Gian Carlo Menotti’nin anısına “Meşhur bir şair şöyle demiş: mimari insanlığın en büyük kitabıdır. Her jenerasyon peş peşe sayfalarına değişik harflerle, bronz veya altın, yazılar yazar; her medeniyet tarihçelerini silinmez harflerle burada yazılı olarak bulur ve tarih onların devrini hiç bir abartma veya yalan olmadan geriye bıraktıkları bu binalardan değerlendirmesini bilir”. Journal de Constantinople 27 Kasım 1858 tarihli sayısında padişahın Dolmabahçe sahiline yaptırdığı yeni tiyatro binasını okurlarına anlatmak üzere kaleme aldığı uzun tanıtım yazısına işte böylesine cesur bir paragrafla başlamaktadır. Sultan Abdülmecid (hükm. 1839-1861) de bu görüşü çok iyi bilen bir padişahtır ki gelecek nesillerce saltanatının anlaşılabilmesi için yeni sarayı Dolmabahçe’ye ilave olarak başkentine bir de tiyatro binası hediye etmiştir. Hatta burayı şahsi zevki için bir bina yerine, başta bale ve opera olmak üzere sahne sanatlarını bünyesinde yetiştirmek ve geliştirmek amaçlı bir okul düşüncesiyle inşa ettirmiştir. Bundan ötürü de Dolmabahçe Sarayı Tiyatrosu’nun inşasında hiçbir masraftan kaçınılmamıştır; amaç küçük boyutta da olsa Avrupai standartta bir sahnenin Boğaz sahiline yerleştirilmesidir. Sonuç ise Paris operası dekoratörlerinden Charles Séchan’ın (1803-1874) atölyesinden çıkma bir mücevher parçası kadar zarif bir salondur. Ancak Journal de Constantinople’un büyük bir heyecanla ebediyete hediye olarak inşa edildiğini duyurduğu Théâtre Impérial de Dolma-Baktché’nin yerinde bugün altı şeritli bir araç yolu var. Yakında buradan tramvay da geçecek. Demek insanlığın bu büyük kitabını yazmak zor, ama ondan bir sayfa kopartmak çok kolay. Nitekim bu sayfa 1937 yılında kopup gitmiş. Daha doğrusu kopartılmış. Ama kopartılmadan önce de pek çok tarihi tiyatromuzun akıbetinde olduğu gibi yakılarak tahrip edilmiş.
|
|||||
|
|
|||||