Koleksiyonculuğum ve İskambil Koleksiyonum

Metin And


Koleksiyon merakım çocukluktan başladı. Her işimde olduğu gibi burada da beni tutkuyla ilgilendiren, bir sonuca varmak değildi; toplama süreci beni mutlu ediyordu. Onun için de bu süreç beni sıkmaya başlayınca bırakıyor, birikimleri de hemen elden çıkarıyordum.

İlk koleksiyonculuğuma çocukken başladım. Doğayı, kırlık yerlerde tek başıma dolaşmayı çok seviyordum. Karınca yuvalarıyla, örümcek ve ağlarıyla ilgiliydim. Sanki bir araştırmacı gibi karıncaların yuvalarına giden yollarını değiştirir, ya da bir süre için yuvalarının üstünü kapatır, ne yaptıklarına bakardım. Ya da kanatları koparılmış bir sineği örümcek ağına atar, örümceğin ne yapacağını gözlemlerdim. Böceklere bu merakım bende bunları toplamayı düşündürdü. Okul tatillerinde Ankara’ya giderdim. Şimdi işlek bir alışveriş merkezi olan Tunalı Hilmi Caddesi’nde bahçeli evler vardı. Bu evlerden birinde Süreyya Özek adında, saygın yaşlı bir aile dostumuz yaşıyordu. Birbirimizi çok seviyorduk. Kendisi tarım işlerinde uzman bir emekliydi. Dünyaca bilinen bir böcek koleksiyonu yapmıştı (Koleksiyonunu daha sonra Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne bağışladı.). Her gidişimde heyecanla bu koleksiyona bakardım. Böcekleri çekmece gibi üstü camlı kutularda türlerine göre sınıflanmıştı. En zengin kesimi çekirgeler ve kelebeklerdi. Süreyya Özek merakımı görünce bana paslanmaz çelikten çok ince iğneler, kanatları açık şekilde kelebekleri tutacak ortası oluklu bir tahta, dibinde böcekleri çırpınmadan, birden öldüren bir madde bulunan yuvarlak bir kutu verdi. Böylece ben de böcek toplamaya başladım. Ancak bu koleksiyonculuğum kısa sürdü. Çünkü bu böcekleri canlıyken sevdiğimi anladım, böyle ölmüş böcekler benim için anlamsızdı. Ayrıca onları toplamak için uzun süre kırlık bayırlık yerlerde dolaşmak gerekiyordu, buna da olanaklarım elverişli değildi.   [...]

 

<<geri dön

 

Ana Sayfa