| “Felaketlerin formüllerini bilmiyorduk”
|
| |
|
Ahmet Güntan: Ben senin şiirinin en yakın tanıklarından olduğum için, kendi soracağım soruların güncelliğinden şüphe duydum, tanıdığım genç şairlere rica ettim, onların sana sormak istedikleri birer soruyu yanımda getirdim. Yine de benim bir sorumla başlayalım. Ne zaman senin söylediğin anlamlı bir sözden çok etkilenmiş bir insan görsem şunu düşünürüm: keşke arkasından gelen kahkahayı da duyabilseydin, o zaman Lale Müldür’ü daha iyi anlardın.
Ultra-Zone’da Ultrason kitabında bu kahkahaları herkesin duyacağı bir hale getirdin, doğru mu bu düşündüğüm?
Fatih Özgüven: Ben de bu ‘Lale Müldür kahkahası’ meselesini önemserim; daha çok Divanü Lugat-it-Türk kitabında. Bunun çok görülmediğini fark ediyorum. Başkalarının ne kadar farkında olduğunun, hatta Lale’nin bunu duyurmak için bir şey yapıp yapmadığını da merak ediyorum.
Lale Müldür: Duyurmak için hiçbir şey yapmıyorum. Sadece kahkaham söylediğim şey ne kadar ciddi ve gerçeklik içi olursa olsun, hiçbir şeyin büyük bir ciddiyetle söylenmesi yakışık almadığından ilettiğim bir tarz. Kendime ve çevremdekilere tabii. Bir dalga geçiş ânıdır kahkaham.
FÖ: Sence başkalarına tam olarak geçiyor mu? İnsanlar daha çok büyük söz arayışı ya da peygamberce bir eda ile ilgilendikleri için…
LM: Zekilerse geçer.
AG: Son kitabında bunu daha belirginleştirmeye çalışıyorsun.
LM: Doğru. Çalıştığım bir şey. Ama kim, ne kadar anladı, bilemiyorum.
FÖ: Benim aklımda özellikle Divanü Lugat-it-Türk var. Orada kahkahayı kesintili, küçük parçalar halinde değil de kesintisiz, lirik, büyük bir parça halinde yazdığın için. “Ali McGravv” bölümlerini hatırlıyorum, çok daha geçtiğini düşünüyorum okura. Orada kesintisiz, büyük bir parça gibi gidiyor şiirin. Öyle giden başka kitabın var mı?
LM: Romanım var şimdi.
AG: Saatler / Geyikler de var…
FÖ: Evet, doğru… İstersen romanına gelelim buradan. Romanın şiirinden nasıl farklı olacak?
LM: Farklı olmayacak, sadece şiirimdeki temalar daha anlaşılır hale gelecek belki.
FÖ: Sadece düzyazı olduğu için mi?
LM: Hayır, bazı şeyleri açıkladığım için… Bu yüzden, komedisi ve trajedisi daha fazla olacak.
AG: Şiirindeki temalar mı yani?
LM: Evet, daha açık olacak. Bir de Türkiye sorunu var.
FÖ: Tehlikeli değil mi? Kendini iyi hissediyor musun bunu yaptığın için?
LM: Hissediyorum. Evet.
FÖ: Tam da açmamışsındır…
LM: Tam değil ama bayağı açtım.
FÖ: Nereye kadar açtın?
LM: Sonuna kadar açtım, diyelim. Ama şimdi romandan konuşmayalım bence. Yayımlanmadı daha.
AG: O zaman seni okuyan şairlerin sorularına geçeyim. Meşhur Ücra dergisini çıkaran şairlerden biri olan Murat Üstübal’ın sana sorusu şu: “Şiir dışı olduğu düşünülen unsurları kapalı ama yine de şiire ait bir dille şiirsel kılmak sizin ustalığınız. Şiir dışının şiire evrilmesinin sizde bir sınırı (haddi) var mı?”
LM: Arkadaşın gözlemi çok doğru. Çünkü Fransa’da benim şiirime “düzyazı şiir” adını verdiler. Tek başına şiir gözüyle bakmadılar. Öyledir zaten. Bir de “şiir dışı” şeyleri katmaya çalışıyorum. Ancak bir şey çok salak, aptal, ortada, orada ise –o ne olursa olsun– onu almam. Yazının mutlak, anonim ve tek olduğuna inanıyorum. Derrida’nın deyişi ile “Görünmez bir elin yazdığına” inanıyorum. Belki en fazla Rezonans Teorisi’yle açıklanabilecek bir bilgi yüküyle yazdığıma inanıyorum.
Kalıcı olanın yerleştirilmesidir şiir. Bir şey ya bilinir ya bilinmez. Kafada bir kapak ya açılır ya açılmaz. Bunlara uymayanlar ancak ‘aptal şeyler’ olabilir, diyorum. ‘Aptal şey’i de sokarım ama gülmek için.
FÖ: Aptal, orada, ortada olanı sokmam diyorsun. Peki, Derrida’nın bir sözünü aldın şimdi, onu ne kadar ciddi kullanıyorsun? Bir de şiir hakkında konuşurken ne kadar ciddisin?
LM: Şiir ciddi bir konudur.
FÖ: Denge nedir?
LM: Onu sen bulacaksın.
FÖ: Biraz anlat ama?
LM: Dengesi yok işte.
FÖ: Başkalarının teorilerini işine yaradığı kadar kullandığını, bazen sırf isim olsun diye kullandığını düşünüyorum. Doğru mu?
LM: Hayır. Rezonans Teorisi anlatır derdimi.
FÖ: Peki “Derrida’nın deyişi ile ‘Görünmez bir elin yazdığına’ inanıyorum” dediğin zaman karşındaki insan ne anlıyor mesela… Lale Müldür söylediği için ezoterik olup olmadığını düşünüyorum.
LM: Bence ciddi geçiyor. Ben esine bağlı olarak yazıyorum. Yazdıktan sonra doğu mu, batı mı, kuzey mi, güney mi bilmiyorum; tekrar okuduğumda anlıyorum. Dolayısıyla “görünmez bir el”in yazdığına inanıyorum.
FÖ: Ben burada referanslarınla ilişkini merak ediyorum. Yani ne derece gerçek, ne derece etki yaratmak için kullanıyorsun?
LM: Hepsi için birden kullanıyorum. ‘Ah’lı ‘oh’lu, baştan aşağı kafiyeli şiirleri bugünkü konjonktürde çocuksu ve ilkel buluyorum. Daha bütünsel bir dünyaya yakışıyorlar bence. Hiçkimsenin ‘definitive’ anlamda bir şey yaratabileceğine inanmıyorum. Esine bağlanıyorum ben. Yine de şairlerin dellenip dellenip yazmasından ayrı bir şey…
FÖ: “Daha bütünlüklü bir dünya”dan ne kastediyorsun? Böyle bir dünya oldu mu?
LM: Bu kadar parçalanmış bir dünyada hiç yaşamadık herhalde.
FÖ: Ne zamandı?
(...)
|