey söylemeye yetkin görmüyorum kendimi, Fransızcamın düzeyi nedeniyle ama Türkçe ve İngilizce şiirlerinde bu dillere kendi haklarını sonuna kadar verdiğini, dilleri zenginleştirdiğini, hatta bu dilleri ateşlediğini rahat rahat söyleyebilirim.


<<geri dön

Ana Sayfa