Cézanne’ın Türk Sanatı-Yazını Üzerine Etkileri /
Sorular, Düşünceler, İzler


Nacmi Sönmez


22 Ekim 1906’da Aix-en-Provence’da vefat eden Paul Cézanne, ölümünün100. yılında dünyanın birçok yerinde değişik etkinliklerle anıldı. Resimlerinin üzerindeki “farklı anlamlılık” henüz açımlanamadığı için, günümüzde de tartışılan, etkisini yitirmemiş bir sanatçı Cézanne. Onun, sanat yaklaşımı artik katlanılmaz bir hale gelen medyanın ilgisini çekmeyen, ilk bakışta sıradanın sıradanı gibi gözüken resimlerinde, olağanüstü bir “algı dünyası”nın vurgulandığını görüyoruz. Alabildiğine kuru, renklerin, çizgilerin, formların ötesinde hemen hemen hiçbir yorumlama ipucunun olmadığı bu “algı dünyası” Cézanne’ı güncel kılan en önemli özelliklerden biri. Bu yazıda, uzun süreden beri üzerine sürekli olarak not tuttuğum Cézanne’ın form anlayışını, izlek oluşturan doğaya bakışını değil, Türkiye’den sanatçıya nasıl bakıldığını, hangi noktaların bu bakışı belirlediğini, bu sayede bir etkileşimin doğup doğmadığını; dahası şimdiye dek gözden kaçan bir perspektifle, Cézanne’ın Türk yazınını nasıl etkilediğini tartışmak arzusundayım. Ressamlar kadar yazarlar, şairler için de ilgi-etkileşim kaynağı olduğundan; Zola’dan, Rilke’den başlayıp Handke’ye, Mario Vargos Llosa’ya uzanan çizgide yazın dünyasının da Cézanne’a özel bir ilgi gösterdiği bilindiğine göre, ressamın Türk yazını üzerindeki yansımalarını sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

<<geri dön

 

Ana Sayfa