İki aydır İstanbul’u yaşayan İstanbul Modern Sanat Müzesi Müdürü David Elliot’un öğrendiği kelimelerden biri, belki de ilki “Ah, teşkrlerr...” Mimar Sinan hayranı Elliot, müze görevlisinin kendisine sunduğu ince belli şişko Türk çay bardağındaki çayını keyifle yudumluyor. Her sabah yüzünü yıkarcasına Google posta kutusunun başına geçiyor; gününü ve anını düzenliyor. Geç hazırlanmış ‘makam’ odasının ve üzeri küresel sergi davetleriyle yığılı masasının gerisinde, müzenin İstanbul’a bakışını yansıtan bir dijital baskı fotoğraf panoraması var. Haftalarca Türkiye kültür basınının karşısına çıkmamış olduğu için, gördüğü ilgiden de biraz keyifli ve şaşkın olduğu gözden kaçmıyor. Rahat tavırları, Kapalıçarşı’dan alındığı izlenimi veren kavun rengi şalı ve gündeliğe göz kırpar ılık desenli giyimi, onun İstanbul’u ne kadar benimsediğinin, sivilleştiğinin de bir göstergesi gibi. Geldiği Tokyo’da açtığı ‘Mutluluk’ sergisi ile 750 bin kişiyi Mori Sanat Müzesi’ne çekmiş bulunan Elliot, bir arkadaş gibi her şeyi anlatıyor. Nargile tutkusunu laf arasında gizlemeyen müze müdürü anlattıkça, aslında içindeki profesyonel de ortaya çıkıyor... Kendinden emin ve yavaşça. Sanki İstanbul, Bruno Taut’u da Sinan kadar sevgi ve saygı ile anan Elliot üzerinden –Modern ya da postmodern– yüzüyle bir kere daha hesaplaşacağa benziyor. Bu arada ufak bir not, İstanbul Modern Elliot’a şimdiden dar gelmiş; zira müdürün kafasında müzeyi genişletme fikri çoktan gezinmeye başlamış bulunuyor...
|
|||||
|
|
|||||